Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

İmzasını Bulan Devrim

Ayşegül Ayaz Ayşegül Ayaz
20 Eylül 2026
Yazı
0
İmzasını Bulan Devrim
0
SHARES
19
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

21. yüzyılın temel çelişkisini cins çelişkisi olarak ortaya koyan paradigmasal bir okumayla bakıldığında, tarihin ve toplumsal hakikatin bizleri nasıl doğruladığını görmek açısından Jin, Jiyan, Azadî serhildanlarını bu gözle okumak tarihsel bir zorunluluktur. Ölümün ve yasın mekânı olan mezarlıktan, yaşama dair insanlık tarihinin en iddialı felsefi sloganıyla çıkan bu duruş; sözü, cesareti ve eylemiyle yalnızca İran’da değil, dünya çapında evrensel bir rüzgâr yaratmıştır

Dünya devrim tarihinde Fransız ve Rus devrim süreçleri hiç şüphesiz en fazla etki uyandıran sarsıcı dönemlerdir. Yalnızca yaşandıkları coğrafyaları değil, tüm dünya sistemini kökten etkileyen bu kırılma anları, tarihsel ve toplumsal belleğimizin en tanıdık kesitleridir. Liderlerini tanırız; o güçlü önder kişilikler, binlerce devrimciyi harekete geçiren tarihsel figürler olarak zihnimize kazınmıştır. Ama bu süreçlerin gerçekte nasıl ve kiminle başladığına dair bilgiler hafızalara bu denli adil yansımamıştır.

Ekim Devrimi’ne giden yolu açan ilk kitlesel şok, Şubat Devrimi’nde dokuma işçisi kadınların “Ekmek ve Barış!” sloganlarıyla sokağa dökülerek Çar’ı tahttan feragate zorlamasıyla devrimsel bir doğrultu kazanmıştır. Yine Fransız Devrimi’nin ilk sembolü 14 Temmuz’daki Bastille Hapishanesi baskını olsa da halkın monarşiyi fiilen dize getirdiği ve devrimi geri dönülmez yola soktuğu asıl kırılma, 5–6 Ekim 1789’daki Versailles Kadınlar Yürüyüşü (Ekmek Yürüyüşü) olmuştur.

Ancak egemen tarih yazımı, devrimin cinsiyetini erkek egemen kodlarla örmüş; erkek kahramanların yürüyüşlerini büyük bir coşkuyla sayfalara dökerek onları sanatıyla, edebiyatıyla ölümsüzleştirmiştir. Dünya devrim tarihinden, felsefeden ve bilimden tarihin akışına dair benzer yüzlerce örneği sıralamak mümkündür. Tüm bu örneklerin gelip dayandığı yalın gerçek şudur: Kadın kimliği yaşamı gizliden ören bir figür kılındığı gibi, toplumsal altüst oluşların ve devinim süreçlerinin de “gölgede kalan gizli kahramanları” olmaya mecbur bırakılmıştır.

İşte tam da bu noktada sorulması gereken temel soru şudur: Aydınlık zamanlara yol açan ama fırtına dindikten sonra evine çekilip sahneyi yeniden erkek akla bırakmaya zorlanan bu “kadersel” role en keskin, en radikal itiraz Jîna Mahsa Amini’nin katledilmesi sonrası dünyayı saran Jin, Jiyan, Azadî devrimi değil midir?

21. yüzyılın temel çelişkisini cins çelişkisi olarak ortaya koyan paradigmasal bir okumayla bakıldığında, tarihin ve toplumsal hakikatin bizleri nasıl doğruladığını görmek açısından Jin, Jiyan, Azadî serhildanlarını bu gözle okumak tarihsel bir zorunluluktur. Ölümün ve yasın mekânı olan mezarlıktan, yaşama dair insanlık tarihinin en iddialı felsefi sloganıyla çıkan bu duruş; sözü, cesareti ve eylemiyle yalnızca İran’da değil, dünya çapında evrensel bir rüzgâr yaratmıştır. Bu kadın özgürlük çizgisi, artık kadın kimliğinin devrimsel süreçlerde başka aktörlerin gölgesinde kalmayacağını; bu kez kendi tarihine, kendi diliyle ve kendi özne oluşuyla kendi imzasını atma cesaretini tüm dünyaya ilan etmiştir.

    22 yaşındaki Kürt kadını Jîna Mahsa Amini’nin İran rejiminin ataerkil şiddeti tarafından hunharca katledilmesinin 4. yıl dönümündeyiz. Jîna Amini Tahran’da katledildi, ancak Jin, Jiyan, Azadî serhildanı Rojhilatê Kurdistan’ın Saqqız (Seqqez) kentindeki cenaze töreninde patlak verdi. Sembolik anlamı kadar tarihsel dokusu itibarıyla da bu isyanın bir Kürt şehrinde başlaması son derece anlamlıdır.

    Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin içinde bulunduğumuz yüzyıla damgasını vuran yürüyüşünün sloganı olan Jin, Jiyan, Azadî, Jîna’nın katledilmesinin ardından başta İran ve Rojhilat olmak üzere otoriter sistemlerin cenderesindeki tüm dünyanın haykırdığı bir slogan hâline geldi. Kökeni ve dayandığı felsefe, anlık bir sokak öfkesinin ya da son dört yılın çok gerisine dayanan, dört parça Kürdistan’dan dünyaya derinlemesine yayılan, dağlardan zindanlara uzanan ağır bedellerin ve direniş geleneğinin toplamıdır. Kadını, yaşamı ve özgürlüğü aynı potada buluşturan bu özgür yaşam felsefesinin dünya dillerinde, Afganistan’dan Paris’e uzanan bir hatta boydan boya haykırılmasını tarihsel bir perspektiften okumaya ihtiyaç vardır.

    İşte bu perspektif bize açıkça gösterir ki devrim süreçlerinde saklı tutulmaya çalışılan özne, artık yalnızca ilk çıkışlardan sonra beklemeyen, eve gönderilmeye cesaret edilen bir kimlik olmanın ötesine geçmiştir. Kadınlar, kendi özne oluşlarını ilan etmekle kalmamış; erkeğin ve toplumun kendi arkalarında yürümeyi bir onur kabul ettiği kitlesel ve küresel bir uyanışa neden olmuşlardır.

    Sembollerin Dönüşümü

    Bundandır ki bu isyan, yalnızca İran rejiminin değişmesini talep eden konjonktürel bir tepki değil; ataerkil sistemin tüm baskılarına karşı kadınların saçlarından oluşan isyan bayrağı hâlinde dalga dalga yayılan bütüncül bir kadın özgürlük çığlığına bürünmüştür. Kadınların başörtülerini çıkarıp bir isyan sembolüne dönüştürmesi, kendi bedenleri üzerindeki tahakkümü kıran bir çıkışın çok ötesinde, toplumsal hafızada iki yönlü bir kırılma anını ifade eder.

    Tam da bu noktada, eylemselliğin niteliğini Jung’un kolektif bilinçdışı kuramıyla okumak ufuk açıcıdır. Bir toplumsal kırılma anı yaşandığında bireyler sadece kendi anlık öfkeleriyle hareket etmezler; kolektif bilinçdışında biriken tarihsel hafıza aniden yüzeye çıkar ve semboller el değiştirir. İranlı ve Kürdistanlı kadınların sokaklarda başörtülerini çıkararak ateşe vermeleri ya da onu bir direniş bayrağı gibi sallamaları, eylemsel boyutta tam da böyle bir “arketipsel patlama” anıdır. Yüzyıllardır kadın bedenini denetlemek, hapsetmek ve nesneleştirmek için kullanılan bir nesne, kadınların eylemiyle bir anda erkek egemenliğinin kırılganlığını teşhir eden radikal bir özgürlük sembolüne dönüşmüştür.

    Kâh Toprağa Ekilen Tohum,
    Kâh Yaşamı Ören Somut Süreç

    Nitekim bu arketipsel patlamanın yarattığı sarsıntı, sokakların fiziki sınırlarını aşarak insanlık tarihinin en hızlı ve en yaygın küresel dayanışma ağlarından birini ördü. İran ve Rojhilat genelinde 160’tan fazla şehre ve 130’u aşkın üniversiteye yayılan bu dalga, rejimin 500’den fazla insanı katlettiği, 20 bini aşkın kişiyi gözaltına aldığı ağır devlet şiddetine ve dijital karartmalara rağmen durdurulamadı.

    Aksine bu çığlık, Okyanusya’dan Latin Amerika’ya, 150’den fazla dünya kentinde milyonlarca insanın alanlara döküldüğü kitlesel bir eylemselliğe dönüştü. İsveç parlamenterlerinden Fransız sinemacılarına kadar binlerce kadının saçlarını keserek katıldığı bu sembolik eylem; BM Genel Kurulu’ndan Berlin sokaklarına, Washington’dan Afganistanlı kadınların gizli hücre direnişlerine kadar taşındı. Sadece dijital mecralarda bile “#MahsaAmini” etiketinin yüz milyonlarca paylaşımla dünya tarihinin en büyük dijital sivil itaatsizlik rekorunu kırması, eylemselliğin niteliğini ortaya koymaktadır. Tüm bu somut veriler ve kitlesel döküm bize gösteriyor ki Jin, Jiyan, Azadî, yerel bir protesto hareketi olmanın çok ötesine geçerek 21. yüzyılın ilk evrensel, sınır-aşırı ve bütüncül kadın devrimi hâline gelmiştir.

    Her coğrafyada etki düzeyi farklı olsa da dünya kadınlarını ortak zeminde buluşturan bu hareket, süreç sonrasında da farklı arayış ve çalışmalarla etkisini derinleştirerek sürdürmeye devam etmektedir. Jin, Jiyan, Azadî sihirli formülü kâh bir kadın için ilk uyanışın tohumu, kâh başka bir kadın için özgürlük tercihinin somut yolculuğu oldu. Bir kadının uyanışından sistem dönüşümüne evrilecek süreçlerin dinamiğini unutmamak bu nedenle gereklidir. Jîna Amini’nin saç telinden patlayan serhildan tam bu nedenle tarihsel olduğu kadar geleceği şekillendirecek bir müdahaledir. Bu momente tutunmak gerekir; inancı ve öfkeyi Jîna’nın saç telinden Rojava’da bir savaşçının saç örgüsüne uzanan hikâyede okumak ve büyütmek gerekir.

    Tarih artık bugünü yazdığında ve anlattığında, erkek egemen dünyada savaş postalları altında ezilen halkların bağrından yükselen kadın kimlikli bu isyanı görmezden gelemeyecektir. İçinde bulunduğumuz yüzyıla kadın özgürlük mücadelesinin damgası çoktan vurulmuştur. Kadın kimliği tarihinden aldığı birikimin gücü ve çıkardığı derslerin bilinciyle politik müdahalesini kendi kimliğiyle vurmaya devam edecek; sözünü, eylemini ve isyanını halkları arkasından sürükleyecek evrensel bir onur nişanesi kılmayı sürdürecektir.

    Etiketler: BarışFeminizmJin DergiJin jiyan azadîKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiKürt kadınlarÖzgürlükSavaşSayı 186
    Önceki İçerik

    Bir Mezar Bulunmadan Barış Gelir mi?

    Sonraki İçerik

    Kelimelerin Sırrı

    Sonraki İçerik
    Jin Jiyan Azadî Şafağında Yeni Bir Yaşam İnşa Ediyoruz

    Jin Jiyan Azadî Şafağında Yeni Bir Yaşam İnşa Ediyoruz

    Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    • Yazarlar
    • Söyleşi
    • Portre
    • Çeviri
    • Jineolojî
    • Ekoloji
    • Kültür-Sanat
    • Dosya
    • Sayılar
    • Podcast

    © 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

    Welcome Back!

    Login to your account below

    Forgotten Password?

    Retrieve your password

    Please enter your username or email address to reset your password.

    Log In

    Add New Playlist

    No Result
    View All Result
    • Yazarlar
      • Yazarlar
      • Konuk Yazarlar
    • Söyleşi
    • Portre
    • Çeviri
    • Jineolojî
    • Ekoloji
    • Kültür-Sanat
    • Dosya
    • Sayılar
    • Podcast

    © 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.