Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Toplum Değerlerinin Üretildiği Mekânlar Mümkün mü?

Nişmiye Güler Nişmiye Güler
14 Haziran 2026
Yazı
0
Toplum Değerlerinin Üretildiği Mekânlar Mümkün mü?
0
SHARES
18
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Aslında tarihsel akış içerisinde entelektüel tartışmaların üretildiği, bilginin ortaklaştırıldığı alanlar olan kafeler, kapitalist sistemin tekeline girmesi ile beraber şiddetin, sömürünün de üretildiği alanlara dönüştü. Günümüzde en fazla gençler tarafından rağbet gören kafeler, özel savaş politikalarının da en yoğun işlendiği alana dönmüş durumda

Dünyada erkek şiddeti toplumsal alanların tamamına sirayet etmiş durumda. Bu şiddeti üreten ve en fazla besleyen ise kapitalist sistem. Şiddet üreten toplumlar yaratan bu sistemin temel hedefi ise kadınlar ve gençler. Bu sistem, gençlik üzerinden toplumu esir alıp toplumu tüm değerlerinden uzaklaştırmaya da çalışıyor. Bununla da yetinmeyen sistem, makul kadın profilleri yaratarak toplumları adeta çürümeye terk ediyor. Peki, bunu hangi argümanlar ile yapıyor? Bu yazı, tam da bu sorudan hareketle, toplumsal değerlerin üretildiği mekânların nasıl dönüştürüldüğünü ve bu dönüşümün kadınlar ile gençler üzerindeki etkilerini tartışmayı amaçlıyor.

Temel argümanlardan biri özel savaş politikaları. Özellikle Kürdistan’da son yıllarda ayyuka çıkan bu politikalarla toplum, çürüme ile yüz yüzedir. Toplumsallığın üretildiği alanların uyuşturucu madde kullanım alanları olması, kadınların fuhşa sürüklendiği, çocukların, hayvanların, kısacası doğanın sömürüldüğü bir yerde çürüme yok da ne vardır? Burada söz konusu olan, kadınları ya da gençleri suçlayan bir yaklaşım değil; aksine onları bu ağlara sürükleyen, yalnızlaştıran ve savunmasız bırakan sistemsel mekanizmaları görünür kılma çabasıdır.

Bu çürüme en fazla da metropol diye tariflenen kentlerde ortaya çıkmıştır. 2000’ler ile birlikte Türkiye’de köyden kentlere göç yüzde yüz artış göstermiştir. Bunda Kürdistan’da yürütülen savaşın etkilerini de görmek gerekir. Bu göçün oranları farklı araştırmalarda değişse de temel gerçeklik şudur: Zorunlu göç, savaş politikaları ve ekonomik yıkım, Kürt toplumunun mekânla, toprakla ve üretimle kurduğu bağı ciddi biçimde zayıflatmıştır.  Toplum, toprağından koparılarak betonlarla örülmüş olan kentlerde yaşamaya mecbur kılınmıştır. Kentler, binbir türlü güzellemeler ile toplumlara cazip kılınmıştır. İnsan varlığı, gittiği her yerde toplumsallığı oluşturur ya da toplumsallığı oluşturacağı alanlar arar. Bu arayışı bilen sistemler, tam da toplumları toplumsal alanlarından doğru çürütmeye başlarlar. Dolayısıyla mesele yalnızca köyden kente göç değil; göç ettirilen toplumun yeni mekânlarda hangi ilişkilerle, hangi kültürle ve hangi değerlerle yeniden şekillendirildiğidir.

Bu alanlardan biri de kafelerdir. Aslında tarihsel akış içerisinde entelektüel tartışmaların üretildiği, bilginin ortaklaştırıldığı alanlar olan kafeler, kapitalist sistemin tekeline girmesi ile beraber şiddetin, sömürünün de üretildiği alanlara dönüştü. Günümüzde en fazla gençler tarafından rağbet gören kafeler, özel savaş politikalarının da en yoğun işlendiği alana dönmüş durumda. Elbette bütün kafeleri aynılaştırmak mümkün değildir; burada eleştirilen, kimi kafe ve benzeri mekânların gençleri denetimsizliğe, tüketim kültürüne ve sömürü ilişkilerine açık hâle getiren bir zemin olarak kullanılmasıdır.  “Devlete karşı çıkmasın da ne yapıyorsa yapsın” mottosu ile gençlere yaklaşan sistemler, gençlerin aktif kullandığı kafelerde gençlerin beyinlerini uyuşturuyor, fuhuşa sürüklüyor toplumdan uzaklaştırıyor. Bu mekanların, sağlıklı kaynaşma ve iyi yerden toplumsallaşmanın mekanları olmaması için sanki ekstra çaba gösteriliyor. Bu özellikle yerel tanıklıklar, kadın örgütlerinin gözlemleri ve kamuoyuna yansıyan kimi olaylar üzerinden daha geniş yerden de mutlaka tartışılmalıdır; çünkü böylesi ağır bir sömürü ağını görünür kılmak, ancak somut örneklerle birlikte daha güçlü bir politik anlam kazanır. Üniversite öğrencisi genç kadınların part-time çalışarak geçinmeye çalıştığı kafeler, gençlerin hayatını karartan alanlara dönüşüyor. Gülistan Doku bunlardan biri değil miydi? Gülistan Doku örneği, genç kadınların kentte, üniversite yaşamında ve geçim mücadelesi içinde nasıl savunmasızlaştırılabildiğini göstermesi bakımından bu tartışmanın merkezinde durmaktadır.

“Sosyalleşme alanı” olarak gençler ve kadınların kullandığı kafeler nasıl daha güvenli alanlara dönüşebilir bunu da ayrıca ele almak gerekir sonuçta kafelere gelen gençler, toplumundan koparak yeni bir toplumsallığa da adım atıyor. Bu yeni toplumsallık neleri doğruyor ve kadınların, gençlerin hayatında nasıl bir tesir yaratıyor elbette önemli. Buralarda özentili kişilikler ile beraber sınıfsal çatışmalar da gün yüzüne çıkıyor. Cinsiyetçilik ve şiddet de bu alanlarda pekiştiriliyor. İşte bu yanılgılı özgürlük yaklaşımına kapılan gençler, toplumundan uzaklaşıyor ve özel savaşın tam olarak istediği sorgulamayan bir gençliğe dönüşüyor. İşte tam da bu gençlik şiddete yöneliyor, çetelere bulaşıyor. Burada özgürlük ile tüketim kültürü arasındaki farkı özellikle vurgulamak gerekir. Özgürlük, gençlerin kendi iradesiyle güvenli ve eşit ilişkiler kurabildiği bir yaşamı ifade ederken; tüketim kültürü çoğu zaman gençleri yalnızlaştıran, bağımlılaştıran ve sistemin denetimine daha açık hâle getiren bir işleyiş üretir.

Bu şiddet de kadınlara yöneliyor. Evlerde eşlerinden, kardeşlerinden, babalarından şiddet gören kadınlar, toplumsallığın olduğu alanlarda da artık güvende değil. Kadınlar bu alanlarda şiddet, taciz ve tecavüze maruz bırakılıyor, fuhşa sürükleniyor. Kısacası kadınlar için şiddet döngüsü özellikle özel savaş alanına dönüştürülen kafelerde daha da derinleşiyor. Bu nedenle mesele, kadınların bu alanlarda bulunmasını yargılamak değil; kadınların hangi koşullarda, hangi güvenlikten yoksunluk içinde ve hangi sömürü ağlarının hedefi hâline getirildiğini açığa çıkarmaktır. Faili ve sistemi görünmez kılan her yaklaşım, kadınların yaşadığı şiddetin üzerini örter.

Kürdistan’da gençliğin ve kadınların üzerinde yürütülen bu politikaların bir halkası olan kafeler aracılığıyla kendi kültüründen koparılmak istenen bir toplum var karşımızda. Gençlerin tekrar kültürüyle ve değerleriyle buluştuğu mekânlara ihtiyaç var. Amed’de tam da bu ihtiyaca karşı geçtiğimiz günlerde Amargi Kültür ve Sanat Derneği ve Gelecek İçin Buradayız Derneği’nin açılışları gerçekleşti. Dernekler şimdiden gençlerde bir coşku ve heyecan yaratırken, bu derneklere birçok sorumluluk düşüyor. Bu sorumluluk yalnızca etkinlik düzenlemekle sınırlı değildir; gençlerin tartışabildiği, üretebildiği, kendini ifade edebildiği, kadınların güvenle yer alabildiği ve kolektif yaşam kültürünün yeniden örülebildiği alanlar yaratmayı da kapsar. Çünkü çürüme ile yüz yüze olan bir toplumun gençlerini ancak böyle toplumsal alanlarda bir araya getirerek çürümeden kurtarabilir, kadınların kendini güvende hissedeceği mekânlar oluşturabiliriz. Bu anlamıyla toplum değerlerinin üretildiği mekânlar mümkündür; ancak bu mekânlar kendiliğinden oluşmaz. Kadınların, gençlerin ve toplumun örgütlü iradesiyle, kültür, sanat, dayanışma ve özgür yaşam arayışı etrafında bilinçli biçimde inşa edilir.

Etiketler: BarışFeminizmİstanbul SözleşmesiKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiÖzel savaş politikalarıSavaşSayı 172Şiddetle Mücadele
Önceki İçerik

Hakikati Çalınan Kadın

Sonraki İçerik

Hakikati Karartan Özel Savaş: Kadın Cinayetleri ve Örgütlü Örtbas

Sonraki İçerik
Eril Tahakkümün Özel Savaşında Gülistan Doku ve Kadın Hakikati

Eril Tahakkümün Özel Savaşında Gülistan Doku ve Kadın Hakikati

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.