Deprem davalarının önemli bir kısmında tutukluluk sürelerinin kısa tutulması, sanıkların hızla adli kontrolle serbest bırakılması ve davaların yıllara yayılması kamuoyunda güçlü bir adalet duygusu yaratmadı. Dosyaların farklı illere dağıtılması, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler ve akademik uyarıların dikkate alınmaması, yargılamaların bütünlüklü bir yüzleşmeye dönüşmesini engelledi 6 Şubat 2023 sabahı Türkiye yalnızca büyük bir depremle değil; yıllardır biriken ihmallerin, eşitsizliklerin ve hukuksuzlukların...
Ayşe Buğra’nın Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika kitabında (2021) ve pek çok çalışmasında yürüttüğü sosyal politika tartışmalarında vurguladığı gibi, Türkiye’de yoksulluk ve kırılganlık hâlleri çoğu zaman hak temelinde değil, sadaka ve yardım rejimi üzerinden yönetiliyor. Bu rejimde devlet, hizmet sunan bir hak öznesi olarak değil; lütuf dağıtan bir aktör olarak konumlanıyor. Devlet yardım veriyor ama süreli, koşullu ve “ahlaki”...
Sonuç olarak, afetlerde kadınların ve çocukların yüksek zarar görebilirliği, toplumsal cinsiyet temelli rollerin ve sosyal eşitsizliklerin bir sonucudur. Bu nedenle afet yönetimi süreçlerinde cinsiyet duyarlılığı büyük önem taşır. Kadınların bilgiye, eğitime ve karar alma mekanizmalarına eşit erişimi sağlanmalı; çocukların korunması ve psikososyal destek hizmetleri güçlendirilmelidir
Siyasal iktidar temsilcilerinin kadına yönelik şiddeti sonlandırmak yerine eşitsizliği derinleştirdiğini, cinsiyetçiliği körüklediğini her gün görüyor ve yaşıyoruz. “O da mini etek giymeseymiş”, “Ben zaten kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum”, “Bir kereden bir şey olmaz” gibi söylemler, erkek şiddetini meşrulaştıran açık örneklerdir
Direnişin günlük bir emek olduğu Rojava’da kadınlar, doğa ve içsel benlikleriyle iç içe geçmiş bir toplum inşa etmişlerdir. Mezopotamya topraklarında yaşamış atalarının izinden giderek, yaşamın kadın ve toprak etrafında şekillendiği bir dönemi yeniden canlandırmakta ve bu yolla toplumsal yaşamı geri kazanmaktadırlar