Kapitalist sistemde üretim süreçleri, toplumsal ihtiyaçlardan bağımsız olarak kâr odaklı biçimde örgütlenir. Bu durum, yaşamı mümkün kılan faaliyetlerin ekonomik değer dışında bırakılmasına yol açar. Oysa üretim ile yaşamın sürdürülmesi arasındaki bağ koparılamaz. Bu nedenle emeğin yeniden örgütlenmesi, yalnızca üretim süreçlerinin değil, toplumsal yaşamın bütününün yeniden kurulmasını gerektirir Yaşamın sürdürülmesini mümkün kılan emek, görünmez kılındıkça sömürü derinleşir; özgürleşme ise bu emeğin...
Bakım emeğini bedavaya getirmek burjuva devletler açısından vazgeçilmezdir. Kapitalizmde bütün bu tüketici işler kadının sırtına yıkılmıştır. Ataerkil kapitalist sistem dayattığı politikalarla, güvencesiz çalışmayla ücretsiz bakım emeği “görevlerini” bir arada sürdürecek, aile kurumunu ayakta tutabilecek, en aza ve en zor olana boyun eğecek, böylece ücretlerin de en alt sınıra çekilmesinin yükünü omuzlayacak bir kadın profili yaratmanın, yaratılmış olanı daha da derinleştirip...
“Gurbetelli’yi o dönem Genel Yayın Yönetmeni yapan mücadelenin geldiği aşamaydı ve bugün kadın ajansları ve TV’leri oluşmuş ise bu da o süreçte verilen emekten bağımsız değil.”
Kadınlar, kapitalist modernitenin hem tahakküm hem de tüketim süreçlerinde en yoğun sömürüye maruz kalan kesim olmasına rağmen, aynı zamanda bu sisteme karşı alternatif yaşam biçimlerini en somut şekilde kuran toplumun özneleridir. Özellikle kırsal alanlarda kadınlar, kapitalizmin bireyci, rekabetçi ve tüketim odaklı yaşam biçimine karşı dayanışma, paylaşım ve kolektif üretimle şekillenen komünal bir yaşamı sürdürmektedir
"Çocuğun gördüğü düştür barış. Ananın gördüğü düştür barış. Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış." *Yannis Ritsos Düşündürdükleriyle barış, yaşamın birlikte örülmesidir. Birlikte yaşamanın dilini yeniden kurabilme cesaretidir. Bu sebepten barış, henüz kurulmamış bir dünyanın ihtimalini hep taşır. Feminist araştırmacı ve barış aktivisti Cynthia Cockburn’a göre sorun savaşın kendisi kadar onu mümkün kılan şiddet sürekliliği ve bu sürekliliği besleyen, ötekileştirme biçimleridir....
Distopyalarda kadınlar genellikle katı bir hiyerarşiye tabidir. Bu hiyerarşi hem cinsiyet hem de ekonomik statü üzerinden kurulur. Toplumun en alt tabakasındaki kadınlar ağır işlerde çalıştırılırken, üst tabakadakiler sistemin devamlılığı için tüketime ve yüzeysel zevklere hapsedilir. Cesur Yeni Dünya’daki Betalar buna örnek oluşturur. Modern distopyalarda bile kadınların eğitimden uzaklaştırıldığı veya sosyal hayattan tamamen silindiği bir eve dönüş teması sıkça işlenir.