Kadınların emeğine, bedenine ve iradesine sahip çıkmasının ancak kapsamlı bir özgürlük mücadelesiyle mümkün olduğu anlayışı, Rojava Kadın Devrimi’nin temel yaklaşımlarından biri hâline gelmiştir
Rojava’da cinsiyet temelli eşitliğe dayalı bir sistemden, kadınları her anlamda örten, karanlığa hapseden bir aklın sistemine Rojava’da özgür yaşamı tatmış kadınların geçmesi mümkün mü? Öyle bir şeyi zaten Rojava Devrimi içerisinde kendisini bulan hiçbir kadın kabul etmez. Temel talepleri de kendi bölgelerinde özgünlüklerini koruyarak yaşamak
20 Temmuz 2015 sabahı Suruç’ta yaşanan tam da buydu. Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde toplanan gençler yalnızca bir yolculuğa hazırlanmıyordu. Savaşın yıktığı Kobanê’ye oyuncaklar, kitaplar, fidanlar ve dayanışma götürmeye hazırlanıyorlardı. Yanlarında taşıdıkları yalnızca yardım malzemeleri değildi; yeniden kurulabilecek bir geleceğe duydukları inançtı. O sabah konuşulan dil, bütünüyle gelecek zamandı
Kolombiya basını ve hükûmeti, barış sürecinde nefret söylemini azaltmak için gazetecilere yönelik kılavuzlar hazırladı. “Yok etmek”, “temizlemek”, “ezmek” gibi askerî fiillerin yerini “uzlaşmak”, “onarmak” ve “birlikte yaşamak” aldı. Apartheid rejiminin yıkılmasının ardından Nelson Mandela ve Tutu liderliğinde kurulan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, dili tamamen dönüştürdü “Dilin silahsızlandırılması” ifadesi, sadece estetik bir başlık değil; aynı zamanda dilin toplumsal inşadaki gücünü gösteren...
Faşizmin psikolojik temelleri de burada saklıdır. Faşist de narsist gibi kendinden başkasını sevmez. Herkes onun gibi olsun, onu sevsin, onun güzelliğinden bahsetsin ister. Bu da gerçekleşmezse kendi kendini yücelten bir düşünceye sahiptir. İçsel olarak, bu düşüncelerinden ötürü bir yok etme güdüsü taşır. Kendine dönük, kendini tüm bir yaşam merkezi gören kişi, iktidarsal grup ya da monarklar bir başkasını çok kolay...