Kadın cinayeti haberlerini kimlerin okuduğuna, bu haberlerin kimlerin dikkatini çektiğine ilişkin bir araştırma var mı, diye düşünüyorum. Kaç erkek, bir kadının öldürüldüğünü öğrendiğinde haberin devamını okuyor? Kaçı failin kim olduğunu, daha önce kaç kez şikâyet edildiğini, hangi koruma kararlarının uygulanmadığını merak ediyor? Kaçı bir sonraki gün hatırlıyor?
Hafıza mücadelesi tam da burada adalet mücadelesinin ayrılmaz bir parçasına dönüşüyor. Çünkü kadınların ölümünün ardından başlayan sessizlik, yalnızca toplumsal unutkanlıktan kaynaklanmıyor. Hakikatin eksik bırakılması, dosyaların kamuoyu gündeminden düşmesi, kadınların isimlerinin yalnızca ölüm haberleriyle anılması ve her yeni cinayetin bir öncekini görünmez kılması, şiddetin sürekliliğini perdeleyen bir toplumsal hafıza yaratıyor
Peki, biz hangi barışı konuşuyorduk? Bu nasıl bir barış iradesidir? Hangi Cumhuriyeti birlikte demokratikleştirecektik? Devletin demokratikleşme anlayışı bu mu? Barış ve Demokratik Toplum Süreci başlayalı 19 ay 28 gün oldu. O günden bu yana zihnimi meşgul eden yüzlerce soru var. Silahlar sustuğunda, gözaltılar azaldığında, kayyımlar gittiğinde ve siyasetin dili biraz olsun yumuşadığında savaşı bitmiş mi sayacağız? Savaşın adı değişirken görünür...
Jineolojî’nin etik-politik bir yaklaşım olarak ele alınması, bilgi ile yaşam arasındaki bağı görünür kılar. Bu çerçevede kadın özgürlüğü, yalnızca kadınların mevcut kurumlarda daha fazla yer edinmesi veya eşitsizliğin bazı sonuçlarının giderilmesi meselesi değildir. Hukuki eşitlik, ekonomik bağımsızlık ve siyasal temsiliyet önemlidir; ancak kadınların yaşamını belirleyen köklü toplumsal kabuller ve iktidar ilişkileri sorgulanmadığında bu kazanımlar tek başına özgürleşmeyi sağlayamaz.
Fail, uyguladığı şiddetin sorumluluğunu kadına yükler: “Sen beni kışkırttın”, “Daha iyi bir eş olsaydın böyle olmazdı” gibi söylemler zamanla kadın tarafından içselleştirilir. Kadın, yaşadığı şiddetin kaynağını kendi “yetersizliğinde” aramaya başlar. Bu durum, özsaygının yitirilmesine ve karar alma mekanizmalarının yok olmasına yol açar. İçinde yaşadığımız, en yakınlarımızla paylaştığımız mekân olan ev, patriyarkal sistemin ve erkek egemen zihniyetin gölgesinde çoğu zaman en...