Taş Tepeler’de kurumsallaşan bu kastik hiyerarşik zihniyet, zamanla tarım toplumunun kurumsallaşmasıyla özel mülkiyet duvarlarını örmüş ve bizim ilk mülkiyet nesnesi hâline getirilişimiz, toprağın çitlerle çevrilmesinin de zeminini hazırlamıştır. 18. yüzyıldaki Sanayi Devrimi ile birlikte bu sömürü daha da katmerlenmiş; kapitalizm bizleri fabrikalarda ucuz yedek iş gücü olarak kullanırken, ev içindeki karşılıksız bakım emeğimizi sistemin ayakta kalması için zorunlu bir hibe...
Son yıllarda çocukların bulunduğu bazı kurslar, yurtlar ve dini yapılanmalar üzerine yürütülen tartışmalar, bu sorunun ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Bu alanların etkili biçimde denetlenmemesi, çocukların güvenliğini ciddi biçimde tehlikeye atmaktadır. Kapalı cemaat ve tarikat ilişkileri içinde ortaya çıkan istismar vakalarının çoğu zaman görünmez hâle gelmesi ya da üzerinin örtülmesi, yalnızca bireysel suçları değil; aynı zamanda kurumsal sorumlulukları da gündeme...
Dünya’da ve Türkiye’de kadınlar, ev içi iş ve bakım emeğinin ezici çoğunluğunu üstlenmektedir. TÜİK Zaman Kullanım Araştırması’na (2019) göre; kadınlar günde ortalama 4–5 saatini ücretsiz ev ve bakım işlerine ayırırken, erkeklerde bu süre yaklaşık 1 saatin altındadır. Kadın emeği sömürüsünün en yoğunu bu evlerde gerçekleşir. Üstelik bu emek, “sevgi”, “annelik” ve “sorumluluk” gibi kavramlarla romantize edilerek görünmez kılınır
Dünyanın en “değişik” hikayesine sahip olan bir kadının dahi hikayesi, tam da hatta sadece bu kadınlığından sebep, diğer sayısızcasının deneyiminin yanına eklenecektir. Neyse ki en yaygın ve, iyi ki deyimle, kadın sadece kadındır. Lakin, anlaşılan odur ki, bu kesişimi, kimin hangi kavramı kendisine göre nasıl eğip büktüğünü bir kez daha biraz irdelemek gerekmektedir
Bir takvim yaprağı. 21 Mayıs Cuma. Yıl 2021. Üzerine tükenmez kalemle şöyle not alınmış: “Kocaeli — işkenceyle zorla süngerliye alındığım gün — bugünü unutma. Gerçek düşman kalesidir hapishaneler.”