Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Jin Jiyan Azadî Şafağında Yeni Bir Yaşam İnşa Ediyoruz

Gelawêj Ewrîn Gelawêj Ewrîn
20 Eylül 2026
Yazı
0
Jin Jiyan Azadî Şafağında Yeni Bir Yaşam İnşa Ediyoruz
0
SHARES
11
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

İranlı kadınlar hicabı attılar ve sözlerini yerine getirdiler, ancak bu hâlâ zorlu bir yolun başlangıcıdır. Aynı zamanda özgürlük yalnızca iktidara “hayır” demek değildir. Özgürlük, en derin düzeyde insanın kendi yaşamını bilgiyle, sorumlulukla ve kendi kararıyla inşa edebilme kapasitesidir. Bu açıdan özgürlük hem meşru ve doğal bir talep hem de tarihsel bir sorumluluktur

İran ve Rojhilat Kürdistanı’nda kadınların ayaklanmasıyla başlayan Jin Jiyan Azadî Devrimi, yalnızca Jîna Emînî’nin öldürülmesine karşı bir tepki değildi. Bu, kısa bir süre içerisinde toplumun birçok kesimini harekete geçiren ve yıllardır baskı, korku ve sessizliğin gölgesinde gizlenen sorunları gün yüzüne çıkaran bir süreçti. Bu nedenle bu devrimin anlamı yalnızca protestoların, tutuklamaların, idamların sayısıyla ya da ayaklanmanın süresi ve düzeyiyle ölçülemez. Ayaklanma zirve noktasındaydı ve bütün İran’ı sarstı. İran’ın yakın tarihindeki en büyük devrimlerden biriydi. Jin Jiyan Azadî, özünde İran toplumu üzerindeki egemen zihniyetin değiştirilmesi talebidir. Özgürlüğün, bir iktidarın bir kişiye verebileceği ve istediği zaman ondan geri alabileceği bir şey olmadığını; özgürlüğün yaşamın içinden, toplumsal ilişkilerden ve insanın kendi yaşamı üzerinde kurduğu güçten yaratılması gerektiğini söyler. Bu açıdan Jin Jiyan Azadî Devrimi yalnızca bir yasaya, hükme ya da devlet ve iktidar kurumuna karşı çıkış değildir; yaşamı kategorize eden ve kendi kontrolü altına alan bir zihniyete karşı çıkıştır.

Cinsel bir nesne olmaktan yaşamın sahibi olmaya doğru

Bu üçlü sözün içerisinde kadın yalnızca toplumsal bir kategori değildir. Kadın burada, yıllardır görmezden gelinen tarihin merkezine dönüşür. Egemen toplumda çoğu zaman kontrol edilmesi gereken bir beden, kararları dışarıdan verilmesi gereken bir kişilik ve mevcut düzenin devam ettirilmesinin aracı olarak görülen kadın, bu süreçte değişimin temeli haline gelir. Bu nedenle kadın, Jin Jiyan Azadî’de yalnızca toplumun bir kesimi değildir; sorunun merkezinden çözümün merkezine dönüşür. Kadın, “Bedenim, yaşamım ve kararlarım üzerinde söz sahibiyim” dediğinde, yaşamı dışarıdan yönetmek isteyen sisteme karşı yeni bir varoluş anlayışı inşa eder. Artık varoluş yalnızca biyolojik bir varoluş değildir ve yalnızca var olmak üzerinden tanımlanamaz. Varoluş ve toplumsal kimlikler, toplumdaki her birey için yaşamın nedenidir.

Jin Jiyan Azadî Devrimi’nin en büyük kazanımlarından biri şudur: Kadınlar yalnızca yasaklara karşı durmadılar; cesaretle, bugüne kadar kimsenin sormaya cesaret edemediği soruları önce kendilerine, ardından herkese sordular ve bir toplum şu sorunun peşinden yürüdü: Benim yaşamım hakkında kim ve neden karar veriyor? Bu soru, günümüz liberalizminin bize dayattığı bireyci tutumlardan çıkarak güçlü bir toplumsal tutuma dönüştü. Çünkü kadının bedeni üzerinde kontrol varsa ailede, hukukta, eğitimde, çalışma yaşamında, siyasette ve kültürde de kontrol vardır. Bu nedenle kadının özgürlüğü toplumun özgürlüğünden ayrı düşünülemez.

Kadınların kapitalist sistemin yalnızlık kafesindeki yaşamı, özgürlüğün hakikatine doğru coşku ve ışıkla dolu bir yola çıkar. İslam Cumhuriyeti gibi bir sistemin gölgesinde bu yola çıkış, Jin Jiyan Azadî’nin başlangıç kıvılcımıdır. Birçok toplumda “yaşam” bazen yalnızca varoluşun sürdürülmesi olarak anlaşılır: Hayatta kalmak, çalışmak, yasalara göre yaşamak ve mevcut düzeni kabul etmek. Ancak Jin Jiyan Azadî yaşam kavramını bu çerçevenin dışına çıkardı. Yaşam yalnızca nefes almak değildir; yaşam, insanın kendi kimliği, tercihleri, onuru ve gücüyle yaşayabilmesidir. Özgürlük olmadan yaşam, varoluşun mekanik bir devamlılığına dönüşebilir; yaşam olmadan özgürlük ise boş bir kavrama dönüşebilir. Bu üç kavram birbirinden ayrılamaz. Bu nedenle Jin Jiyan Azadî özünde üç ayrı kelime değildir; aynı yaşam anlayışının üç yönüdür.

Bu anlamda devrim şu soruyu soruyor: Toplumun yarısı kendi yaşamı hakkında karar veremiyorken bir toplum özgür olabilir mi? Toplumun özgürlüğü kadınlar olmadan tanımlanabilir mi? Yaşam, insanların onuru olmadan yalnızca varoluşun korunması olarak görülebilir mi? Kuşkusuz bu sorular devrimi siyasi bir eylemden felsefi alana doğru taşıyor.

Bu devrimde özgürlüğün en derin anlamı yalnızca bir yasağın kaldırılması değildir. Gördük ki mesele yalnızca o siyah başörtüsü değildir ve özgürlük de yalnızca onun üzerinden tanımlanamaz. İranlı kadınlar hicabı attılar ve sözlerini yerine getirdiler, ancak bu hâlâ zorlu bir yolun başlangıcıdır. Aynı zamanda özgürlük yalnızca iktidara “hayır” demek değildir. Özgürlük, en derin düzeyde insanın kendi yaşamını bilgiyle, sorumlulukla ve kendi kararıyla inşa edebilme kapasitesidir. Bu açıdan özgürlük hem meşru ve doğal bir talep hem de tarihsel bir sorumluluktur.

İnsan özgür olmak istediğinde, özgürlüksüzlüğü yaratan koşulları tanıyabilmeli, bunlara karşı durabilmeli ve ortak yaşamın koşullarını değiştirebilmelidir. Bu nedenle Jin Jiyan Azadî, birçok özgürlüğün kapısını açan özgür bir andır. İçinde yaşadığı toplum korku, ayrımcılık, şiddet ve haklardan yoksunlukla yönetilirken hiç kimse gerçekten özgür olamaz. Gerçek özgürlük insanların ilişkilerinde de görünür olmalıdır. Ortak yaşamın ölçüsü de özgürlük anlayışımızı ortaya koyar.

Jin Jiyan Azadî İran’da neyi değiştirdi?

Bu devrimin en önemli sonuçlarından biri siyasi dilin değişmesidir. Bu süreçten önce kadın sorunu çoğu zaman “kadın hakları” çerçevesinde dile getiriliyordu. Ancak Jin Jiyan Azadî kadın sorununu gölgeden çıkardı ve toplumun merkezindeki bir mesele haline getirdi. İranlı kadınlar geniş bir biçimde özgürlük talebinin yalnızca kadınlara ait bir talep olmadığını gösterdiler. Kadın sokaklarda haykırdığında yalnızca kendi hakkı için yürümüyor ve göğsünü ölüme siper etmiyor; iktidarın yaşamla kurduğu ilişkiyi de tarihsel bir sorgulamaya tabi tutuyor.

İran sokaklarında binlerce yıllık iktidar tarihi yargılandı, yıkıldı ve öldü. Bu süreçte birçok kadın, toplumun ve iktidarın kendileri için biçtiği rolden çıktı. Yalnızca ayaklanmalara katılmadılar; düşünce üretenler, toplumsal öncüler, yazarlar, sanatçılar, öğretmenler, öğrenciler ve kendi varoluşlarıyla yeni bir kadın anlayışını ortaya koyan kişiler oldular. Bu durum kadınlar arasında da özgürlük anlayışını değiştirdi. Özgürlük artık yalnızca iktidardan talep edilen bir hak olarak görülmüyor; kendini inşa etme, kendini örgütleme ve kendi kararını verme gücüne dönüşüyor.

Kürt kadınlar ve öncülükleri

Bu devrimde Kürt kadınının rolü özeldir. Çünkü bu ayaklanmada “Jin” sözcüğü Rojhilat Kürdistanı’ndan Jîna Emînî’nin sesiyle İran’ın her yerine ulaştı. Bu durum kadın sorununun, ulusal sorunun, insan haklarının ve özgürlük sorununun birlikte bütün İran toplumunun temel soruları haline gelmesine neden oldu. Ancak Kürt kadınının öncülüğü yalnızca ayaklanmanın Kürdistan’dan başlamasıyla ölçülmemelidir.

Kürt toplumunun tarihinde kadınlar mücadelenin birçok aşamasında aktif rol oynadılar. Bu süreçte de Kürt kadını hem kadına yönelik baskıya hem de Kürt toplumunu hedef alan siyasi koşullara karşı direnebileceğini gösterdi. Kadınlar, binlerce yıldır ellerinden alınan birçok kimliği talep ettiler. Kürt kadını bu devrimde yalnızca zulüm ve baskının mağduru değildir; tarihin öznesidir. Bu büyük bir değişimdir. Kadın, “her zaman korunmaya ihtiyaç duyan ve korunması gereken kişi” konumundan çıkarak kendisini ve toplumunu koruyan kişi haline geldiğinde, kadını kenarda bırakan zihniyetler de doğal olarak değişir.

Bir devrim toplumun anlayışını değiştirebiliyorsa, iktidar da bu değişimi durdurmaya çalışır. Geçen dört yılda İran iktidarının bu sürece yanıtı farklı biçimlerde verildi; tutuklama, öldürme, idam, yasal baskı, aileler üzerinde baskı ve farklı sesleri susturma girişimleri. İnsanlar özgürlük talebi nedeniyle idam edildiğinde amaç başka bir şeydir. İktidar korkuyu siyasi bir araç haline getirmek ister. Diğer insanlara, “Bu yolda devam ederseniz sizi bekleyen sonuç budur” demek ister.

Ancak burada bir paradoks vardır; devrimi korkuyla durdurmak isteyen baskı, bazen şehitlerin anısının, adaletin ve özgürlüğün toplum içerisinde daha fazla yer edinmesine ve kalıcı hale gelmesine neden olur. Jîna’nın kalbi bugün bütün İranlı kadınların yüreğinde atıyor; bu da onların “Devrim hâlâ devam ediyor” demesine neden oluyor… Bu nedenle bu sürecin önemli koşulu yalnızca velayet-i fakih sistemine karşı direniş değildir; toplumun, insanları birbirinden ayıran ve güçsüz bırakan bir mekanizma olan korkuyu, insanların ruhunda birlik yaratan bir güce dönüştürebilmesidir.

Dört yılın ardından Jin Jiyan Azadî’nin sonuçları yalnızca hukuki ya da siyasi kazanımlar ölçüsünde değerlendirilmemelidir. Bazı devrimler aynı yıl değişen yasalarla ölçülür; bazı devrimler ise toplumun duygularını, dilini, zihniyetini ve hayalini değiştirir. Jin Jiyan Azadî bu ikinci düzeyde büyük bir kazanımdır. Bugün birçok kadın daha önce “normal” kabul edilen şeyleri yeniden sorguluyor. Kadın ile aile, kadın ile kendi bedeni, kadın ile çalışma yaşamı, kadın ile siyaset, kadın ile hukuk, kadın ile toplum arasındaki ilişkileri yeniden tanımlıyor ve bunların çözümlerini arıyor.

Ancak diğer bir yönü de var. Devrim, hoşnutsuzluk alanından yeni mekanizmaların inşasına doğru ilerleyemezse, gücünün zaman içerisinde dağılması tehlikesi vardır. Toplumun talepleri örgütlenmeye, bilgiye, eğitime, ortak çalışmaya ve toplumsal kurumlara dönüşemezse devrim sembolik düzeyde kalabilir. Bu nedenle Jin Jiyan Azadî bugün artık yalnızca sloganın tekrarlanmasının yeterli olmadığı bir aşamaya ulaşmıştır. Slogan başlangıç koşuludur; ancak amacı özgür bir yaşamın inşası olmalıdır.

Bu açıdan Jin Jiyan Azadî’nin pratik alanı örgütlü toplumdur. Örgütlü toplum yalnızca çok sayıda insanın bir yerde toplanması değildir. Örgütlenme, en derin düzeyde toplumun kendi sorunlarını tanıma, bunlar üzerinde birlikte düşünme, kendi çözümlerini yaratma ve kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenme kapasitesidir. Özgürlük günlük yaşam içerisinde inşa edilmelidir. Ailede, eğitimde, çalışma ve ekonomide, kültür ve sanatta, siyasette ve insanlar arasındaki ilişkilerde. Bu nedenle Jin Jiyan Azadî’nin yeni aşaması “neye karşıyız?”dan “neyi inşa ediyoruz?”a doğru geçmelidir. Bu, sorunun değişmesi ve yeni bir tanımdır; aynı zamanda yaşam stratejisinin de değişmesidir.

Yalnızca bir şeye karşı çıkan her devrim, sonunda karşıtlığın içerisinde kuşatılabilir. Ancak alternatif yaratabilen bir devrim, süreklilik taşıyan bir sürece dönüşebilir. Bu nedenle Jin Jiyan Azadî yalnızca “mevcut sistemi istemiyoruz” dememelidir; aynı zamanda “nasıl bir yaşam inşa etmek istiyoruz?” sorusuna da yanıt vermelidir.

Burada özgürlüğün felsefi anlamı bir kez daha öne çıkıyor. Özgürlük, iktidarın boşalttığı alanın boş kalması değildir. Özgürlük yeni ilişkilerin yaratılmasıdır. Özgür yaşam, insanların korku üzerine değil; onur, ortaklık, eşitlik ve ortak sorumluluk üzerine inşa ettiği yaşamdır. Bu anlamda Jin Jiyan Azadî bir ayaklanmadan toplumsal bir projeye dönüşebilir. Kadın yalnızca kendi hakkını talep etmez; yaşamın koşullarını yeniden tanımlar. Yaşam yalnızca varoluşu sürdürmek değildir; varoluş biçimini seçmektir. Özgürlük de yalnızca kontrolden çıkmak değildir; insanın kendisini içinde bulabileceği bir yaşamı inşa etme gücüdür.

Bu ayaklanmanın başlamasından dört yıl sonra belki de en büyük soru şudur: Sokaklarda yaratılan gücü, günlük yaşamda kalıcı olan bir güce nasıl dönüştürebiliriz? Bu sorunun yanıtı yalnızca sloganın devam ettirilmesinde değildir. Yanıt; insanların, onların ilişkilerinin, örgütlerinin, bilgilerinin ve karar alma kapasitelerinin inşasındadır. Bu nedenle Jin Jiyan Azadî’nin yeni aşaması örgütlenme, bilinç, yaratım ve inşa aşaması olmalıdır.

Çünkü devrim yalnızca toplumun iktidara karşı ayağa kalktığı gün değildir. Devrim, toplumun yavaş yavaş kendi yaşam biçimini yeniden yaratabildiği andır. Jin Jiyan Azadî, slogandan tarihe doğru ilerlemek istiyorsa sokaklarda duyulan sesten, kadınların emeği ve bütün İran toplumunun emeğiyle inşa edilen güce dönüşmelidir.

Ve son olarak, bu üçlü sözün en derin anlamı şudur:

Özgürlük olmadan kadından ya da yaşamdan söz edemeyiz; özgürlük olmadan yaşam yalnızca varoluşun devamıdır ve örgütlü bir toplum olmadan özgürlük temelsiz bir talebe dönüşebilir. Ancak kadın, yaşam ve özgürlük kendini örgütleyen bir toplum içerisinde birleştiğinde devrim hoşnutsuzluğun ötesine geçer ve yeni bir yaşam biçiminin inşasına dönüşür.

Kadınların ülkesinin şafağında, Jin Jiyan Azadî’nin şafağında yeni bir yaşam inşa ediyoruz…

Etiketler: BarışFeminizmJin DergiJin jiyan azadîJina Mahsa AminiKadın DayanışmasıKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiKürt kadınlarSavaşSayı 186
Önceki İçerik

Herkes Sevdiğini Alsın, Çekilsin

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.