Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Aile Yılında Yoksul Kadın

Burçak Sel Burçak Sel
18 Ekim 2026
Yazı
0
Aile Yılında Yoksul Kadın
0
SHARES
0
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Belki de kadın emeği ve kapitalizm arasında daha önce kurulmuş ilişkiye bir yenisini daha eklememiz gerekiyor. Öncekilerden prensipte çok da farklı olmasa da ve rijit şekilde ayrışmasa da bu dönem, söz konusu koşulların kadınları daha da yoksullaştırması bakımından dikkate şayan

Kapitalizmin bizim gibi dışa bağımlı ülkelerdeki deneyimi başta olmak üzere enflasyonist sürecin derinleşmesi bakımından tüm dünyada önemli bir eşikte olduğu ortada.[1] Buradan kendisi nasıl çıkacak hep birlikte deneyimleyeceğiz. Bu krizler çağı olarak addedebileceğimiz noktadan, her geçen gün faşizmi andıran rejimlere giderek bulanmaya mı, yoksa görece yakın tarihte olduğu gibi, kurtarıcı sosyal demokrasi çanlarına mı götürecek bizi bu tren, artık göreceğiz. Lakin, bizim burada işimiz, onun yerine düşünmek falan değil elbette. “Zat-ı alisinin” savunanı çok; düşünüp bulsunlar bir yolunu. Bin yıldır yaptıkları gibi, bir punduna getirirler elbet. Hem, “fakirin” nesine gerek? Sahi bize neyse! Lakin, hiçbir şey böylesine bir çağda sadece kendisini bağlamıyor maalesef. Ah keşke öyle olsa da bu illetin kuyruğu kendi boynuna dolanıp bir iyice mevta olsa! İyi bilmezdik; hakkımız helal değil!  Bir süredir (80’lerde tıpırtıları duyulsa da esasen 90’larda sesinin net geldiği konusunda bir mutabakat var) hemen her ekonomi-politik olgu, en kestirme şekilde formüle edecek olursak, bir şeyin nedeni, bir şeyin de sonucu. Öyle askıda kalma, kendisiyle müsemma olma devirleri falan çoktan kapanmış durumda. Hem de allayıp boyayarak sağını solunu, küreselleşme yüzyılı diye boşuna demiyorlar. Aldığımız nefeslere kadar birbirimizin olduk maazallah. (Dünya insanı olmak kadar itici bir söz de ben daha duymadım; değilim.)

Gel gelelim Uluslararası Para Fonunun (IMF) 12 Ekim 2026 tarihli ve işaret ettiği dönemeç bakımından biz feministler için son derece bağlayıcı olan Dünya Ekonomik Görünüm raporuna. Buna göre tüm dünyada enflasyonist baskılar yeniden güçleniyor ve bize başka bir şeyi düşünmenin zorunluluğunu hatırlatıyor gibi adeta.[2] Belki de kadın emeği ve kapitalizm arasında daha önce kurulmuş ilişkiye bir yenisini daha eklememiz gerekiyor. Öncekilerden prensipte çok da farklı olmasa da ve rijit şekilde ayrışmasa da bu dönem, söz konusu koşulların kadınları daha da yoksullaştırması bakımından dikkate şayan. Hele ki az gelişmiş bir bölgeden; Türkiye’denseniz durum daha da vahim. Buradan gelir dağılımındaki adaletsizlikten, ele geçen kuş kadar gelirin vergiyle dakikasında uçmasına; kayıt dışı ekonominin sektörel can suyu oluşundan, fason üretimler cennetine; kaynakların adil olmayan bölüşümünden, kıyı kanunlarının delik deşik edilerek marinaların birilerine zimmetlenmesine kadar ilgili-ilgisiz (hepsi alakalı elbette; laf olsun) çok uzun bir listeyle devam edebiliriz. Evren, bir kez daha “muasır medeniyetlere nasıl ulaşılamayacağına” hem de olabildiğince çarpıcı örneklerle şahitlik edebilir. Artık evren düşünsün!

Andre Gunder Frank o ünlü tezinde (The Development of Underdevelopment), az gelişmişliği gelişmişliğin ürettiği bir sonuç olarak ele alır.[3] Yani kapitalizmin bir tür çuvallaması olarak nitelendirebileceğimiz ekonomik yarılma dönemlerini birilerinin tecrübe etmesiyle, başka birilerinin ki birbirine benzemez. Zenginin yoksulu da bir başka, derler ya; hani o türden işte. Ama bu benzemezliğin nedeni, globaldeki süper ekonomilerin, dünyanın çeperi olarak nitelendirilen çoğu ekonominin kanının emmesinden kaynaklıdır.[4] Keneler tam da böyle ortamlarda, derisi bizim gibi daha “ince” ve “kaygan” olanlarınkine ise sımsıkı yapışır. Bırakmamacasına.  Son derece kabalama olacak bir görselleştirme yapacak olursak da pergeli şöyle bir kürenin doğu ve güneyine doğru eğdirdikçe, söz konusu tenden geriye neredeyse kabuk kalacaktır artık. Güneşten soyulup pul pul dökülme haddine kadar giden bir aşama diyebiliriz. Polonya’nın fakir kadını, Türkiye’ninkinden; bizimki de Afrikalınınkinden daha az yoksuldur. En baştan sona, boyunlardaki ter arttıkça diyelim hatta, daha fazla sömürülürler.

IMF’nin söz konusu raporu yoksulluktan hep olduğu gibi bu dönemde de katmanlı şekilde payını alan biz kadınlar başta olmak üzere, daha dezavantajlı toplum kesimlerine bir manifesto sunmuyor elbette. Bu boşlukları doldurmak bizim işimiz evvela. El elin ölüsüne türkü çağırarak gidermiş. Şöyle ki, kadınların en başında tamamen karşılıksız bırakılan ve neyse ki zamanla artan farkındalıklarla uyumlu olarak ve yine de erkeklerininkine kıyasla oldukça düşük şekilde karşılıklandırılan emeklerini kapitalizmin görünmez ama kuvvetli bir dayanağı olarak okuyabiliriz hala. Hele ki zeminin aşındığı, altının oyulduğu bu zorlu zamanlarda…Tam da içinden geçtiğimizinki gibi, bu enflasyonist baskının hâkim olduğu zaman dilimlerinde, yaşam maliyetlerinin yükselmesiyle birlikte piyasadan karşılanamayan ihtiyaçların hane içerisine, hane içerisinden ise toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü nedeniyle büyük ölçüde kadınların omuzlarına aktarıldığını ıskalamamak gerekiyor. Ve dolayısıyla sermayenin ücretler yoluyla, kamunun ise sosyal hizmetler aracılığıyla üstlenmediği yeniden üretim maliyetlerinin bir bölümünün kadınların karşılıksız emeğiyle telafi edildiğini de.[5]

Buna tersinden bakacak olduğumuzda da aynı yere varmak üzücü olsa da çıplak bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Adeta kötü bir denklemin sağlamasını yapar gibi olsak da olan bitenden kaçılmıyor. Enflasyonist süreçler, kadınların emeğini görünmez kılmakla yetinmiyor; kadınların hayatlarını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu zamanı, geliri ve kamusal imkânları da giderek daraltıyor. Diyebiliriz ki, Esenyurt’ta binlerce yoksul hanenin, üstelik çalışan yetişkin erkeklerin mevcudiyetine rağmen neredeyse tüm yükünün kadınların üzerine binmesini bu perspektiften düşünmediğimiz müddetçe çuvallarız gibi duruyor. Çünkü daha önce çocuğunun kreşini karşılayabilen hanede, yeni durumda bu çocuğa artık annesi bakması gerekiyor. Gördüğümüz gibi emek gücünün yeniden üretiminin maliyetinin önemli bir bölümünü hanelere ve özellikle kadınlara yüklemiş olduğuna ilişkin bir kanıt daha işte.[6]

Sona gelecek olursak da şu an kapitalizmin kendi varlık koşullarını tükettiğini iddia etmek ise doğru olsa da pek yeterli gözükmüyor.[7] Çünkü kapitalizm, bu hususta idmanlı olduğu için başka kozlarını işleterek sürekliliğini bir şekilde de olsa sağlıyor. Hep yaptığı gibi. Ve tam da bu nedenle, en iyi bildiği dayanaklardan biri olan kadın emeğine yeniden gözünü dikerek emek gücünün yeniden üretim maliyetini hanelere ve bittabi kadınlara yeniden ve yeniden yüklüyor. Memleketimizde aile yılının 2026 yılında bir kez daha ilan edilmesinin bir anlamı olup asla tesadüf olmadığını buraya büyük harflerle not düşmüş olalım ki öyle kolay kolay silinemesin. Aşınan varlığını sürdürebilmek için bakım ilişkilerine, aile ve topluluk yapılarına ihtiyaç duyan kapitalizmin, elbette ki ülkemizde de bu çarkı çevirmesi gerekiyordu değil mi? Sektirmeden hem de.

Son Not:

[1] Bağımlılık teorisinden faydalanılmış olup teorinin temel iddiası şudur: Azgelişmiş ülkeler, gelişmiş ülkelerin geçtiği tarihsel aşamalardan henüz geçmemiş ülkeler değildir. Bu ülkelerin azgelişmişliği, dünya kapitalist sistemine bağımlı biçimde eklemlenmeleriyle ilişkilidir.

[2] International Monetary Fund (IMF). (2026). World Economic Outlook: Resilience Under Strain, Urgent Choices. Washington, DC: IMF. https://doi.org/10.5089/9798229055079.081

[3] Andre Gunder Frank (1966): “The Development of Underdevelopment.” Monthly Review, 18(4), 17–31.

[4] Samir Amin’in “eşitsiz gelişme” fikrinden yararlanılmıştır: Bknz: Amin, Samir (1976). Unequal Development: An Essay on the Social Formations of Peripheral Capitalism. New York: Monthly Review Press.

[5] https://data.unwomen.org/features/gender-and-cost-living-crisis-how-did-global-policy-response-stack?utm_source=chatgpt.com

[6] Federici, Silvia (1975). Wages Against Housework. Bristol: Power of Women Collective & Falling Wall Press.

[7] Fraser, Nancy (2016). “Contradictions of Capital and Care.” New Left Review, 100, 99–117.

Etiketler: Aile YılıFeminizmIMFİstanbul SözleşmesiKadın haklarıKadın MücadelesiKadın yoksulluğuMücadeleSayı 190
Önceki İçerik

Patriyarkal Kapitalizmde Erkek Şiddetini Meşrulaştıran Mekanizmalar ve Yapılar

Sonraki İçerik

Kürt Kadın Mücadelesi Barışı Beklemiyor, İnşa Ediyor

Sonraki İçerik
Erkeklik Krizi ve Yeniden İnşası

Erkeklik Krizi ve Yeniden İnşası

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.