Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Suruç: Zamanı Değişen Fiiller

Hatice Öncü Hatice Öncü
19 Temmuz 2026
Yazı
0
Suruç: Zamanı Değişen Fiiller
0
SHARES
157
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

20 Temmuz 2015 sabahı Suruç’ta yaşanan tam da buydu. Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde toplanan gençler yalnızca bir yolculuğa hazırlanmıyordu. Savaşın yıktığı Kobanê’ye oyuncaklar, kitaplar, fidanlar ve dayanışma götürmeye hazırlanıyorlardı. Yanlarında taşıdıkları yalnızca yardım malzemeleri değildi; yeniden kurulabilecek bir geleceğe duydukları inançtı. O sabah konuşulan dil, bütünüyle gelecek zamandı

“Bugün ‘kuracağız’ diyenler, kimin cümlesini tamamlıyor?”

Her kuşak, kendinden öncekilerin tamamlayamadığı cümlelerin mirasçısıdır. Belki de bu cümleyi anlamanın yolu, dil bilgisine yeniden bakmaktan geçer. Dil bilgisi kitapları fiilleri geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek zaman diye ayırır. İlk bakışta bu yalnızca teknik bir ayrım gibi görünür. Oysa insanın tarihi hiçbir zaman bu kadar düzenli akmaz. Bazı günler yaşanır ve geride kalır. Bazıları ise yaşandıkları günü aşarak geleceğin içine yerleşir. O günden sonra artık hiçbir fiil eskisi gibi çekimlenmez. Çünkü gelecek zaman, dil biliminin konusu olmaktan önce insanın en eski umududur.

İnsan, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren gelecekle konuşmaya başlar. Bir çocuk “büyüyeceğim” dediğinde yalnızca yaş alacağını söylemez; hayatın kendisini beklediğine inanır. Bir anne “gelecek” dediğinde yalnızca zamanı işaret etmez; bekleyişine anlam verir. Bir halk “kuracağız” dediğinde ise yalnızca bir eylemi tarif etmez; birlikte yaşayabileceği bir dünyanın mümkün olduğuna dair söz verir.

Bu yüzden gelecek zaman yalnızca bir kip değildir. İnsanın dünyaya verdiği en eski sözdür. Henüz kurulmamış evler, henüz dikilmemiş fidanlar, henüz okunmamış kitaplar, henüz birbirini tanımayan insanların kuracağı dostluklar… Bütün bunlar önce fiillerde yaşar. İnsan geleceği önce dilde kurar; hayat, o cümlelere sonradan yetişmeye çalışır.

Belki de tam bu yüzden şiddet yalnızca bugüne saldırmaz. Geleceğe de saldırır. Çünkü bilir ki bir geleceği yıkmanın en kısa yolu, onu kuran dili yaralamaktır. Her büyük kırılma önce bedenlerde görünür. Ama en derin izi çoğu zaman dilde bırakır. Fiiller aynı kalır. Fakat zamanları değişir. “Olacak”, “olacaktı”ya dönüşür. “Kuracağız”, “kuracaktık”a.

Dil bilgisi buna zaman değişimi der. Hafıza ise başka bir şey söyler: Gelecek yaralanmıştır.

20 Temmuz 2015 sabahı Suruç’ta yaşanan tam da buydu. Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde toplanan gençler yalnızca bir yolculuğa hazırlanmıyordu. Savaşın yıktığı Kobanê’ye oyuncaklar, kitaplar, fidanlar ve dayanışma götürmeye hazırlanıyorlardı. Yanlarında taşıdıkları yalnızca yardım malzemeleri değildi; yeniden kurulabilecek bir geleceğe duydukları inançtı. O sabah konuşulan dil, bütünüyle gelecek zamandı.

“Gideceğiz.”

“Kuracağız.”

“Dikeceğiz.”

“Paylaşacağız.”

Bu fiiller yalnızca bir yolculuğun planı değildi. Bir kuşağın dünyaya verdiği sözdü.

Mahmoud Darwish’in şiirlerinde gelecek, çoğu zaman henüz ulaşılamamış bir yurttur; varılacağına inanılan, bu yüzden de vazgeçilmeyen bir ufuk. Suruç’ta ise gelecek, henüz çıkılmamış bir yolculuktu. Oyuncakların ulaşacağı çocuklar, toprağa kavuşacak fidanlar, yeniden açılacak kütüphaneler, kurulacak dostluklar… Patlama yalnızca o yolculuğu yarıda bırakmadı; yolun sonunda kurulması tasarlanan ortak geleceği de hedef aldı. Sonra her şey birkaç saniye içinde değişti. Patlamanın sesi yalnız meydanı değil, zamanı da ikiye böldü.

“Gideceğiz.”

“Gidecektik.”

“Kuracağız.”

“Kuracaktık.”

“Dikeceğiz.”

“Dikecektik.”

Walter Benjamin, “Geçmişin her kuşağa yerine getirilmemiş bir sorumluluk bıraktığını söyler. Belki bu yüzden bazı tarihler yalnız arşivlerde değil, dilde yaşamaya devam eder.” Suruç da böyle bir tarihtir. Çünkü o gün yalnızca insanlar öldürülmedi. Birlikte kurulacak bir geleceğin cümleleri de yarıda kesildi. Bazen tarihin en büyük kırılması, birkaç harfin yer değiştirmesi kadar sessizdir.

Biz hafızayı çoğu zaman geçmişe ait sanırız. Oysa bazı kayıplar geleceğe aittir. İnsan yalnızca yaşadıklarını değil, yaşayamadıklarını da taşır. Hiç ulaştırılamayan bir oyuncağı. Hiç dikilemeyen bir fidanı. Hiç açılamayan bir kütüphaneyi. Belki de yasın en ağır biçimi budur: Gerçekleşmesine izin verilmeyen bir geleceğin yasını tutmak. Bu yüzden Suruç’u anmak yalnızca geçmişi hatırlamak değildir. Geleceğin hafızasını korumaktır. Çünkü bazı tarihler takvimde geride kalır. Ama bazı fiiller, zamanları değişse bile yaşamaya devam eder. Bir gün başka bir kadın aynı kararlılıkla “kuracağız” der. Başka bir genç “Gideceğiz.” diye yola çıkar. Başka bir çocuk “Barış olacak.” cümlesini kurar.

Bir katliam, fiillerin zamanını değiştirebilir ama onları bütünüyle ortadan kaldıramaz. Çünkü bazı fiiller, onları ilk söyleyen insanların ömründen daha uzun yaşar. Onlar dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarılır. İnsanlar gider; kelimeler kalır. Sesler susar; cümleler yaşamaya devam eder. Belki de dilin en büyük direnci tam burada saklıdır.

Hannah Arendt, “Her insanın dünyaya yeni bir başlangıç yapma imkânıyla geldiğini hatırlatır. Eğer öyleyse, hiçbir büyük yıkım geleceği bütünüyle ele geçiremez. Çünkü her yeni kuşak, kendinden öncekilerin yarım bıraktığı cümlelerle karşılaşır ve onlara kendi sesini ekler.”

Belki de bu yüzden baştaki soruya yeniden dönmek gerekir:

Bugün “kuracağız” diyenler, kimin cümlesini tamamlıyor?

Bu soru yalnızca Suruç’a ait değildir. Her kuşağın omuzlarında taşıdığı etik bir sorudur. Çünkü miras, yalnızca geride bırakılan şey değildir; tamamlanması beklenen şeydir.

Her “Kuracağız”da…

Her “Yaşatacağız”da…

Her “Birlikte başaracağız”da…

Suruç’un yarım bırakılmak istenen fiilleri yeniden nefes alır. Suruç’un bıraktığı en büyük miras da belki budur. Yalnızca acı değil. Yalnızca yas değil. Henüz tamamlanmamış fiiller. Ve belki bu yüzden Suruç, aradan geçen yıllara rağmen yalnızca 20 Temmuz 2015 olarak kalmaz; o, bugün kurduğumuz her gelecek zaman cümlesinin içinde yaşamaya devam eden bir hafızadır. Çünkü gelecek, önce dilde kurulur. Bir katliam o dili yaralayabilir. Fiillerin zamanını değiştirebilir. Ama insanlar birbirine gelecek zaman kipinde seslenmeyi sürdürdüğü sürece, hiçbir kırılma son sözü söyleyemez. Belki de hafızanın gerçek anlamı budur: Kendinden öncekilerin tamamlayamadığı cümleleri, yeniden gelecek zamanda kurabilmek.

Belki bir gün adalet gelir. Belki gelmez. Ama biliyorum ki bazı günler, mahkeme kararlarıyla değil, insanların birbirine kurduğu cümlelerle yaşamaya devam eder. Ve biz her defasında gelecek zaman kipini yeniden kurmaya çalışırken, aslında yalnızca dilimizi değil, birbirimize olan inancımızı da onarıyoruz. Çünkü gelecek, önce cümlede doğar, yüklemi eksik bırakılmış bir cümleyi, her kuşakta yeniden tamamlamaya çalıştığı yerde.

Bazı cümlelerin sonuna nokta konulmaz. Çünkü onları tamamlayacak olanlar, henüz son sözü devralmamış kuşaklardır. Bu yüzden son sözü yine gelecek zaman söyleyecektir.

Etiketler: 20 Temmuz20 Temmuz SuruçBarışKobanêMahmoud DarwishMücadeleSavaşSayı 177SgdfsuruçSuruç şehitlerizaman
Önceki İçerik

En Çok da Umuttur Rojava…

Sonraki İçerik

Dilin Silahsızlandırılması

Sonraki İçerik
Rojava Devrimi’nin 14. Yıl Dönümü

Rojava Devrimi’nin 14. Yıl Dönümü

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.