Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Hakikati Karartan Özel Savaş: Kadın Cinayetleri ve Örgütlü Örtbas

Gülizar İpek Gülizar İpek
14 Haziran 2026
Yazı
0
Eril Tahakkümün Özel Savaşında Gülistan Doku ve Kadın Hakikati
0
SHARES
71
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Dönemin valisi, valinin korumaları, emniyet içindeki bazı görevliler ve dönemin başhekimiyle birlikte delillerin karartıldığı, kamera görüntülerinin yok edildiği, hastane kayıtlarının temizlendiği ortaya çıktı. Bir kadının bedeni üzerinden işlenen şiddet ve cinayet şüphesi, devlet içindeki bu koruma çetesi tarafından örtbas edilmeye çalışıldı

Tarih boyunca ilk sömürgeleştirilenin kadın olması tesadüf değildir. Kadın düşürüldüğünde toplum düşürülür; kadın köleleştirildiğinde toplum yönetilebilir hâle getirilir. Bu yüzden kadına yönelen şiddet yalnızca bir “suç” değil, bir düzenin sürekliliğini sağlayan politik bir araçtır. Bu aracın en incelikli, en görünmez ve en tehlikeli biçimi özel savaştır. Özel savaş; tankla, topla yürütülen bir savaş değildir. Toplumun zihnine, ahlakına, ilişkilerine ve hafızasına yönelen bir müdahaledir. Gerçeği bulanıklaştırır, faili görünmez kılar, hakikati parçalar. Yargı, güvenlik, bürokrasi ve medya iç içe geçerek bir gerçeklik üretir ve bu gerçekliğin en kırılgan hedefi kadındır. Çünkü kadın hedef alındığında yalnızca bir beden değil, bir toplumun geleceği hedef alınır. Özel savaşın en tehlikeli yanı sadece öldürmek değildir; öldürdüğünü saklayabilmesidir.

Bu nedenle özel savaş soyut bir kavram değildir; bu, kadınların düşürüldüğü, kaybettirildiği, katledildiği ve ardından hakikatlerinin bilinçli biçimde yok edildiği bir düzendir. Bu mekanizma belirli coğrafyalarda daha yoğun ve süreklilik içinde işler. Kürdistan’da yürütülen politikalar yalnızca askerî bir denetimi değil, toplumsal alanın bütününü yeniden kurmayı hedefler. Bu yeniden kurma sürecinde kadın özel olarak hedef hâline gelir. Çünkü kadın, yalnızca bir birey değil; toplumsal hafızanın, kültürel sürekliliğin ve direnişin taşıyıcısıdır.

Bu nedenle kadın üzerinden yürütülen müdahale yalnızca açık şiddet biçimleriyle sınırlı değildir. Kadının itibarsızlaştırılması, yalnızlaştırılması, kriminalize edilmesi ve maruz kaldığı şiddetin görünmez kılınması bu politikanın temel araçlarıdır. Kadın hedef alındığında yalnızca bir yaşam değil, o yaşamın kurduğu toplumsal bağlar ve direniş zemini de hedef alınır.

Bu çerçevede yerel düzeyde ortaya çıkan fuhuş ağları, bu politikanın en görünür ama en yıkıcı araçlarından biri hâline gelir. Bu ağlar, kadınları ekonomik olarak kırılganlaştıran, sosyal olarak yalnızlaştıran ve toplumsal bağlarını koparan bir zemin üzerinde işler. Kadının bu ağlara itilmesi yalnızca bir sömürü biçimi değil, aynı zamanda onun toplumsal konumunun sistematik biçimde zayıflatılmasıdır. İtibarsızlaştırılan ve yalnızlaştırılan bir kadın, aynı zamanda daha kolay görünmez kılınır.

Bu müdahalelerin özellikle tarihsel hafızası ve direniş geleneği güçlü olan Dersim, Şırnak vb. illerde daha yoğun ve bilinçli biçimde yürütülmesi tesadüf değildir. Bu alanlarda kadın yalnızca bireysel bir varlık değil, aynı zamanda toplumsal direncin kurucusudur. Bu nedenle kadının düşürülmesi, yalnızca bir bireyin değil, bir toplumun çözülmesi anlamına gelir.

Kamuoyuna da yansıyan ve uzun süre tartışılan, dönemin Siirt Valisi’nin söylediği “Dağa çıkacaklarına, taş atacaklarına fuhuş yapsınlar” şeklindeki ifade, kadın bedenine yönelik bu yaklaşımın nasıl bir zihniyetle kurulduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyar. Kadın bedenini aşağılayan ve bir “araç” olarak gören bu yaklaşım, özel savaşın yalnızca şiddetle değil, aynı zamanda dil ve zihniyet üzerinden de yürütüldüğünü gösterir.

Bu nedenle Kürdistan’da ortaya çıkan her şüpheli kadın ölümü, her kayıp dosyası ve her karartılmış soruşturma yalnızca adli bir mesele değildir. Bunlar, hakikatin nasıl parçalandığını, nasıl geciktirildiğini ve nasıl görünmez kılındığını gösteren politik vakalardır.

Gülistan Doku dosyasında gördüğümüz tam olarak budur. Bir kadın kayboldu ama kaybolan yalnızca Gülistan olmadı; onunla birlikte bir kadının hakikati de yıllarca sistematik olarak karartıldı. Yıllarca “kayıp” denilerek dosyası sürüncemede bırakılan Gülistan’ın akıbetine dair her şey özenle silinmek istendi. Dönemin valisi ve valinin oğlu soruşturmanın merkezinde yer aldı. Dönemin valisi, valinin korumaları, emniyet içindeki bazı görevliler ve dönemin başhekimiyle birlikte delillerin karartıldığı, kamera görüntülerinin yok edildiği, hastane kayıtlarının temizlendiği ortaya çıktı. Bir kadının bedeni üzerinden işlenen şiddet ve cinayet şüphesi, devlet içindeki bu koruma çetesi tarafından örtbas edilmeye çalışıldı.

Aslında orada sadece bir genç kadının hayatı değil, bir kadının tecavüzden cinayete uzanan o karanlık döngüde maruz kaldığı şiddet, korku ve son çığlığı da birlikte gömülmek istendi. Bir kadına ait tüm deliller aynı anda ve bu kadar sistematik şekilde ortadan kalkıyorsa, orada tesadüf yoktur. Orada devlet mekanizması içinde örgütlenmiş, bir kadını görünmez kılma ve hakikatini yok etme iradesi vardır. Gülistan Doku dosyası artık basit bir kayıp dosyası değildir; bir kadının hakikatinin devlet içindeki güç ilişkileri ve bu koruma çetesi tarafından nasıl karartılmaya çalışıldığının en açık ve en utanç verici örneğidir.

Ne yazık ki bu yalnızca Gülistan’ın yaşadığı bir olay değildir. Nadira Kadirova’nın ölümü de aynı düzen içinde işlenmiş bir cinayettir. Genç bir göçmen kadın, çalıştığı AKP milletvekili Şirin Ünal’ın evinde başından vurulmuş hâlde bulunur ve dosya hızla “intihar” denilerek kapatılır. Olayın oluş biçimine dair çelişkiler, tartışmalı bulgular ve olağan dışı hızda yürütülen süreçler gerçeği açığa çıkarmak yerine gerçekleri karartmaktadır. Sorular sorulmaz, cevaplar aranmaz, dosya “intihar” denilerek kapatılır. Çünkü güç oradadır ve gerçeğin üzerine kapanır. Aynı mekanizma Elazığ’da da işledi. Mehmet Ağar’ın oğlu Tolga Ağar’ın isminin geçtiği Yeldana Kaharman dosyası, genç kadın evinde ölü bulunduktan birkaç gün sonra hızla “intihar” denilerek kapatıldı. Oysa ölümünden bir gün önce Tolga Ağar’la röportaj yapmak için evine gittiği biliniyor. Otopsi raporundaki çelişkiler ve dosyanın olağanüstü hızlı kapatılması, tecavüz ve cinayet iddialarını güçlendirdi. Mehmet Ağar’ın oğlu olduğu için devletin koruma kalkanının devreye girdiği, delillerin karartıldığı ve dosyanın üstünün örtüldüğü kamuoyunda hâlâ tartışılmaktadır. Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı Rojwelat Kızmaz’da da aynı mekanizma işledi. Batman’da evinden çıktı ve sonra haber alınamadı. Üç gün sonra cansız bedeni Ilısu Barajı’nda bulundu. Ailenin ısrarına rağmen günlerce arama yapılmadı ve olay “intihar” denilerek dosya kapatıldı.

Rojin Kabaiş dosyasında da aynı şey yaşandı. Bir genç kadın kaybolur, günler sonra cansız bedeni bulunur. İlk açıklama her zamanki gibi intihardır ama aylar sonra Rojin’in bedeninde ortaya çıkan iki ayrı erkeğe ait DNA bulguları gerçeğin ilk anlatıldığı gibi olmadığını gösterdi. Ailenin, otopsi sırasında rektörün odaya girdiğini ve rektörden de DNA örneği alınmasını istediği hâlde, bu talep aylarca karşılanmadı. Ancak bu gecikme gerçeği açmaz, aksine bulanıklaştırır. Çünkü geciken her gerçek, hakikati biraz daha geri iter. Rabia Naz ve Narin dosyalarında da aynı tablo vardır: Gerçek geciktirilir, parçalanır ve tartışmalı hâle getirilir. Toplum buna alıştırılır ve bir süre sonra “ne olduğu belli değil” denir ya da dosya kapatılır. İşte özel savaş tam burada çalışır; hakikat yok edilmez, bulanıklaştırılır. Bu dosyalarda ortak olan yalnızca şiddetin kendisi değildir; asıl ortaklık, şiddetin ardından işleyen mekanizmadır. Burada devreye özel savaş politikalarının dokunulmazlık zırhı girer. Delillerin karartılması, çelişkilerin görmezden gelinmesi, soruşturmaların sürüncemede bırakılması ve en sonunda gerçeğin tartışmalı hâle getirilmesi. Bu bir tesadüfler zinciri değil, sistemli bir işleyiştir. Çünkü bu düzen yalnızca şiddeti üretmez; o şiddetin görünür olmasını da engeller.

Tam da bu yüzden bu dosyalar yalnızca kayıp ya da ölüm dosyaları değildir. Bunlar, hakikatin nasıl parçalandığını, nasıl geciktirildiğini ve nasıl yönetildiğini gösteren dosyalardır. Ve tam da bu yüzden, bu karartmanın karşısında ortaya çıkan her ısrar, yalnızca bir adalet talebi değil, hakikati geri alma mücadelesidir. Gülistan’ın ailesi yıllardır geri adım atmadı, Nadira’nın ailesi adalet aramaya devam ediyor, Rojin’in ailesi ve özellikle babası yıllardır gerçeğin peşini bırakmıyor, Rabia Naz’ın ailesi yıllardır direniyor. Kadın örgütleri bu dosyaların peşini bırakmıyor. Bu ısrar tesadüf değildir; bu, susmayı reddetmektir. Bu dosyalar kapanmadıysa, unutulmadıysa ve yeniden açılmak zorunda kaldıysa bu, kadınların, kadın örgütlerinin “bırakmayacağız” demesi sayesindedir.

Bu yüzden mesele gerçeği açığa çıkarmak ve bunun bir daha yaşanmaması için yeni yaşamı kurmaktır. Özel savaş, toplumdan koparılan her kadında, zayıflatılan her ilişkide kendini kurar. Kadın yalnızlaştığında başlar, görünmezleştiğinde derinleşir. Bu yüzden ilk yapılması gereken şey nettir: Hiçbir kadını yalnız bırakmamak. Kadınlar arasındaki bağ koptuğunda bu sistem güçlenir, birbirine dokunduğunda ise çözülmeye başlar. Genç kadınlar bu sistemin en açık hedefidir ve bu yüzden bilinç bir tercih değil, zorunluluktur. Her ilişki masum değildir, her yakınlık güvenli değildir, güçle kurulan her ilişki aynı zamanda bir tahakküm riskidir. Bu nedenle öz savunma yalnızca fiziksel değildir; bilinçtir, ilişkidir, örgütlülüktür. Kadınlara özel savaş politikalarını anlatmalı ve o bilinci kazanmaları için her türlü çalışmayı da yürütmemiz gerekmektedir. Kadın komünleri bu yüzden hayati önemdedir çünkü komün yalnızlığı parçalar, kadını görünür kılar ve özel savaşın sızdığı alanları ortadan kaldırır. Bir kadının nerede olduğunu bilmek, ne yaşadığını bilmek ve onun yanında olmak küçük şeyler değildir; bunlar hayat kurtarır.

Bugün artık açıkça söylemek gerekir: Bu düzen kadınları korumuyor, bu düzen gerçeği korumuyor. O hâlde bu yaşamı kurma sorumluluğu da bize aittir. Sn. Abdullah Öcalan’ın da belirttiği gibi kadının özgürleşmesi, toplumun özgürleşmesinin temelidir; kadın özgürleşmeden bu şiddet düzeni çözülmez. Bu kastik katil sistemine karşı kadınların örgütlenmesi bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur. Kadın komünleri, öz savunma ağları ve kolektif yaşam biçimleri bu çürümüş düzenin karşısında gerçek bir alternatif olarak durmaktadır. Gülistan’ın, Nadira’nın, Rojwelat’ın, Rojin’in, Rabia Naz’ın, Narin’in ve birçok şüpheli kadın ve çocuk cinayetlerinin yarım bırakılan hikâyeleri ancak örgütlü bir kadın iradesiyle tamamlanabilir.

Kadının özgürleşmesi toplumun özgürleşmesinin temelidir. Bu yalnızca bir tespit değil, aynı zamanda bir yol haritasıdır. Kadın özgürleşmeden ne bu kastik katil düzeni çözülür ne de gerçek bir toplumsal dönüşüm mümkün olur. Bu nedenle kadınların örgütlenmesi, komünleşmesi ve öz savunma mekanizmalarını kurması yalnızca bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur. Kadın özgürlüğünü merkeze almayan hiçbir siyasal proje, hiçbir toplumsal iddia kalıcı bir özgürlük yaratamaz. Gerçek bir dönüşüm ancak kadınların öncülüğünde, eşitlikçi ve kolektif bir yaşamın kurulmasıyla mümkündür.

Bu nedenle mücadele yalnızca adalet arayışı değil, aynı zamanda yeni bir yaşamı kurma iradesidir. Ve o yaşam, kadınların özgürlüğüyle kurulacaktır.

Etiketler: BarışFeminizmKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiÖzel savaş politikalarıSavaşSayı 172sömürü
Önceki İçerik

Toplum Değerlerinin Üretildiği Mekânlar Mümkün mü?

Sonraki İçerik

Eril Tahakkümün Özel Savaşında Gülistan Doku ve Kadın Hakikati

Sonraki İçerik
Eril Tahakkümün Özel Savaşında Gülistan Doku ve Kadın Hakikati

Eril Tahakkümün Özel Savaşında Gülistan Doku ve Kadın Hakikati

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.