Ancak Lübnanlı kadını kuşatan tek şey dışarıdaki savaş değildir. Evde, hukukta ve kurumlarda kadına karşı yürütülen daha eski ve daha sessiz bir savaş da vardır. Bu, merkezi ulus-devlet yapısının beslediği ve mezhep sistemi aracılığıyla yeniden üretilen erkek egemen, otoriter zihniyetin savaşıdır
Lübnanlı kadını kuşatan tek şey dışarıdaki savaş değildir. Evde, hukukta ve kurumlarda kadına karşı yürütülen daha eski ve daha sessiz bir savaş da vardır. Bu, merkezi ulus-devlet yapısının beslediği ve mezhep sistemi aracılığıyla yeniden üretilen erkek egemen, otoriter zihniyetin savaşıdır.
Savaşlar yazılırken genellikle generallerin dili kullanılır: haritalar, cepheler ve kürsülerden ilan edilen zaferler… Oysa kadınların yaşadığı savaş, resmi açıklamalarda kendine yer bulamaz. Bu savaş; barınma merkezlerinin önünde beklenen kuyrukların, bulunamayan sütün ve ne çocuğun ne de annenin uyuyabildiği gecelerin savaşıdır.
Bugün Lübnan’da kadınların gerçekliğini savaştan bağımsız ele almak mümkün değildir. Çünkü savaş, Lübnanlı kadınların yaşamında geçici bir olay olmaktan çıkmış, onlarca yıldır içinde yaşadıkları bir yapıya dönüşmüştür. Her yeni şiddet dalgası yalnızca yeni bir yara açmakla kalmamakta, aynı zamanda eski yaraların hiçbir zaman iyileştirilmediğini de ortaya koymaktadır.
Burada sorduğumuz soru, kaç kadının zarar gördüğü değildir. Asıl soru şudur: Kadını darbeyi ilk karşılayan, kararların paylaşımında ise en son sırada yer alan konumda tutan bu nasıl bir sistemdir?
Savaşın Rakamlarla Anlatımı
2 Mart 2026’dan bu yana yaklaşık 620 bin kadın ve kız çocuğu evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu sayı, Lübnan’daki kadın ve kız çocuklarının yaklaşık dörtte birine karşılık gelirken toplam yerinden edilenlerin yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle Lübnan’daki zorunlu göç, her şeyden önce kadınların yüzünü taşıyor.
Yalnızca 2 Mart ile 16 Nisan tarihleri arasında, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin tahminlerine göre en az 260 kadın öldürüldü, 1150’den fazla kadın yaralandı. Bir milyondan fazla yerinden edilmiş insanın arasında, binlerce hamile kadın da bulunuyordu. Bu kadınlar, bombalanan yollardan geçerek kendileri ve doğmamış çocuklarıyla birlikte barınma koşulları ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak merkezlere sığınmak zorunda kaldı.
Ardından nisan ayında ateşkes ilan edildi ancak bu ateşkes kırılganlığını korudu. Güneydeki kadınlar, savaşın gerçekte sona ermediğini, yalnızca biçim değiştirdiğini söylüyor. Yoğun bombardımanın yerini gündelik korku, kitlesel göçün yerini ise bir kısmı artık var olmayan evlere dönüşün belirsizliği aldı.
Güneyin Kadınları: Toprak, Ev ve Aile Onların Omuzlarında
Lübnanlı kadınlar savaşın bedelini ödüyorsa, Güney Lübnanlı kadınlar bu bedeli iki katıyla ödüyor. Çünkü güney, haritanın kenarında kalan sıradan bir coğrafya değil; her savaşın başladığı ve sona erdiği yerdir. Bu köylerde kadın, toprağın yaşayan hafızasıdır. Zeytin ağacını adıyla tanıyan, tütün tarlasının mevsimini bilen, evin eşiğine sinmiş hikâyeleri hafızasında taşıyan odur.
Bir köy yıkıldığında Güney Lübnanlı kadın yalnızca çatısını değil, ilişkilerden ve anlam dünyasından oluşan koca bir yaşamı kaybeder. Birleşmiş Milletler’in raporlarına göre, geri dönen bazı bölge sakinleri köylerindeki yıkımın boyutu nedeniyle yaşadıkları yerlerin eski görünümünü tanımakta zorlanıyor. Erkekler öldürüldüğünde, yaralandığında ya da ortadan kaybolduğunda ise kadın, düzenli bir işi, ekebileceği bir toprağı ve kayda değer bir sosyal güvencesi olmaksızın bir anda ailenin tek geçim sağlayanı hâline geliyor.
Birçoğu 2024 savaşını yaşadıktan sonra 2026’da yeniden savaş ve zorunlu göçle karşı karşıya kaldı. Böylece göç, onlar için tekrar eden bir döngüye dönüştü: Yıkılan bir ev, barınağa dönüştürülen bir okul, enkaz hâline gelmiş bir eve dönüş ve ardından yeniden göç… Bu durum geçici bir insani kriz değil; kadının enerjisinin, bedeninin ve ruhunun sistematik biçimde tüketilmesidir.
Otoriter Zihniyet: Mezhep, Hukuk ve Devletin İttifakı
Ancak Lübnanlı kadını kuşatan tek şey dışarıdaki savaş değildir. Evde, hukukta ve kurumlarda kadına karşı yürütülen daha eski ve daha sessiz bir savaş da vardır. Bu, merkezi ulus-devlet yapısının beslediği ve mezhep sistemi aracılığıyla yeniden üretilen erkek egemen, otoriter zihniyetin savaşıdır.
Lübnan’da kadınların aile yaşamını düzenleyen birleşik bir medeni hukuk sistemi bulunmamaktadır. Evlilik, boşanma, çocukların velayeti ve miras gibi konular, on beşten fazla farklı mezhepsel hukuk düzenlemesine tabidir. Yabancı bir erkekle evlenen Lübnanlı bir kadın, bugün hâlâ çocuklarına kendi vatandaşlığını aktaramamaktadır. Parlamentoda ise kadınların temsil oranı 128 sandalyenin yalnızca sekiziyle sınırlı kalmıştır.
Bunlar teknik ayrıntılar değil, meselenin özünü oluşturan gerçeklerdir. Barış zamanında kadını bağımlı ve ikincil gören bir sistem, savaş zamanında da onu yalnızca bir rakam olarak görecektir. Kadını siyasi karar alma mekanizmalarının dışında bırakan anlayış, aynı zamanda onu savaşın sona erdirilmesine ve yeniden inşa sürecine ilişkin müzakere masalarından da uzak tutmaktadır. Kadından şehit annesi ya da eşi olması beklenirken, bedelini ödediği toprağın geleceği hakkında söz sahibi olması için ona nadiren alan açılmaktadır.
Öz Örgütlenme: Ortak Mutfaktan Özgür Yaşama
Bununla birlikte Güney Lübnanlı kadınların gerçekliğini yalnızca mağduriyet üzerinden okumak eksik, hatta haksız bir yaklaşımdır. Çünkü felaketin ortasında yaşamı yeniden örgütleyenlerin başında kadınlar gelmiştir. Barınma merkezlerinde ortak mutfaklar kurmuş, yardımları dağıtmış, çocuklar için geçici sınıflar oluşturmuş, yaşlıların ve yaralıların bakımını paylaşmışlardır. Çok sayıdaki örnekten birinde, 2024 savaşında kardeşini ve evini kaybeden, 2026’da yeniden göç etmek zorunda kalan Güney Lübnanlı bir kadın, yüzlerce yerinden edilmiş insana yemek sağlayan ortak bir mutfağın çalışmalarına katılmıştır.
Bunlar yalnızca yardım ve dayanışma girişimleri değildir. Kadınların devletin hiyerarşik yapısından ve mezhepsel liderlik ilişkilerinden bağımsız olarak aşağıdan yukarıya doğru örgütlediği etik ve politik bir toplumun tohumlarıdır. Kadınlar ekmeği, kararı ve sorumluluğu paylaştıklarında gerçek bir demokrasiyi hayata geçirirler. Bu demokrasi ne seçim sandıklarına ne de herhangi bir otoriteden alınacak izne ihtiyaç duyar.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, kendiliğinden gelişen bu dayanışmayı kalıcı bir öz örgütlenmeye dönüştürmektir. Köylerde ve mahallelerde kadın meclislerinin kurulması, Güney Lübnanlı kadınların toprakla bağını yeniden güçlendirecek tarımsal ve ekonomik kooperatiflerin oluşturulması, yardım ve yeniden inşa komitelerinde kadınların göstermelik değil, gerçek bir katılım sağlaması gerekmektedir. Savaş zamanında yaşamı koruyan kadın, barış zamanında da onu yeniden inşa etme hakkına ve gücüne sahiptir.
Kadının Özgürlüğü Olmadan Barış Olmaz
Güney Lübnanlı kadınların yaşadığı gerçeklik bir istisna değildir. Filistin’den Suriye’ye, Kürdistan’dan Ortadoğu’nun diğer çatışma bölgelerine kadar savaşın yaşandığı her yerde kadınların karşı karşıya kaldığı koşulların bir aynasıdır. Bütün bu coğrafyalarda aynı gerçeklik karşımıza çıkmaktadır: Kadın karar alma süreçlerinin dışında bırakıldığı sürece gerçek bir barışın inşa edilmesi mümkün değildir.
Barış yalnızca bombardımanın sona ermesi değildir. Barış, Güney Lübnanlı kadının kendi toprağına özgür ve güvenli bir biçimde dönebilmesi, kendisini koruyan yasalara sahip olması, sesinin duyulması ve kendi kurumlarını kendisinin örgütleyebilmesidir. Kadın hem evde hem de devlette kendisini kuşatan otoriter zihniyetten özgürleşmediği sürece, ilan edilen her ateşkes iki savaş arasındaki geçici bir moladan ibaret kalacaktır.
Güneyin kadınlarına ve vatanını omuzlarında taşıyan bütün kadınlara: Sizin direnişiniz acıya katlanmak değil, yaşamı savunmak için verilen bir mücadeledir.
Son Not
• Birleşmiş Milletler Kadın Birimi: Lübnan’da yerinden edilen kadınların geri dönüşü (Nisan 2026)
• Birleşmiş Milletler Kadın Birimi: Kırılgan ateşkes altında kadın ve kız çocuklarının öldürülmesi ve yerinden edilmesinin sürmesi (Mayıs 2026)
• Al Raya: Lübnanlı kadınlar müdahale ve dayanışma çalışmalarının ön saflarında (Eylül 2026)
• Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA): Lübnan krizi acil durum güncellemesi
• Al Modon: Güney Lübnanlılar köylerinin harap olmuş hâlinde kendi yerlerini tanıyamıyor (Mayıs 2026)

