“Öyle bir söz söyle ki ben, yaşam, özgürlük, sevgi ve adaletle içkin aşkın bilgesi olsun, JİN olsun.” Mezar taşında bu söz yazılı Nagihan Akarsel’in. Bir yoldaşı onu tarif etmiş: Aşkın bilgesi… Yaşamı anlam dolu, anlamda yaşayan Nagihan, yüklediği anlamı söze dökmeyi de en iyi bilenlerdendi. Hiçbir şeye tesadüf diye bakmaz, yaşadığı, gördüğü, dinlediği, karşılaştığı her olayı yorumlar, kimine büyük anlamlar...
Gurbetelli Ersöz’ün bilimle başlayıp gazetecilikle devam eden, haber odalarından savaşın ortasına uzanan 32 yıllık hayatı, 1990’ların Türkiye’sinde hakikatin peşinden gitmenin yalnızca bir meslek değil, bedeli ağır bir tercih olduğunu gösteren bir tanıklığa dönüştü Bir gazetecinin hayatını anlatırken çoğu zaman doğduğu yeri, aldığı eğitimi, çalıştığı kurumları ve yaşamındaki önemli tarihleri sıralamakla yetiniriz. Ancak bazı gazetecilerin hikâyesi bu kronolojinin çok ötesine geçer....
Kadın gazetecilerin müdahalesi, medyadaki dile ve kelimelere sıkıştırılan iktidarı görünür kılıp ona karşı bir mücadele yürütmekti aynı zamanda. Ve kadın gazeteciler bunu bir düzeyde de başardı Gazetecilik, yalnızca bir haberi anlatmak olmadığı gibi, kullanılan dil de yalnızca bir dil değildir. Haberi nasıl görürseniz, neyin daha önemli olduğunu, kimin görüleceğini ya da sesinin duyulacağını da belirlemiş olursunuz. Algıyı, kurguladığınız dile göre...
Bir ülkenin geçmişiyle yüzleşmesi, geçmişte yaşananları yalnızca anlatmakla kalmayıp kendi kurumlarının işlediği ya da sorumluluğunun tartışıldığı suçlarla yüzleşmekle başlar. Ölülerin isimlerini söylemekle. Annelerin yasını tanımakla. Devletin işlediği ya da sorumluluğunun tartışıldığı suçları yalnızca “geçmiş” diyerek kapatmamakla Bazı geceler vardır, sabah olmaz. Bazı olaylar zamana sığmaz. Takvim değişir, yıllar birbirini kovalar, çocuklar büyür, evler yıkılır. Mahkeme salonlarında dosyalar açılır, kapanır. Kâğıtlar...
Feminizme göre insanın arşını insandır. Terazinin kefeleri salt bunu tartar. Savunduğu eşitliğin elbette ki karşılık geldiği şey ise bedensel ya da ruhsal bir denklikten ziyade, topluluk olmaktan kaynaklı ortaya çıkan herhangi bir şeye erişim eşitliğidir Feminizm her şeyden önce bir toplumsal örgütlenme önermesidir. Onu kaba bir erkek düşmanlığı olarak ele alanları, en azından bu yazı temelinde tarihin bir yerinde bırakarak...