Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Kelimelerin Sırrı

Sakine Esen Yılmaz Sakine Esen Yılmaz
20 Eylül 2026
Yazı
0
Kelimelerin Sırrı
0
SHARES
10
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Kuşlarla ve kurtlarla, geyiklerle ve arılarla yoldaş olan kadınların erkeğin silahlarının gölgesi düşmeden önce kurdukları harmoniye, yani barışa, özlemdir Jin, Jiyan, Azadî. Çünkü barış hiçbir zaman sadece silahların susması değildir. Barış, herkesin kendini var etme, korkusuzca kendini ifade edebilme ve geliştirebilmesidir

Dilden dile yayılan, milyonların hafızalarında yer edinen kelimelerin sırrı, onların yalın gerçekleri gösterebilme gücünde gizlidir. Jin, Jiyan, Azadî; kara çarşaf altında, evlerin karanlık mahzenlerinde, toprak altında kalmış uygarlıklarda unutturulmaya ant içilmiş kadın sırlarının zamanın içinden çıkarılarak Cudi’den, Gabar’dan, Toroslar’dan Amed’e, Dersim’e ve Tahran’a, oradan Kobanî’ye yankılanmasıdır.

Dayağın, zorunlu evliliklerin bol olduğu ışıksız köyleri, dilin, kültürün ve kimliğin inkârının öğretildiği okul sıralarını, kadınların içinde yer almadıkları bol kahvehaneli erkek şehirlerini sessizce terk ederek kendi hikâyelerinin peşinden giden kadınların ve erkeklerin, ay ışığında ve gün doğumunda yaşamla ölüm arasında gözlerini harflerin derinliğine ve keskinliğine alıştırarak yaptıkları okumaların, yoğunlaşmaların üç sözcükte ete kemiğe bürünmesidir. Jin, Jiyan, Azadî.

Jin, Jiyan, Azadî, kadınların binlerce yıl önce kurdukları kadın eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojiye dayalı komünlerin ütopya olmadığının anlatılmasıdır. Jin, yani kadın ile başlayan toplumsallığın, yani Jiyan’ın nasıl olduğuna ve olması gerektiğine bir cevaptır, çünkü hiçbir varoluş özgürlük, yani Azadî, olmadan mümkün olamaz.

Kuşlarla ve kurtlarla, geyiklerle ve arılarla yoldaş olan kadınların erkeğin silahlarının gölgesi düşmeden önce kurdukları harmoniye, yani barışa, özlemdir Jin, Jiyan, Azadî. Çünkü barış hiçbir zaman sadece silahların susması değildir. Barış, herkesin kendini var etme, korkusuzca kendini ifade edebilme ve geliştirebilmesidir. Barış, başkalarının farklılığını kabullenme ve saygı duymadır. Barış, Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın kurduğu adil ve eşitlikçi toplumu yeniden kurabilme niyeti ve ihtimalidir.

Kadın özgürlükçü doğal toplumu on binlerce yıl hile, baskı ve şiddetle tahakküm altına alan ve sonunda yok eden, kadınlardan başlayarak bilişsel, ruhsal ve bedensel yabancılaşmayla kendi kendini yeniden üreten bir kölelik sistemi kuran erkek aklından azat olmadan Jiyan’ın mümkün olamayacağının farkındalığıdır Jin, Jiyan, Azadî. Bu yüzden de bir kopuşla başlar Jin, Jiyan, Azadî. Erkekten, onun yarattığı dilden, kurduğu ataerkillikten, sahte normlardan, dejenere bireyselliklerden, sahte yaşamlardan kopuşla ve kopuşun bittiği yerde sorularla devam eder yoluna. Nasıl yaşamalı?

“Ahlaki ve politik bir toplumda özgür bireyler olarak” diyerek, bağlaçlı yedi kelimelik bir cümleye kolayca sığdırabileceğimizi sanırız cevabı. Oysa cevabın yüklediği mücadele sorumluluğuyla ödenmiş büyük bedeller vardır ortada. Politik bir toplum yaratmak için politikleşen kadınların ödediği bir bedeldir bu. Ekin Van gibi bedeni teşhir edilmek, Nagihan gibi vurulmak, Jîna Mahsa Amini gibi rüzgârda dalgalanan bir saç teli için öldüresiye dövülmek. Nedense en çok da kadınların saçları ve ayakkabıları korkutur barbarları. Aslında haksız da sayılmazlar korkmakta. Onları hayalini kurdukları cennetlerinden mahrum eden kırmızı Mekaplılardır. Seslerini duymak istemedikleri kadınlar her dilde ve her yerde “Jin, Jiyan, Azadî” diye haykırmaktadır. Ve milyonlarca kadın, saçlarını örerek onlara hiç bitmeyecek sandıkları düzenlerinin bir sonu olduğunu anlatmaktadır.

Bugün tekrar soruyoruz: “Nasıl oldu da bu üç kelime yan yana geldi?” Mezopotamya’da, yani uygarlığın doğduğu bu topraklarda yaşayan en eski halklardan biri olan Kürtlerin dilinde Kadın-Jin ve Yaşam-Jiyan sözcüklerinin aynı etimolojik kökenden gelmesi tesadüf mü? Ve yine bu topraklarda bir özgürlük mücadelesinin başlaması bir sıradanlık mı? Yoksa başlangıç noktasında meydana gelen ve bir sapma olan ataerkilliğin, tahakkümün ve sömürünün on binlerce yıl sonrasında hesap vermesinin zamanı mı? Jin, Jiyan, Azadî’nin dünya kadınlarının dillerinde bir talep, bir isyan, bir felsefe olarak karşılık bulmasını nasıl yorumlamalıyız? Farklı kentlerde ve hatta ülkelerde birbirinden farklı hayatları ve realiteleri olan kadınların kolektif bir dil oluşturabilmeleri sadece kız kardeşlik ve dayanışmayla açıklanabilir mi? Elbette hayır. Jin, Jiyan, Azadî’nin sırrı, yalın bir gerçekliği dile getirebilmesinde gizlidir. Jin, Jiyan, Azadî.

Etiketler: BarışJin DergiJin jiyan azadîJina Mahsa AminiKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadınlarSavaşSayı 186
Önceki İçerik

İmzasını Bulan Devrim

Sonraki İçerik

Ortadoğu’da Jin Jiyan Azadî ile Özgürleşmek

Sonraki İçerik
Jin Jiyan Azadî Şafağında Yeni Bir Yaşam İnşa Ediyoruz

Jin Jiyan Azadî Şafağında Yeni Bir Yaşam İnşa Ediyoruz

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.