Kadınların emeğine, bedenine ve iradesine sahip çıkmasının ancak kapsamlı bir özgürlük mücadelesiyle mümkün olduğu anlayışı, Rojava Kadın Devrimi’nin temel yaklaşımlarından biri hâline gelmiştir
Doğadan, toplumdan ve yaşamdan koparılan kadın, özüne ve kendisiyle yeniden buluştukça, doğayla, toplumla ve yaşamla da yeniden buluşur. Rojava Kadın Devrimi, 14. yılında kadın devrimi olma niteliğini koruyarak karanlıkta bırakılmak istenen kadın tarihini ve kadın doğasını aydınlatmaya, kadın özgürlük mücadelesini büyütmeye devam ediyor. Orta Doğu’nun bağrında filizlenen Rojava Kadın Devrimi paradigması, özgür yaşamı arayan kadınlara ve tüm insanlığa demokrasi, eşitlik ve özgürlüğün yol haritasını sunuyor. Bu devrim yalnızca kadınların değil, halkların ortak geleceğine dair güçlü bir umut ve alternatif yaşam modelini ortaya koyuyor. Bundan 15 yıl önce Mezopotamya topraklarında halkların kendi kökleriyle yeniden buluşmasının kapısını aralayan bu paradigma, mücadeleyle geçen her evrede daha da güçlenerek bir coğrafyanın ve halklarının tarihsel değerleriyle yeniden bağ kurmasını mümkün kılıyor. Kadın öncülüğünde gelişen bu devrim, geçmiş ile gelecek arasında özgürlük temelinde yeni bir yaşam inşa etmeye devam ediyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, kadın özgürlük mücadelesinin temel ilkelerini somutlaştırarak kadın devriminin ilk adımlarının atılmasına öncülük etmiştir. Tüm kadınlara mücadele ve örgütlenme alanı açmıştır. Bu devrimin en temel dayanaklarından biri ise öz savunma çizgisinde kadınların ortaklaşması ve kendi varlıklarını, iradelerini ve özgürlüklerini bizzat savunmaları olmuştur. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, kadın devriminin ilk tohumlarını halkın örgütlenmesi temelinde Rojava’da somutlaştırmıştır. Bu mücadeleye en güçlü katılımı kadınlar göstermiş, Rojava’nın dört bir yanı kadınların öncülüğünde örgütlenme ve direniş alanlarına dönüşmüştür. Ekilen özgürlük ve varlık tohumları zamanla büyüyerek toplumsal yaşamın her alanına yayılmıştır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, yaklaşık yirmi yıl boyunca Rojava’da eğitimden örgütlenmeye, diplomasiden öz savunmaya kadar birçok alanda emek vermiş; bu emeğin önemli sonuçlarından biri olarak Rojava Kadın Devrimi ortaya çıkmıştır. Rojava Kadın Devrimi, kadın özgürlük mücadelesinin ikinci evresi olarak demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigması doğrultusunda gelişmiş, güçlenmiş ve etkisini dünya geneline yaymıştır. Kadınlar, Rojava Devrimi’nde öz savunması olmayan bir kadının gerçek anlamda özgürleşemeyeceği anlayışıyla hareket ederek YPJ bünyesinde öz savunmalarını örgütlemiş; demokratik ve özgür yaşamın toplumsal örgütlülüğünü ise KONGRA-STAR çatısı altında güçlendirmiştir. Bu yönüyle Rojava Kadın Devrimi, yalnızca Kürt halkının ya da Suriye halklarının bir kazanımı olmanın ötesine geçmiş, kadın özgürlük mücadelesi açısından insanlığın ortak kazanımlarından biri hâline gelmiştir.
Rojava Devrimi’nde xwebûn (kendisi olma) ve öz savunma bilinci, örgütlülük ve eylem pratiğiyle güçlenerek gelişmiştir. Bu süreç, kadınların kendi özgün alanlarını, yaşam mekânlarını, toplumsallıklarını ve öz örgütlenmelerini inşa ettikleri bir devrim niteliği taşımıştır. Kadın kimliğinin yeniden kazanılması, uzun yıllara yayılan ağır bedeller ve yoğun mücadeleler sonucunda mümkün olmuştur. Eş başkanlık sistemi ve eşit temsiliyet ilkesi, demokratik siyaset alanında kadın özgürlük çizgisini güvence altına alan temel adımlar olarak hayata geçirilmiştir. Özgür eş yaşam anlayışı temelinde devlet ve iktidarın toplumsal yaşam üzerindeki belirleyiciliğinin azaltılması hedeflenmiş; bunun yerine demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir toplumsallığın inşası amaçlanmıştır. Kadınlar, ekonomiden ekolojiye, eğitimden sağlığa, siyasetten öz savunmaya, diplomasiden kültür ve sanata kadar toplumsal yaşamın bütün alanlarında biriktirdikleri deneyim ve üretim gücüyle özgür toplumsallığın gelişimine öncülük ettiler.
Komünlerden meclislere, öz savunmadan ekonomiye kadar toplumsal yaşamın bütün alanlarında öncü bir konumda yer almışlardır. Bunun en somut örneklerinden biri eş başkanlık sistemidir. Kadın örgütleri, kadın merkezleri, kadın evleri, Kongra Star, Zenûbiya Kadın Topluluğu, özgün akademiler ve jineoloji araştırma merkezleri yalnızca hizmet sunan kurumlar olarak değil, aynı zamanda ataerkil zihniyete karşı kolektif bilinç ve örgütlenme alanları olarak geliştirilmiştir. Bugün de bu anlayışta olan kurumların demokratik entegrasyonun, halkın ve kadınların hizmetinde ilerlemesi için yürüttüğü mücadele önemli olmaktadır. Kadın öncülüğünde gelişen inşa, özerk yönetimle biçim aldı ve bugün de demokratik entegrasyona yön veren ama aynı zamanda toplum nezdinde de meşruluk kazanmış ve bir nevi de facto bir durum yaratarak halk ve kadınlar nezdinde kabul görmüştür. Bu nedenle Rojava Devrimi toplumsallaşmış, demokratik siyaset, demokratik entegrasyon ve toplumsal dönüşüm alanlarında kadın özgürlüğünü esas alan bir perspektifle ilerliyor. Bu çerçevede Rojava Kadın Devrimi, yalnızca bir güç değişikliği ya da askerî başarı olarak değerlendirilemez.
Suriye’de Esad rejiminden sonra kurulmak istenen denge, dış ve iç hesaplar Rojava Kadın Devrimi çizgisini kabul etmemek üzerinden kendini inşa etmeye çalıştı. Bu yüzyıla inşa edilmek istenen ulus-devlet modelinin şeriat ve cihatçı yapılara dayandırılarak inşa edilmesi planları devrede. Suriye’yi ikinci bir Afganistan modeline büründürme, HTŞ ve Türkiye’nin desteği üzerinden biçim alıyor. Rojava Kadın Devrimi’ne dayanan özerk sistemi tasfiye etme girişimleri devrimin en başından beri vardı. Uluslararası güçler, Türkiye ve bölgede son yıllarda türetilmiş tüm çete grupları Rojava’ya dönük derin ve kapsamlı bir komplonun içine girdiler. HTŞ, IŞİD ve Türkiye’nin 6 Ocak 2026 tarihinde Rojava’ya yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, yalnızca askerî veya güvenlik gerekçeleriyle açıklanamaz; bu saldırılar doğrudan kadın özgürlüğü paradigmasını hedef almıştır. Özellikle HTŞ ve IŞİD, kadınları toplumsal yaşamın eşit ve özgür özneleri olarak kabul etmeyen, kadın bedeni ve iradesi üzerinde mutlak tahakküm kurmayı amaçlayan erkek egemen anlayışın en sert biçimlerini temsil etmektedir. Kadınların örgütlü, görünür ve özgür olduğu alanların hedef alınması da bu zihniyetin bir sonucu olarak gelişmiştir. Öte yandan, Türkiye’nin saldırıları bu zihniyetle tutarlı bir çizgi izleyerek onu yerel çıkarlar için bir araç hâline getirip meşrulaştırmaktadır. 6 Ocak’ta başlayan saldırılar ve sonrasında belirli aralıklarla devam eden siyasi ve askerî müdahaleler, iki farklı yaşam anlayışı, iki farklı toplumsal model ve iki farklı paradigma arasındaki çatışmanın bir yansıması olarak görülebilir.
Bu nedenle Rojava’da savunulan yalnızca bir toprak parçası değildir; kadınların öncülüğünde yeni bir toplumsal paradigmanın inşasına dair geliştirilen devrimdir. Rojava Kadın Devrimi bu anlamda bu çağın hafızası olmayı başardı. Kadın örgütlerine yapılan saldırılar, kadınların saç örgülerinin kesilmesi, cansız bedenlerin binalardan atılması, kadınların süreç dışında tutulmaları bu hafızayı silme girişimleridir. Esasında, kadın devrimi ve kazanımları hedeflenmiştir. Komplo ile gelişen saldırılara karşı Rojava Kadın Devrimi, soykırım kıskacını aşarak üçüncü evre olan demokratik entegrasyon sürecine girmeyi başarmıştır.
Rojava Kadın Devrimi en başından beri demokratik kadın ulusu kimliğine bağlı bir mücadele çizgisi izledi. Bu mücadele çizgisi bugün de önemini koruyarak Suriyelileşme yolunda ilerliyor. On beş yılı geride bırakan Rojava deneyimi, halklar ve kadınlar açısından umut ve ilham alanı olmaya devam etmektedir. Kürt, Türkmen, Arap, Çerkes, Asuri-Süryani, Ermeni, Dürzi ve Alevi toplulukları arasında ayrım gözetmeden tüm halkları ve kadınları kapsayan bu anlayışın, Orta Doğu’da daha geniş bir demokratik yaşam modeline katkı sunma potansiyeli hâlâ canlı. Farklı kimliklerin özgür ve eşit bir arada yaşayabileceği toplumsal bir model yaratmıştır. Bu anlamda Rojava Devrimi, dünya ve Orta Doğu açısından barışa ve demokrasiye dayalı çözüm geliştiren 3. çizgi olarak varlık bulmuştur. Demokratik entegrasyon temelinde geliştirilecek özerk yönetim anlayışını da halkların, inançların ve kültürlerin eşitliği ile ortak yaşamını esas alması üzerinden geliştirilmesinde ısrarcı. Demokrasi kültürünü koruma ve tüm Suriye’ye yayma mücadelesinde yine kadınlar öncü. Kadını dışlayan siyaset ve ideolojilere karşı da mücadele çizgilerinden taviz vermiyorlar. 29 Ocak anlaşması ve sonrasında entegrasyon üzerinden gelişen süreçte kadınları dışlayan siyaset, kadınlar tarafından ifşa edilerek ortak mücadele anlayışı geliştiriliyor. Entegrasyon temelinde idari alanda, valilik ve valiliğe bağlı müdüriyetler, kaymakamlıkların dağılımı, eşit temsiliyet ilkesi, çoğulcu ve bileşenleri içine alacak temelde yürütülmesinde kadınlar ısrarcı. İdari alanda kadınlara dayatılan arka planda kalma veya yardımcı konumunda kalma anlayışları, kadınların dirençli ve iradeli duruşuyla karşılaşıyor. Demokratik siyaset alanını Suriye’ye taşımak öyle kolay olmayacağa benziyor. Bunun yanında öyle görünüyor ki kadınları bekleyen zorlu bir mücadele dönemi var. YPJ’nin kabul edilmesi noktasında kadınların ortaklaşması, Suriye’de kadınların orduya katılması noktasında gündemi canlı tutuyor. Kadınların ısrarı, Suriye ordu yapılanmasında bir değişim yaratacağa benziyor. Bu sistemin demokratik entegrasyon temelinde herhangi bir yapıya eklemlenmesi değil, bölgenin tarihsel, toplumsal ve kültürel gerçeklikleri dikkate alınarak kendi varlığının, kazanımlarının ve özgün yapısının güvence altına alınması önem taşımaktadır. Bu yaklaşım, aynı zamanda geleceğin demokratik Suriye’sinin inşası açısından da önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Suriyeli kadınların ortak mücadele zeminleri oluşturması ve Kürt kadın hareketinin elde ettiği kazanımların farklı toplumsal kesimlerle buluşarak yaygınlaşması, bölgede kurulmak istenen tekçi ve dışlayıcı düzen anlayışını zorluyor ve zorlayacağa benziyor. Kadınların ve kadın kazanımlarının yok sayıldığı bir sistemin kalıcı biçimde inşa edilmesi mümkün görünmemektedir. Kadınlar, YPJ deneyiminde olduğu gibi elde ettikleri kazanımlardan geri adım atmamakta; demokratik entegrasyon sürecinin yalnızca bir parçası olmayı değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümün temel aktörlerinden biri olmayı hedeflemektedir.
Kadınların emeğine, bedenine ve iradesine sahip çıkmasının ancak kapsamlı bir özgürlük mücadelesiyle mümkün olduğu anlayışı, Rojava Kadın Devrimi’nin temel yaklaşımlarından biri hâline gelmiştir. Bu mücadele, erkeğin dönüşümünü de kapsayan toplumsal özgürleşme perspektifiyle tarihsel bir karakter kazanmıştır. Bugün özgür kadın kimliği ve özgür yaşam anlayışı etrafında gelişen mücadele, Rojava açısından demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon temelinde yeni bir mücadele dönemine girmiştir. Erkek egemen, devletçi ve iktidarcı zihniyetlere karşı geliştirilen mücadelede önemli eşikler aşılmış ve yeni bir mücadele dönemi başlamıştır. Kadınlar açısından bu yeni süreç, hem stratejik hem de pratik politikalar açısından daha derinlikli bir örgütlenme, mücadele ve irade gerektirmektedir. Rojava Devrimi’nin demokratik entegrasyon yoluyla Suriye’nin geleceğinde daha geniş bir toplumsal dönüşümün parçası olma imkânı ortaya çıkmıştır. Kadınlar, başta Kürt halkı olmak üzere, Rojava’da yaşayan tüm halkların kendi kimliklerini, dillerini, kültürlerini ve tarihsel değerlerini koruyarak demokratik siyaset alanlarında temsil edilmesi için mücadele etmektedir.
