Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Toplumun En Savunmasız ve Kırılgan Kesimi Olarak Çocuklar

Sakine Esen Yılmaz Sakine Esen Yılmaz
23 Ağustos 2026
Yazı
0
Toplumun En Savunmasız ve Kırılgan Kesimi Olarak Çocuklar
0
SHARES
1
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

çocukların yüzde 38,9’u yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşıyor. Başka bir ifadeyle, neredeyse her on çocuktan dördü hayatına ekonomik ve sosyal dezavantajlarla başlıyor. Karşımızda yoksullukla mücadele eden, eğitim sisteminde tutunmaya çalışan, aile içindeki ekonomik ve sosyal sorunları taşıyan, şiddete maruz bırakılan ya da bazı durumlarda suçun içine çekilen milyonlarca çocuk var. Bu hâliyle çocuklar, toplumun en savunmasız ve kırılgan kesimini oluşturuyor

Bizlerin çocuklar diye başladığımız her bir cümle Türkiye’de aslında 21 milyon 375 bin 930 ayrı hayatı ifade ediyor. TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre Türkiye nüfusunun yüzde 24,8’ini, yani yaklaşık her dört kişiden birini çocuklar oluşturuyor. Ancak bu yalnızca basit bir oranı ya da demografik bir büyüklüğü ifade etmiyor; Türkiye’nin geleceğinin bugün hangi koşullarda şekillendiğini gösteren dev bir toplumsal fotoğraf anlamına geliyor.

Bu fotoğrafa biraz daha yakından baktığımızda ne yazık ki iyimser cümleler kurmak zorlaşıyor.

Çünkü bu çocukların yüzde 38,9’u yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşıyor. Başka bir ifadeyle, neredeyse her on çocuktan dördü hayatına ekonomik ve sosyal dezavantajlarla başlıyor. Karşımızda yoksullukla mücadele eden, eğitim sisteminde tutunmaya çalışan, aile içindeki ekonomik ve sosyal sorunları taşıyan, şiddete maruz bırakılan ya da bazı durumlarda suçun içine çekilen milyonlarca çocuk var. Bu hâliyle çocuklar, toplumun en savunmasız ve kırılgan kesimini oluşturuyor.

Eğitim verileri, bu tablonun başka bir yüzünü gösteriyor. 2024/25 eğitim öğretim yılında ilkokul çağındaki çocukların net okullaşma oranı yüzde 95,4. Ortaokulda bu oran yüzde 89,1’e, ortaöğretimde ise yüzde 82,9’a düşüyor. İlkokuldan ortaokula, ortaokuldan liseye geçerken oranların aşağı doğru hareket etmesi, 4+4+4 eğitim modeline yönelik sendikaların ve eğitimcilerin yönelttiği itirazların haklılığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Elbette eğitim hakkına erişemeyen ya da eğitim hayatından kopan çocuklarla çocuğun yargı sistemi içine girmesi arasında doğrudan bir korelasyondan söz edemeyiz. Bununla beraber okul, çocuğun sosyal çevresini genişleten, onu akranlarıyla buluşturan, yetişkinlerle sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlayan ve geleceğe ilişkin bir yol haritası sunan en önemli kamusal alanlardan biri. Çocuk okuldan uzaklaştığında yalnızca derslerden uzaklaşmıyor. Aynı zamanda kimi durumlarda sosyal çevresinden, gelecek umudundan ve korunma mekanizmalarından da uzaklaşıyor.

Peki bu çocuklar nereye gidiyor? Ya da okula erişimi olmayan çocuklara ne oluyor?

Bu çocukların ücretsiz ev işçiliğine, sokakta çalışmaya, küçük yaşta evlendirilmeye ve tabii ki suça karışmaya daha açık hâle geldiğini söylemek çok da ütopik olmayacaktır.

Çocukların suçla ilişkisine daha yakından baktığımızda tablo daha da çarpıcı hâle geliyor.

Adalet Bakanlığı verileri üzerinden yapılan son 10 yıllık derlemeye göre, 2015 yılında 158 bin 560 olan suça sürüklenen çocuk sayısı, 2025’te 186 bin 256’ya ulaştı. 2024’te ise bu sayı 188 bin 926 ile son on yılın en yüksek seviyesine çıktı. 2015-2025 dönemindeki artış yüzde 17,47; 2025’teki sayı 2024’e göre yaklaşık yüzde 1,4’lük bir gerilemeye işaret etse de uzun dönemli sayılar artış eğiliminde.

Bu rakamları yalnızca “çocuk suçluluğu” başlığı altında okumak, elbette büyük bir yanılgı olur. Çünkü çocuğun suçla karşılaşması çoğu zaman tek bir günde, tek bir kararla veya yalnızca bireysel bir tercihle açıklanabilecek bir durum değildir.

Yukarıda da belirttiğim üzere, yoksulluk, aile içi sorunlar, eğitimden kopuş, akran ilişkileri, şiddet, madde kullanımı, dijital ortamlar, örgütlü suç yapıları ve çocuğun yaşadığı çevre birbirinden bağımsız başlıklar değildir. Bu yüzden de her yer çocuk için bir suç mahalli olabilir.

Çocuğun suçla olan ilişkisine baktığımızda, TÜİK’in güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuklara ilişkin 2024 istatistikleri önemli veriler sunuyor. Bu istatistiklerde çocukların karıştığı 612 bin 651 olay kaydedildiği görülüyor. Bu olaylarda 279 bin 620 çocuk mağdur olarak, 202 bin 785 çocuk ise kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla güvenlik birimlerine getirildi.

Yani çocuk, hem suçla ilişkilendirilen kişi hem de suçun mağduru olarak karşımıza çıkabiliyor.

Daha da önemlisi, suç mağduru olarak kayda geçen 240 bin 872 çocuğun yüzde 55,3’ünün yaralama, yüzde 10,8’inin ise cinsel suçlar nedeniyle mağdur olduğu görülüyor. Bu rakamlar bize çocuk adaleti meselesinin yalnızca “suç işleyen çocuk” meselesi olmadığını hatırlatıyor.

Esas mesele çocuk suçun faili hâline gelmeden önce hayatında neler olduğunun ve bu çocukların suçun mağduru olmadan önce neden korunamadığının açıklığa kavuşturulması. Ne yazık ki bu meseleler yalnızca Maraş’taki okul saldırısı ya da Ahmet Minguzzi gibi kamuoyunun vicdanını yaralayan olaylar olduğunda gündeme geliyor.

Öte yandan çocukların suç işleme oranları ve onlara verilen cezaların ağırlaştırılması meselesi tüm dünyada, son olarak İsveç’te olduğu gibi, Türkiye’nin de gündeminde.

TBMM’ye sunulan Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, mevzuattaki “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilmesini öngörüyor. Düzenlemenin amacı, çocuğu yalnızca işlediği iddia edilen fiil üzerinden tanımlamak yerine, adli süreçte bulunan bir çocuk olarak ele alan terminolojik bir değişiklik yapmak. Bu yalnızca bir kelime değişikliği değil, aynı zamanda bir perspektif değişikliği. Çünkü “suça sürüklenen çocuk” dediğimizde bile çocuğun öznesi olduğu bir suç hikâyesi kurma riski vardır. “Adli süreçteki çocuk” ifadesi ise çocuğun kimliğini suçtan ayırmaya çalışan başka bir bakış açısına işaret ediyor.

Ancak çocuğun adli süreçteki deneyimini gerçekten değiştirecek olan sosyal inceleme, psikososyal destek, eğitim, aile desteği, rehabilitasyon, yeniden topluma kazandırma ve suçun tekrarını önlemeye yönelik mekanizmaların nasıl işletileceğidir.

Yeni düzenlemede çocuklara yönelik 20 ila 300 saat arasında sosyal ve toplumsal hizmet; kitap ve kütüphane, çevre temizliği, bağımlılıkla mücadele ve benzeri yönlendirme tedbirleri öngörülüyor. Ayrıca 15 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yapılmasının zorunlu hâle getirilmesi hedefleniyor.

Bunun yanı sıra yeni düzenleme yasalaşırsa 15-18 yaş grubunda kasten öldürme ve en ağır yaralama hâllerinde yaş indirimi uygulanmayabilecek ve 18 yaşından küçük çocuklara müebbet hapis cezası verilebilecek. Ancak araştırmalar, cezaların ağırlaştırılmasının tek başına suçu önlemediğini gösteriyor.

Öte yandan çocuk adalet sisteminin amacı yalnızca cezalandırmak değildir, olmamalıdır. Çünkü çocuk, yetişkin bir fail değildir. Gelişimi devam eden, davranışları çevresinden güçlü biçimde etkilenen ve doğru müdahalelerle değişme potansiyeli yüksek bir bireydir.

Bu nedenle tartışmayı yalnızca “Ceza yeterince ağır mı?” sorusuna indirgemek, problemin en başındaki soruyu görmezden gelmek anlamına gelir.

Çocuklara “suç işleme” demek kolay. Asıl zor olan, suçun sunduğu aidiyetin, paranın, statünün veya gücün karşısına başka bir hayat önerebilmek. Okulları daha güvenli hâle getirmek, ailelere destek sunabilmek, çocukları kullanan suç örgütleriyle etkin biçimde mücadele etmek ve çocukların suçla hiç karşılaşmamasını sağlayacak önlemleri hayata geçirmektir.

Son Not:

  • TÜİK – İstatistiklerle Çocuk, 2025 https://www.tuik.gov.tr/media/announcements/istcocuk_2025.pdf (Son görüntülenme: 14.08.2026)
  • Evrensel – “Türkiye’de ‘suça sürüklenen çocuk’ sayısı son 10 yılın zirvesinde” https://www.evrensel.net/haber/5968749/turkiye-de-suca-suruklenen-cocuk-sayisi-son-10-yilin-zirvesinde (Son görüntülenme: 14.08.2026)
  • Gazete Oksijen – “TÜİK açıkladı: Suça sürüklenen çocuklarda yaralama zirvede” https://gazeteoksijen.com/turkiye/tuik-acikladi-suca-suruklenen-cocuklarda-yaralama-zirvede-284708 (Son görüntülenme: 14.08.2026)
  • EŞİK Platformu – “Türkiye’de ve Dünyada Hüküm ve Cezalar: ‘Suça Sürüklenen Çocuk’ Doğru Bir Kavram mı?” https://esikplatform.net/s/2547/i/Turkiyede_ve_Dunyada_Hukum_ve_Cezalar_Suca_Suruklenen_Cocuk_Dogru_Bir_Kavram_Mi.pdf (Son görüntülenme: 14.08.2026)
Etiketler: çocuk cinayetleriÇocuk haklarıÇocuk hakları sözleşmesiÇocuklarEğitim HakkıEğitim politikasıSayı 182
Önceki İçerik

Eğitim Adı Altında Çocuk Emeğinin Sömürüsü

Sonraki İçerik

Gülistan Doku Nasıl Oluyor da Bulunamıyor, Benim O “Yüce” Devletim?

Sonraki İçerik
Çocukları Suça Sürükleyen Sisteme Odaklanmak Zorundayız

Çocukları Suça Sürükleyen Sisteme Odaklanmak Zorundayız

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.