Bosna-Hersek’ten Ruanda’ya, Irak’tan Suriye’ye kadar pek çok çatışmada kadın bedenine yönelik sistematik saldırılar belgelenmiştir. Birleşmiş Milletler’in çatışmalarda cinsel şiddete ilişkin raporları, tecavüzün, çıplak teşhirin ve cenazeye yönelik kötü muamelenin birçok durumda bireysel taşkınlıklar değil, toplumu yıldırmaya yönelik savaş yöntemleri olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır
Maden projeleri, GES’ler ve HES’ler, barajlar, orman kıyımları ve güvenlik politikaları nedeniyle meralar, yaylalar, su varlıkları ve ormanlar kullanım dışı kalmaktadır. Bunun yanı sıra endüstriyel tarım politikaları ve sermaye lehine yeniden yapılandırılan tarımsal üretim modeli, küçük üreticilerin üretimden dışlanmasına ve kendi topraklarında geçimlerini sağlayamaz hâle gelmelerine neden olmaktadır
Özel savaş politikaları bireyi yalnızlaştıran, toplumsal bağları zayıflatan ve ortak hafızayı parçalayan süreçler yaratırken; demokratik toplum bunun karşısında dayanışmayı, özgür iradeyi, ortak üretimi ve birlikte yaşamı güçlendirmeyi esas alır Savaşlar çoğu zaman silahların, orduların ve cephelerin karşı karşıya geldiği mücadeleler olarak tanımlanır. Oysa modern dünyada çatışmanın en etkili biçimleri her zaman gözle görünür değildir. Bir toplum yalnızca askerî yöntemlerle değil;...
Nitekim yeni müfredatın merkezine yerleştirilen “erdemli insan”, “millî şahsiyet”, “millî ve manevi değerlere bağlı birey”, “huzurlu aile ve toplum” gibi tanımlar ilk bakışta tartışmasız ve olumlu kavramlarmış gibi sunulmaktadır. Ancak eğitimde asıl soru, hangi değerlerin öğretileceğinden önce, bu değerlerin kim tarafından, hangi toplumsal ilişkiler içinde ve hangi siyasal amaçla tanımlandığıdır Türkiye’de eğitim sistemi uzun süredir yalnızca içerik ve yöntem bakımından...
Özel sektörde çalışan eğitim emekçilerine “Düşük ücrete razı olun”, mülakat mağdurlarına “Sınav başarınız yetmez”, KHK’li eğitim emekçilerine ise “Keyfî bir biçimde mesleğinizden çıkarılabilirsiniz” denilmektedir. Eğitim emekçileri bu dayatmaların tamamına karşı çıkmaktadır Siyasal iktidarın toplumu baskı, yoksulluk ve güvencesizlik üzerinden yönetmeye çalıştığı; buna karşılık emekçilerin, kadınların, gençlerin, halkların ve ezilenlerin itirazlarının giderek daha görünür hâle geldiği bir dönemden geçiyoruz. Hayat pahalılığı...