Kolombiya’da Ruta Pacífica de las Mujeres, resmî bir hakikat komisyonunun kurulmasını beklemeden kadınların kendi tanıklık ve hafıza çalışmasını başlattı. Binlerce kadınla görüşüldü, kadınların kendi sözlerinden oluşan bir hakikat çalışması ortaya çıkarıldı ve yıllar sonra bu birikim resmî Hakikat Komisyonu ile ortaklığa dönüştü
Dünya tarihinde barış denildiğinde çoğu zaman akla masalar, müzakereler, devletler, siyasi aktörler, anlaşma metinleri ve devlet yetkililerinin ülkelere gidip gelmesi geliyor. Oysa savaşın yarattığı yıkımdan barışı inşa etmek sadece müzakere masalarında çözülmez. Bir toplumun hafızasında, gündelik yaşamında, kadınların yaşamında, çocukların kaybedilmesinde ve inkâr edilen hakikatler açığa çıkarılmadan; adalet ve özgürlük zemini yaratılmadan gerçek bir barıştan söz etmek mümkün değildir.
Tam da bu yeniden inşa döneminde Kürt kadın mücadelesinin tarihsel rolü ortaya çıkıyor.
Çünkü Kürt kadınlar açısından barış, yalnızca çatışmasızlık değildir. Kimliklerin özgürce yeniden tanımlanmasıdır.
Zaten Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan da “Kimlik özgürlüktür.” diye söylemişti. İşte burada kadın kimliği nasıl tanınacak, süreçte nerede olacak, gelecekte neyi inşa edecek?
Barış; kadınların özgür kimlikleriyle kendi yaşamları üzerinde söz ve karar sahibi olmasıdır.
Ve barış; erkek egemen zihniyetin yeniden ürettiği bir düzenin değil, kadınların özgürlük mücadelesiyle kurulan demokratik bir yaşamın adı olmalıdır.
Bu nedenle Kürt kadınlar herhangi bir barış sürecinin “sonradan dahil edilen” tarafı olamaz. Kürt kadınları barış sürecinin kurucu öznesi olmak zorundadır. Aksini yıllardır katledilen, inkâr edilen, tanınmayan hâliyle yaşıyorlar.
Kürt kadının tarihi, Kürt halkının hafızasından ayrı değildir.
Kürt kadın mücadelesini yalnızca bugünün siyasal gelişmeleri üzerinden okumak, onun tarihsel derinliğini görmemek demektir.
Kürt kadın inkârın, asimilasyonun, savaşın, zorunlu göçün, yoksulluğun ve siyasal baskının sonuçlarını yalnızca yaşamamış; bütün bu süreçlere karşı kendi özgün mücadele biçimlerini de geliştirmiştir.
Bu nedenle Kürt kadın hareketinin hafızası, yalnızca yaşanan acıların arşivi değildir.
Aynı zamanda direnişin hafızasıdır.
Örgütlenmenin hafızasıdır.
Özgür yaşam arayışının hafızasıdır.
Kadının kendi kimliğini ve iradesini yeniden kurmasının hafızasıdır.
Bugün barış tartışılırken bu hafızanın dışarıda bırakılması, Kürt halkının tarihinin önemli bir bölümünün dışarıda bırakılması anlamına gelir.
Kadınların yaşadıkları yalnızca “kadın meselesi” de değildir.
Bu yüzden Kürt kadınların sözü, barış sürecinin tali bir başlığı değil, hakikatin kendisidir.
Kadınlar barışı beklemez, inşa eder.
Bu sadece Kürt mücadele hakikatinde değil, dünya örneklerinde de mevcuttur.
Dünyadaki deneyimler bize gösteriyor: Kadın hareketleri resmî süreçlerin kapısını çalmakla yetinmediğinde, kendi mekanizmalarını oluşturduğunda barışın içeriğini değiştirebiliyor.
Kolombiya’da Ruta Pacífica de las Mujeres, resmî bir hakikat komisyonunun kurulmasını beklemeden kadınların kendi tanıklık ve hafıza çalışmasını başlattı. Binlerce kadınla görüşüldü, kadınların kendi sözlerinden oluşan bir hakikat çalışması ortaya çıkarıldı ve yıllar sonra bu birikim resmî Hakikat Komisyonu ile ortaklığa dönüştü.
Bu deneyim bize şunu söylüyor:
Kadınlar sürecin başlamasını beklemek zorunda değildir. Kadınlar kendi süreçlerini başlatabilir.
Bu, Kürt kadın hareketi açısından son derece önemli bir perspektiftir.
Çünkü Kürt kadın hareketinin bugün güçlü bir örgütsel ve politik birikimi vardır. TJA, kadın meclisleri, yerel kadın örgütleri, kadın siyasetçilerin deneyimleri, hukukçular ve akademisyenler farklı alanlarda oluşmuş önemli bir mücadele hafızasını temsil etmektedir.
Dolayısıyla Kürt kadınların barış sürecinde özneleşmesi için dışarıdan bir güç beklemesine gerek yoktur.
Güç zaten kendi tarihinin içindedir.
Özne olmak, kendi sözünü kurmaktır
Kürt kadınlar yıllardır devletin ve erkek egemen sistemin kendileri adına konuşmasının sonuçlarını yaşadı.
Devlet Kürt kadınını tanımladı,
Erkek egemen sistem Kürt kadınını tanımladı, savaş koşulları Kürt kadınının yaşamını belirledi.
Ama Kürt kadın mücadelesi bütün bunların karşısında kendi mücadelesini verdi, veriyor ve yeniden inşa ediyor.
Tam da bu nedenle bugün mesele yalnızca kadınların barış masasına oturması değildir.
Mesele, o masada ne söyleyecekleri ve masanın hangi toplumsal ihtiyaçlar üzerinden kurulacağını belirleyebilmeleridir.
Özne olmak budur.
Kendi tarihini kendin anlatmak.
Kendi acını kendin tanımlamak.
Kendi mücadeleni kendin kayda geçirmek.
Kendi geleceğin hakkında kendin karar vermek.
Bu nedenle Kürt kadın hareketinin oluşturacağı bağımsız bir kadın hafızası yalnızca geçmişe ilişkin bir çalışma olmayacaktır. Aynı zamanda geleceğin politik çerçevesine müdahaledir.
Kadının hafızası yoksa hakikat eksiktir
Bir barış sürecinin en önemli meselelerinden biri hakikattir.
Kim ne yaşadı?
Kim yerinden edildi?
Kim kaybedildi?
Kim cezaevine konuldu?
Kim şiddete maruz kaldı?
Kim ailesini, evini, toprağını terk etmek zorunda kaldı?
Bu soruların her birinin kadınlar açısından farklı bir karşılığı vardır.
Çünkü savaş ve çatışma toplumsal cinsiyet üzerinden de yaşandı.
Güney Afrika deneyiminde kadınların müdahalesinin ardından hakikat mekanizmasına kadınların deneyimini görünür kılacak özel oturumlar ve toplumsal cinsiyete duyarlı yöntemler eklenmesi bunun somut örneklerinden biridir. Ancak bu müdahalenin sonradan gerçekleşmiş olması önemli sınırlılıklar da yaratmıştır.
Buradan Kürt kadınlar açısından çıkarılması gereken ders açıktır:
Kadınların deneyimi barış sürecinin sonuna bırakılmamalıdır.
Kadının sözü baştan itibaren kurulmalıdır.
Kadının hafızası baştan itibaren kayda geçmelidir.
Kadının hakikati baştan itibaren barışın parçası olmalıdır.
Kürt kadın mücadelesi yalnızca mağduriyet anlatısı değildir
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Kürt kadınları yalnızca savaşın mağduru olarak anlatmak, aslında onun politik özneselliğini yeniden görünmez kılmaktır.
Kürt kadınları yalnızca acı çekmedi.
Örgütlendi.
Siyaset yaptı.
Direndi.
Kendi kurumlarını oluşturdu.
Toplumsal yaşamı yeniden kurdu.
Kendi özgürlük perspektifini geliştirdi.
Bu nedenle Kürt kadınlarının barış sürecindeki sözü de yalnızca “bize ne yapıldı?” sorusundan ibaret olmamalıdır.
Bunun yanında:
“Nasıl bir yaşam istiyoruz?”
“Nasıl bir toplum istiyoruz?”
“Kadının özgürlüğünü nasıl güvence altına alacağız?”
“Barışın kalıcılaşması için hangi demokratik mekanizmalar kurulmalı?”
sorularını da ortaya koymalıdır.
İşte politik özneleşme tam burada başlar.
Barışın toplumsallaşması kadınların örgütlü gücünden geçer
Guatemala’daki Sepur Zarco deneyimi kadınların bağımsız örgütlenmesinin yalnızca sembolik bir güç olmadığını gösteriyor. Kadın örgütleri tanıklıkları topladı, sembolik bir adalet mekanizması oluşturdu ve bu çalışmalar sonunda hukuki bir sürece taşındı. Sonuçta tarihsel bir mahkûmiyet ve onarım kararı ortaya çıktı.
Burada esas olan yalnızca mahkeme kararı değildir.
Esas olan, kadınların kendi deneyimlerini örgütlü bir güce dönüştürmesidir.
Kürt kadın mücadelesinin de bugün ihtiyacı olan budur.
Kadınların tanıklıklarını toplamak.
Kadın hafızasını oluşturmak.
Kadınların kendi raporlarını hazırlamak.
Kadınların barışa ilişkin taleplerini ortaklaştırmak.
Ve bunları gelecekteki resmî mekanizmaların karşısına hazır bir kadın iradesi olarak koymak.
Kaynak çalışmada da Kürt kadınlar açısından bağımsız tanıklık, kadın hafızası, gölge rapor, sembolik dinleme mekanizmaları ve hukukî takip hattından oluşan böyle bir yol haritası oluşturmalı.
Bu yaklaşımın özü şudur:
Kadınlar sürecin nesnesi değil, sürecin kurucusu olmalıdır.
Kürt kadınların özgürlük mücadelesi barışın sınırlarını belirlemelidir
Bugün barış üzerine konuşurken en büyük tehlikelerden biri, barışı yalnızca devletler arasındaki veya siyasi aktörler arasındaki bir uzlaşmaya indirgemektir.
Oysa toplumun gerçek ihtiyacı bundan daha büyüktür.
Bir barış süreci kadınların yaşamına dokunmuyorsa,
kadınların sözünü büyütmüyorsa,
kadınların karar mekanizmalarındaki yerini güçlendirmiyorsa,
geçmişte yaşanan kadın hakları ihlallerini görünür kılmıyorsa,
kadınların özgürlük mücadelesini güvence altına almıyorsa,
o zaman barışın toplumsal boyutu eksik kalacaktır.
Bu nedenle Kürt kadın hareketinin barış perspektifi, yalnızca çatışmasızlığı değil, özgür yaşamı merkeze almalıdır.
Çünkü kadın özgürleşmeden toplumun demokratikleşmesi eksik kalır.
Ve kadınların örgütlü iradesi olmadan barışın toplumsallaşması da eksik kalır.
Bu nedenle Kürt kadın hareketi kendi sözünü, kendi hafızasını ve kendi barış perspektifini bugünden örgütlemelidir.
Resmî bir hakikat komisyonu kurulursa hazır olmalıdır.
Yeni bir siyasal mekanizma oluşursa hazır olmalıdır.
Yeni bir toplumsal sözleşme tartışması açılırsa hazır olmalıdır.
Çünkü kadınların kendi hafızasını ve taleplerini önceden oluşturması, resmî süreçlere sonradan eklenen bir “kadın başlığı” olmaktan çıkıp sürecin kuruluşuna müdahale etmesini sağlar.
Bu aynı zamanda Kürt kadın hareketinin kendi tarihine sahip çıkmasıdır.
Kadınların özgürlüğü olmadan barış tamamlanmaz
Kürt kadın mücadelesi, bugün yalnızca bir barış çağrısının destekçisi olarak değil, barışın anlamını yeniden tanımlayan bir güç olarak konuşmalıdır.
Çünkü Kürt kadınların onlarca yıllık mücadelesi bize şunu gösteriyor:
Kadın özgürlüğü bir sonuç değil, toplumsal dönüşümün temel koşullarından biridir.
Bu nedenle barışın ölçüsü yalnızca silahlanmaya ayrılan bütçenin fazla olması olamaz.
Barışın ölçüsü, kadınların ne kadar özgür yaşayabildiğidir.
Ne kadar söz söyleyebildiğidir.
Ne kadar karar alabildiğidir.
Ne kadar örgütlenebildiğidir.
Kendi tarihini ne kadar özgürce anlatabildiğidir.
Ve geleceği ne kadar kendi iradesiyle kurabildiğidir.
İşte Kürt kadın hareketinin barışa söyleyebileceği en güçlü söz buradadır:
Biz barışın sonucunu bekleyen kadınlar değiliz. Biz barışın nasıl kurulacağını belirleyen kadınlarız.
Çünkü bizim mücadelemiz yalnızca savaşın sona ermesini değil, savaşın ve erkek egemenliğinin ürettiği yaşam biçiminin aşılmasını hedefliyor.
Bizim hafızamız yalnızca acının hafızası değil; direnişin hafızasıdır.
Bizim sözümüz yalnızca geçmişi anlatmak için değil, geleceği kurmak içindir.
Bu yüzden Kürt kadınlar barış sürecinin kenarında değil, merkezinde olmalıdır.
Kadınların özneleşmediği barış masaları eksiktir.
Kadınların susturulduğu bir barış kalıcı değildir.
Kadınların özgürleşmediği bir barış toplumsallaşamaz.
Ve Kürt kadın mücadelesinin bugün taşıdığı tarihsel sorumluluk tam da burada başlıyor:
Barışı beklememek.
Barışın öznesi olmak.
Barışı kadınların özgürlük mücadelesiyle kurmak.
Çünkü kadın özgürleşirse toplum özgürleşir şiarıyla yıllardır derin mücadele ve örgütlenme hattını oluşturdular.
Ve toplum özgürleştiğinde barış yalnızca bir anlaşma olmaktan çıkar; yaşayan bir toplumsal gerçekliğe dönüşür.

