Rojava’da cinsiyet temelli eşitliğe dayalı bir sistemden, kadınları her anlamda örten, karanlığa hapseden bir aklın sistemine Rojava’da özgür yaşamı tatmış kadınların geçmesi mümkün mü? Öyle bir şeyi zaten Rojava Devrimi içerisinde kendisini bulan hiçbir kadın kabul etmez. Temel talepleri de kendi bölgelerinde özgünlüklerini koruyarak yaşamak
Suriye’de 2011 yılında esen değişim rüzgârı ve talepleri Rojava’yı da etkisi altına aldı. Kürt halkı, bir asrı aşkındır özlemini duyduğu özgür, demokratik ve eşit yaşamı inşa etmenin fırsatını bu sayede yakaladı. Adını direnişle 2014 yılında tarihe yazdıran Kobanî kenti, aynı zamanda 2011 yılında devrim kıvılcımının ilk çakıldığı şehirdi de. Kobanî direnişi, Rojava’yı da dünya halklarıyla buluşturdu ve tanıttı. Böylece Rojava, Kürt halkının, ezilen dünya halklarının ve kadınların özgür bir gelecek umudu hâline geldi. Adı Rojava, yani güneşin battığı diyar. Ama aslında Rojava direnişini, devrim gerçeğini bilen, duyan, tanık olan herkes için güneşin yükseldiği coğrafya olarak hafızalarda yer edindi. Dünyanın dört bir yanında ezilenlerin, özgürlük özlemi duyanların yönünü verdiği, gelip kendisinden bir şeyler kattığı, aldığı, çalıştığı, emek verdiği, bedel ödediği bir coğrafyaya dönüştü kısa sürede. Belki de duyan herkesi özgürlüğe cesaretlendirdiği içindi bu kadar çekici olması. En çok da umuttu Rojava. “Başka bir dünya mümkün” iddiasıydı. Çok fazla anlam, manevi doygunluk ve daha birçok şeydi. Yani imkânsızı, zoru başardı. Ruhunu taşıdı dünyanın dört bir yanına. Bugün kim ne derse desin, kitaplara, filmlere konu olan Rojava Devrimi gerçek bir deneyimdi. Rojava’yı “gerçekten uzak, romantik bir devrim” olarak tanımlayanlara gelsin öncelikle bu özbeöz ifadelerim.
15 yıl boyunca birçok şeyle sınandı. O küçücük coğrafya üzerinden yapılan hesaplar, kurulan dengeler, içine girilen güç çatışması ve paylaşımları 6 Ocak 2026 tarihine kadar uzandı. Pratik politika, siyaset ve diplomaside, yine aynı zamanda askerî ataklarda hatalar varsa da Rojava’yı 29 Ocak anlaşmasına mecbur bırakan gerçeklik bambaşkaydı. Rojava, kendisi açısından elbette bugün bunun muhasebesini yapıyordur. Ama uluslararası bir plan ve komployla yüz yüze kaldığını da hep hatırlayarak, açığa çıkan sonucu en çok da bu gerçeğe vurarak değerlendirmek lazım. Rojava’ya gelecek umudunu bağlayan herkes “Böyle olmamalıydı.” diyordur. Onca bedel, emek, değer ve kavga çok daha fazlasını hak ediyordu kuşkusuz. Ancak doğru sorgulamak, umut ve irade kırıcı tüm saldırı ve hamleleri de boşa çıkarır. Rojava’ya 6 Ocak saldırısıyla birlikte tam da yapılmak istenen şuydu: Umudu, iradeyi kırmak, özgür gelecek hayallerini tüketmek. Bir nevi de intikam almak; Rojava’nın üzerinde inşa edildiği değerlerden, paradigmadan intikam almak. Sonuç itibarıyla ciddi kayıplara, kapanması zor yaralara ve bir insanlık trajedisine yol açtı son saldırı.
Ama bir yılgınlık yok, mücadeleden vazgeçiş ve tam da başarmak istedikleri gibi bir teslimiyet yok sahada. Tam 15 yıl boyunca kendi kendisini yöneten bir halkın dayandığı devrimsel deneyim, devrimin 14’üncü yıl dönümüne değişen mücadele yöntemleriyle giriyor. 29 Ocak anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte Rojava, artık tüm dünyanın meşru kılmak için yarışa girdiği bir cihatçı yönetimle temas kurmaya mecbur bırakıldı ve elde ettiği kazanımları korumanın mücadelesini yürütüyor şimdi. Uluslararası ve bölgesel aktörlerin Suriye için kurguladığı devrim mizanseninin şifreleri de Kürt, Alevi ve Dürzilerin, kadınların yükselen itirazlarıyla çözülüyor.
Şimdi Rojava’da 29 Ocak anlaşmasının maddeleri kapsamında belli adımlar atılıyor. Aslında ifade edildiği gibi bir demokratik entegrasyon durumu yok. Evet, olması gereken demokratik entegrasyondu. Ancak mevcut iktidarın ya da anlaşmaya varılan gücün demokrasi, eşitlik, özgürlük ve çoğulculuğa karşı mesafesi biliniyor. Kısacası bu gücün entegrasyondan anladığı, içine alıp eritme ve yok etme. Çünkü uluslararası ve bölgesel güçlerin de desteğiyle Suriye’ye iktidar yapılan bu ideolojik yapının eşit, özgür ve demokratik bir ülke inşa etme gibi bir amacı yok. Suriye Baas rejiminin daha katı bir versiyonu şu an yönetimi devralmış bulunuyor. Baas rejimine duyduğu öfkeyi, kini Alevi toplumu üzerinde acımasız bir intikam almaya dönüştürmüş. Yine Kürt halkı ve Dürzi topluluğuna da aynı amaçla yöneliyor. 29 Ocak anlaşması, mevcut saldırıların Kürt soykırımıyla sonuçlanmaması için yapıldı. Anlaşmanın kapsamı içerisine entegre olma da alınıyordu. Ancak bu entegrasyon demokrasiyi benimseyecekti.
Bu anlamda 14 maddelik 29 Ocak mutabakatı; taraflar arasında kalıcı ateşkesi, askerî ve idari güçlerin kademeli entegrasyonunu, Kürt halkının kendi topraklarında özgür, eşit ve demokratik bir temelde yaşayabilmesini kapsayan haklarını garanti altına alıyordu. Ancak şimdi HTŞ iktidarı bu anlaşmanın tam olarak gereğini yapmıyor. Yokuşa sürüyor, provokasyon ve tahriklere açık hâle getiriyor. Esirler üzerinden anlaşmayı pazarlık konusu hâline getirdi. Esirleri, Kürt halkını kendi meşru haklarından taviz verir konuma getirmek için bir kart olarak kullandı. Kürt halkının dilini, kültürünü, kimliğini tanıyan ve kabul eden bir anlaşmanın altına imza attıkları hâlde, başta Kobanî olmak üzere şehir ve diğer Kürt yerleşim yerlerinin isimlerini Arapça ile değiştirmeye çalışıyorlar. Buna karşı bir direnç var elbette. Ancak HTŞ sahada oldubittiye getirmeye çalışıyor. Kadın kazanımları açısından da aynı şey söz konusu. Rojava’da cinsiyet temelli eşitliğe dayalı bir sistemden, kadınları her anlamda örten, karanlığa hapseden bir aklın sistemine Rojava’da özgür yaşamı tatmış kadınların geçmesi mümkün mü? Öyle bir şeyi zaten Rojava Devrimi içerisinde kendisini bulan hiçbir kadın kabul etmez. Temel talepleri de kendi bölgelerinde özgünlüklerini koruyarak yaşamak.
Gelinen aşamada hem QSD güçlerinin hem de iç güvenlik güçlerinin önemli oranda İçişleri ve Savunma bakanlıklarına bağlı olarak askerî ve güvenlik alanına dâhil olmaları tamamlandı. Ancak Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) bu sürecin dışında bırakıldı. Suriye ordusunda kadın olmadığı gerekçesiyle YPJ’ye kendisini lağvetmesi, ordu yerine kendisini feshederek iç güvenlik güçlerine katılması dayatıldı. DAİŞ’e karşı cesaretin ve direnişin iradesi, sembolü hâline gelen YPJ’den de bu dayatmalarla aslında DAİŞ’in intikamı alınmaya çalışılıyor. HTŞ’ye bu cesareti veren elbette uluslararası güçler. ABD, bu konuda ittifak hâlinde olduğu bölgesel güçlerle çıkarları doğrultusunda Kürt halkı ve kadın iradesini ezmeyi, parçalamayı ve dağıtmayı amaçlıyor. Bu amaca karşı YPJ ve Rojava kadın örgütleri direnme kararı aldı. Uluslararası çapta başlatılan ve YPJ ile dayanışmayı büyütmeyi, kadınların savunmadaki rolüne dikkat çekmeyi ve YPJ’nin statüsünün tanınmasını amaçlayan “Hepimiz YPJ’yiz!” kampanyası 26 Nisan’da start aldı ve hâlâ devam ediyor.
Kadınlar, “Kendimizi savunmasız bırakmayacağız.” kararlılığıyla başarıya ulaşmayı hedefliyor. YPJ’den başlayarak siyasal, toplumsal, ekonomik ve diğer tüm alanlarda kadın kazanımları baltalanmaya ve tamamen etkisiz hâle getirilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla kadın iradesi ve öncülüğüyle şekillenen Rojava Devrimi’nin kodlarını kırmayı ve başkalaşıma uğratmayı amaçlıyorlar.
Suriye’nin kıyı kesimlerinde kadın bedenine yönelen fiziki saldırılar ve kırım, Rojava’da kadınların iradesine yönelen bir biçim alıyor. Tabii ki fırsat bulursa bunu fiziki bir saldırıya da dönüştürecek bir güç var. Kadınların yaşam ve mücadeledeki rollerini eşit temsiliyet ve eş başkanlıktan yardımcılığa düşüren, hatta mümkünse bunu da uygulamama, hatta çok gören bir iktidar gerçeğine karşı şimdi Rojava’da mücadele ediyor kadınlar. Bu büyük bir zulüm. Rojava demek, kadın kimliği, bilinci ve iradesi demek. Dolayısıyla birbirinden ayırmak mümkün değil. Şam kırsalı, İdlib, Rakka ve Deyrizor hatlarında yaptıkları gibi Suriyeli tüm kadınları; Alevi, Dürzi, Kürt ve diğer inanç ve etnik topluluklara mensup kadınları DAİŞ’in benimsediği giyim tarzına zorlayacaklar. Ki zaten bunu Suriye’nin kıyı bölgelerinde Alevi kadınlara yönelik uygulamaya başladılar.
Bir bütün olarak aslında kadınlara dayatılan, Suriye’de halklara, farklı renk, kültür ve inanç topluluklarına dayatılıyor. Kadın haklarının Suriye’de anayasal güvence altına alınması önündeki en büyük bariyer, mevcut iktidar ve zihniyetidir. Bu sürecin demokratik entegrasyona evrilebilmesi için Rojava’nın değil, mevcut rejimin Rojava’nın ördüğü yaşamı ve sistemi benimsemesi, örnek olarak tüm Suriye’ye uygulaması gerekir. Büyük bedellerle kazanılmış tüm hakları için kadınlar ve Rojava halkı mücadele etmeye devam ediyor. Böylece zor bir mücadele dönemi bekliyor kadınları ve Rojava’yı. 19 Temmuz, Rojava Devrimi’nin 14. yıl dönümüne de böyle giriyor.

