2025 yılında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 10. yargı paketine dair “boşanma davaları, tazminat ve nafaka konuları ile ilgili aile arabuluculuğu sistemini getirmeyi planladıklarını” açıklamıştı. Mahkemelere gitmeden önce boşanma ya da evliliğin devamına aile arabuluculuğu karar verecekti. Malum Aile Yılı’nın ilanı yapılmış ve Aile Bakanlığı ile iş birliğinde Adalet Bakanlığı da kadınların kazanımlarını tırpanlayacak bir paketin hazırlığındaydı
Eğitim, işe erişim, çalışma hayatı, siyasal katılım ve gelir paylaşımında cinsiyet eşitliğinin olmadığı bir ortamda “milli ailemizde kadının yeri evidir”, “şu kadar çocuk doğurulmalıdır” gibi söylemlerle eğitim ve çalışma hayatının dışında bırakılan kadınlara, evliliğin boşanmayla sonlanması durumunda farklı, eşin ölümü nedeniyle sonlanması durumunda ise farklı davranılması, Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi’ne (CEDAW)...
Bir ülkede her yıl yüzlerce kadın en yakınındaki erkekler tarafından öldürülürken aileyi güçlendirmekten söz etmek ne kadar anlamlıdır?
Karşımızda uluslararası sözleşmeleri yok sayan, demokratik değerlerle değil ebedî iktidar uğruna her şeyi yozlaştıran bir güç var. Bu güç ve onun yarattığı yozlaşmalara keskin bir neşter vurulmadan herhangi bir alanda sorunların çözülmesini beklemek boşa zaman ve enerji kaybından başka bir anlama gelmeyecektir
Ekonomik şiddetin görünür kısmı kadının çalışmasının engellenmesi, gelirine el konulması ya da ekonomik kaynaklardan mahrum bırakılmasıdır. Oysa ekonomik şiddet en çok kadının zamanına, geleceğine, hayatına el konulmasıdır. Bir kadının iş ve yaşam planlarını sürekli ertelemek zorunda kalması, mesleğinde ilerleyememesi, çocuk bakımının asli sorumlusu olarak görülmesi, yaşlı bakımının doğal yüklenicisi sayılması da ekonomik şiddetin parçalarıdır
Evet, korku iklimi derin. Evet, öğrenciler, kadınlar ve gençler üzerinde sistematik bir baskı var. Fakat bütün bunlara rağmen kadınların birbirine anlattığı her hikâye, sessizliği yırtan her söz, yan yana gelişimiz ve “peşini bırakmayacağız” deyişimiz bu karanlığın içinde açılan bir gediktir Dersim, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet aklının sürekli hedefinde tutulmuş; katliamla, sürgünle, zorunlu iskânla, asimilasyonla, karakolla, okul politikalarıyla, yasakla ve korkuyla...