Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Narsisizmden Faşizme: Öz Nefretin İktidarı

Rojdan Erez Rojdan Erez
19 Temmuz 2026
Yazı
0
Narsisizmden Faşizme: Öz Nefretin İktidarı
0
SHARES
25
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Faşizmin psikolojik temelleri de burada saklıdır. Faşist de narsist gibi kendinden başkasını sevmez. Herkes onun gibi olsun, onu sevsin, onun güzelliğinden bahsetsin ister. Bu da gerçekleşmezse kendi kendini yücelten bir düşünceye sahiptir. İçsel olarak, bu düşüncelerinden ötürü bir yok etme güdüsü taşır. Kendine dönük, kendini tüm bir yaşam merkezi gören kişi, iktidarsal grup ya da monarklar bir başkasını çok kolay ve acımasızca ortadan kaldırabilir. Çünkü ona göre diğerleri onun güzelliğini bozacak niteliktedir. Çünkü tek hakikat kendisidir

Narsisizmin psikanalistlerce karşılığı kısaca kendine olan aşırı öz sevgi ya da aşırı öz güvendir. Diğer bir tabirle, kendine sevdalı olma hâli olarak ifade edilir. Narsisizmin kelime kökü narkoz ve nergis çiçeği ile aynıdır. Narkoz, insanı uyuşturan bir özelliğe sahip iken nergis çiçeği ise güzel ve yoğun kokusu ile bilinen bir çiçektir. Kokunun yarattığı kendinden geçme hâli ve Narkisos kişiliği arasındaki bağ oldukça ilgi çekicidir. Narkisos mitinde, bir lanet sonucu kendi yansımasını suda gören genç ve yakışıklı bir erkeğin kendi güzelliği karşısında eriyip bitişini anlatır. Çünkü genç adam kendine âşık olur ve bu aşk onun sonunu getirir.

Kuşkusuz her şey masal veya mit anlatılarında olduğu gibi romantik değildir. “Kendine sevdalılık” eskiden tanrılara ait bir özellikken, “demir kafese” alınan her bireyin kendini artık “tanrı” gibi hissetmesiyle bu yanılgı topluma yayılmıştır. Kendini dünyanın merkezine koyan bu kesim, her şeyin onlar için olduğunu, hayatta tek hakikatin kendileri ve kendi istekleri olduğunu düşünür. Kendilerini sevdikleri kadar, herkesin de onları sevmelerini beklerler. Eğer sevilmiyorsa da bu onlardan kaynaklı değil, diğerlerinin kusurudur! Kendi rengi, kendi sesi her yerde olsun ister ve kendinden başkasının varlığına tahammül edemezler. Özcesi, kendine olan aşkın büyüsü altındadır ve gözü kendinden başkasını görmez. Bir nevi narkoz altındadır. Aklı ve kalbi uyuşmuştur. Gerçek ile hayal arasında kendine sarılan, kendine âşık olan ve bunun sonucunda da kendini tüketen bir durum söz konusudur.

Narsist kişilik, günümüzde çok yaygın kullanılan bir belirlemedir. Ancak üzerinde daha fazla durulması gereken de bir konudur. Bazen pozitif tanımlamalar yanıltıcı olabilmektedir. Her şeyden önce narsisizm bir hastalık değildir. Toplumsal çürümenin insan psikolojisini yönlendiren, bilinçli ve ideolojik olarak yapılan, bunun için her türlü bilimsel veya sosyolojik argümanın kullanıldığı, insanın doğal özüne rağmen uydurulan bir sapmadır. Çünkü narsist kişi en çok kendinden nefret eden kişidir. Narsist kişi; kendine olan nefreti, öz yetersizlik düşüncesi ve her şeyden önce bencilleştirilen yaşam içerisindeki yalnızlığı ile her gün aynadaki yüzünü, kendini hayranlıkla inceleyen Narkisos gibi kendine en büyük yalanı söyler. Çünkü narsisizm, ideal edilen benliğe ya da yaşama ulaşamamanın bilinçte yarattığı bir savunma mekanizmasıdır. Bu da kaynağını kendine duyduğu nefret, sevgisizlik, yetersizlik, eksiklik gibi birçok duygu ve düşünceden alır.

Faşizmin psikolojik temelleri de burada saklıdır. Faşist de narsist gibi kendinden başkasını sevmez. Herkes onun gibi olsun, onu sevsin, onun güzelliğinden bahsetsin ister. Bu da gerçekleşmezse kendi kendini yücelten bir düşünceye sahiptir. İçsel olarak, bu düşüncelerinden ötürü bir yok etme güdüsü taşır. Kendine dönük, kendini tüm bir yaşam merkezi gören kişi, iktidarsal grup ya da monarklar bir başkasını çok kolay ve acımasızca ortadan kaldırabilir. Çünkü ona göre diğerleri onun güzelliğini bozacak niteliktedir. Çünkü tek hakikat kendisidir! Hatta çok çelişkili de olsa ters bir düşünceye sahiptir ve ona göre en sevgi dolu da kendisidir! Sevgisi de kendine özgü bir şiddet taşır. Kendinden olanı kendine göre sevdiğini iddia eder.

Faşist rejimler, dünya tarihinde yaptıkları soykırımlar ile isimlerini toplumların hafızasına yazmışlardır. Kimi tek seferde, toplama kamplarında, gettolarda bunu kitlesel yaparken kimi de yüzyıllara yayarak, sistematik soykırımlar ile bunu yapmışlardır. Dikkat edilirse Kürt, Ermeni ve Yahudi soykırımlarında katledilen tarafların muazzam tarihî geçmişi ile beraber kendi içlerinde bir güç olma hâli vardır ve kendi cellatları da yüzyıllarca beraber yaşadıkları diğer halkın iktidarları olacaktır. Hâkim olan güçsüz düştükleri zaman, ilk saldırdıkları bu halklar olmuştur. Ezen taraf, kendinden zayıf olduğunu düşündüğü kişi ya da kesime daha çabuk yönelir. Bu, genel geçer bir yönelme hâlidir. Ancak kendini yetersiz gördüğü anda nicelikle ölçülemeyecek bir değere, kendine karşı rakip olduğunu düşündüğü tarafa saldırmaya başlar. Çünkü güçsüz düştüğü an kendine olan öz saygısını yitirir ve saldırganlaşır. Bu saldırma hâli, faşizmin katliamları ile örtüşmektedir. Kendinden nefret hâli, kendini küçük görme düşüncesini başkaları üzerinde hâkimiyeti tekrardan kurarak yamalamaya çalışır. Öz saygı yitimi, çoğu kez önceden var olduğunu düşündüğü şeyi, belki de hiç olmayanı, kaybetme ile başlar. Kendi karşısında yükselen başka bir güce karşı yaranmaya çalışarak yönünü başka alana kaydırır. Aslında hepsine karşı aynı duyguyu beslese de kendine olan yücelik duygusu, onu hayatta tutmaya yarayacak her şeyi yapmaya götürecektir. İlkesizleşir. İlkesizleştikçe de tüm insani duygularını yitirerek bir canavar hâline gelir. Geriye kendinden başka hiçbir şey düşünmeyen, hiçbir renge, sese tahammülü kalmayan bir beyin ve kalpten başka bir şey kalmayacaktır.

Narsisizm ile faşizm arasındaki ilişkisellik bu anlamda irdelemeye değerdir. İki durumda da temel mesele, karşısındakine duyduğu nefretten ziyade aslında kendi özüne, kendi yetersizliğine, güçsüzlüğüne duyduğu nefrettir. Hiçbir zaman tam olarak güç sahibi olamayacağına duyduğu müthiş nefrettir. Varoluşunu bu duygu üzerine inşa eder ve yansıtma yoluyla bunu başka olay ve olgulara indirmeye çalışır. Oysa tüm sorunu kendisiyledir. Kendine güvenmediği için başkasına da güvenmez. Kendini sevmediği için bir başkasını da sevmez. Kendine düşman olduğu için bir başkasına düşman olarak görür. Yine dışarıya yansıttığı pratik şiddet hâli de aslında kafasının içerisindeki kendine uyguladığı şiddet veya çatışmadır. Bu insanlar ya da kesimler tüm dünyaya hâkim olsalar da kendi iç çatışmalarından, bitmeyen benmerkezciliklerinden dolayı hiçbir zaman tatmin olamazlar. Doyumsuzluk hâli süreklidir. Çünkü kendi benliğinde hiç kapanmayan bir boşluğa sahiptir. Öz nefrete sahip her bireyde de o boşluk mevcuttur. Asalak misali başkalarının kanı, canı üzerinden; özünü sömürerek, manipüle ederek ya da bir bütün onu hiçleştirerek tatmin olmaya çalışır. Kendine dair güzel olan hiçbir şey bulamadığı için kimsenin güzel olmasını istemez ve var olan güzelliklere karşı da nefret doludur. Bu nedenle de faşizm tam olarak bir çirkinlik hâlidir.

Öz nefret dediğimiz şey, bugün günümüzde yaşadığımız tüm katliamların, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin, uyuşturucu kullanımının vb. temel etkenidir. Hepsi de güç olmaktan değil, güç olamama durumundan gerçekleştirilir. Tıpkı güç karşısında ezilen, büzülen erkeğin kendinden “güçsüz” gördüğü, görmeye çalıştığı kadın üzerinde uyguladığı fiziki ve psikolojik şiddet gibi. Erkek, yaşadığı tüm öz güven problemini kendi özel alanında iktidarlaşarak gidermeye çalışır. Bunu gerçekleştiremediği zaman da öldürme eğilimi gösterir. Ölü beden üzerinde tahribat yapacak kadar gelişen ahlak yitimi de bu gözü dönmüş faşist beyinler ile açıklanabilir.

Kuşkusuz birey ve toplumun yaşadığı bu çürüme hâlini kapitalist modernite ve onun pozitivist araçları ile ele almak daha çözümleyici olacaktır. İlk saldırının insan zihnine yönelik olmasının nedeni de budur. Önce beyinler dumura uğratılır, sonra da çürüme dediğimiz şey kendiliğinden yaşanır. Adeta narkozla uyutulmuş bir toplum yaratılır. Uyuşan beyinler düşünmeden yoksundur, duyarlılığı yoktur. Hiçbir acıyı, ne kendi içinde ne de kendi dışında gelişen, hissetmez. Ve hissizleşme hâli giderek daha derinleşir. Liberal ideoloji bireyi ön plana çıkararak toplumdan kopardığı oranda bu hissizleşme hâli gelişir. Toplumsal bağlar bireyi bir değer olarak görüp onu kendi bütünlüğünün bir parçası olarak görürken liberal ideoloji, bireysel özgürlük adı altında, sınırsız özgürlük aldatmacası ile insanın kendisini her şeyin merkezinde görme düşüncesine taşır. Her şey onun içindir ve bu her şeye sahip olmak da onun hayattaki yegâne hayalidir!

“Tanrı sevgidir.” demişti İsa. Ve sevgi dediğimiz duygu ile başlamıştı insanlık serüvenimiz. Sevgi, bu aşamada salt bir duygu olmaktan çıkmış, bir eylem hâline gelmiştir. Kapitalist sistemin dayattığı öz nefret hâli olan narsisizme karşı toplumsal sevgiyi büyütmenin tam zamanı şu sıralar. Binyılların yorgunluğunu ancak özgürce severek, sevilerek atabiliriz üzerimizden. Her gün yüzlerce kadının katledildiği, şiddete uğradığı, gencecik insanların her açıdan yoksullaştırıldığı, doğanın talan edildiği, özcesi her şeyin anlamını yitirdiği “modern” zamanlarda sevgiyi tekrar yakalamak, tekrardan özgürce, korkusuzca ve anlamına yakışır şekilde yaşamanın kıyısındayız.

O kıyıda kucaklaşma umuduyla…

Etiketler: faşistFaşizmMücadelenarkisosnarsisizmnarsistnefretSayı 177sevgi
Önceki İçerik

Dilin Silahsızlandırılması

Sonraki İçerik

Rojava Devrimi’nin 14. Yıl Dönümü

Sonraki İçerik
Rojava Devrimi’nin 14. Yıl Dönümü

Rojava Devrimi’nin 14. Yıl Dönümü

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.