Meselenin çatışma boyutunda çözüme kapı aralayan yeni yasanın, TBMM’de büyük bir konsensüsle çıkmış olması ve toplumsal zeminde karşıt duruş ve söylemlerin sınırlı kalması büyük bir avantajdır. Ancak bu, uygulama aşamasında sorunlarla karşılaşılmayacağı anlamına gelmiyor. Daha da önemlisi bugün “demokratikleşme adımlarını içermediği” gerekçesiyle yapılan eleştirilerin, yarın demokratikleşmenin Kürt meselesi ile bağlantılı boyutu gündeme geldiğinde nasıl bir seyir izleyeceğini de öngören bir...
Kadınlar açısından tek ve homojen bir kategori söz konusu değildir. Çatışmadan etkilenmiş kadınlar, yerel kadın örgütleri, genç kadınlar ve farklı toplumsal kesimlerden kadınların farklı deneyimleri vardır. Hazırlanacak plan bu çoğulluğu güvence altına almalıdır. Kadınların yalnızca kaç toplantıya katıldığı değil, önerilerinin ne kadarının kararlara yansıdığı ölçülmelidir ve ortaya konulan her hedefin sorumlu kurumu, takvimi, kaynağı ve ölçülebilir göstergesi olmalıdır Türkiye, 1...
Demokrasi sadece hukuki düzenlemelerle gerçekleşmez, zihniyet dönüşümü de gereklidir. Farklılıklar kendilerini iyi hissederse, ayrımcılığa uğramazlarsa o vakit siyasal alan içerisinde kendilerini özgürce ifade edebilirler. Çünkü kalıcı barışın sağlanması sadece silahların susması değil, toplumsal kesimlerin, yapıların ortak eşit yurttaşlık temelinde özgürce yaşam sürmesidir
Gerillada, sürgünde, cezaevinde ve ülkede farklı yöntemlerle kadın özgürlüğü için mücadele edenlerin istedikleri zihinsel ve pratik dünyanın artık birlikte nasıl yaratılabileceğine, bilindik ismiyle demokratik siyasete katılımın formüllerini bu öznelerin dahil olacağı yöntemlerle kurmak gerektiğine işaret ediyor. Yani barışı ve demokratik toplumu odağına alanlar, sadece geri dönmeyi değil nereye, nasıl bir yaşama dönüleceğini de bu sürecin çözmesi gereken bir sorun olarak...
Antik Yunan düşüncesindeki aidōs (αἰδώς) kavramı bu noktada dikkat çekici bir ahlaki çerçeve sunar. Aidōs, yalnızca utanmayı değil; insanın hem kendi onuruna hem de başkasının haysiyetine karşı duyduğu sorumluluğu ifade eder. Bu erdem, karşısındaki insanı eksik, edilgen ya da sürekli yönlendirilmesi gereken biri olarak değil, kendi iradesiyle var olan bir özne olarak görebilmeyi gerektirir. Böyle bakıldığında “kendini bil” çağrısı, yalnızca...