Peki nasıl oldu da bahsi edilen “kudret”ten sanki “taharet” edilmişçesine, mesela hayatımızın en büyük mütemmim cüzü hâline gelmiş; artık okyanusun dibine kadar görüntü alabilen kameralar tedavülden kalkmışçasına ya da kaç asırdır işi “kayıt kuyut tutmak” olup nefeslerimize kadar belgeleyen idarenin lambası sönmüşçesine birileri, hele ki kadınlar, bu ülkede bulunamıyor?
Devletimizin kadimliği, onun, yeter ki istesin, dünya üzerinde yapamayacağı neredeyse hiçbir şey olmayacağına bizi ikna eder. Üstelik politik görüşümüz ne olursa olsun. Bu bozkır iktidar tragedyasının ise nereden bakarsak bakalım en az iki bin beş yüz senelik bir şeceresi var. Hey maşallah! Yalancıysak da tarihçilerden sebeptir. Dahası, kürsülerinde geçmişin düzmeceyle olduğu kadar mertlik de yazılacağını talebelerine düstur etmiş hocaların da görüşü bu yönde. O sebeple kendisinin köklülüğünden kuşkumuz yok şükür. Ki daha rakamı yazarken bile ortalık “düzen” oldu gördüğünüz. Geçilemedi oradan. Öyle kolay kolay da geçilemez duruyor. Yine de ha gayret… Lafı gelmişken en çok bozuk düzen sevdiğimi belirtmek isterim. Divan sazıyla büyüdük şükürler olsun.
Peki nasıl oldu da bahsi edilen “kudret”ten sanki “taharet” edilmişçesine, mesela hayatımızın en büyük mütemmim cüzü hâline gelmiş; artık okyanusun dibine kadar görüntü alabilen kameralar tedavülden kalkmışçasına ya da kaç asırdır işi “kayıt kuyut tutmak” olup nefeslerimize kadar belgeleyen idarenin lambası sönmüşçesine birileri, hele ki kadınlar, bu ülkede bulunamıyor? Her birimiz ölsek de sadece ölmüş olacak gibiyiz sanki. Öylesine, canımız sudan ucuz (artık su da pahalı gerçi); yitip gidecek gibiyiz. Belki de en az Gülistan Doku ve onlarca kadın, genç, çocuk, hayvan, ağaç kadar… Ancak kalana tüm acı gerçekliğine ve belki de bedeline rağmen sorgulamak düşer. Yoksa “kimin hayatı kimin umurunda?”
Tam da lafı gelmişken yekten ve açıkça soruyoruz: Gülistan Doku nasıl oluyor da bulunamıyor, benim o “yüce” devletim? Ancak ve ancak halkının kadrini bildikçe layığına muktedir olur bir düzen. Yalnızca o zaman ülke sathına kendisinin güzelliği serpilir. Aksi şekilde başka bir şey oluyor tarihte karşılığı. Onu da sen bul tabii ki. Hem senin hafızanla bizler nasıl müsabaka edelim? Haddimize mi? Bu arada bizim ilçede (sıradan bir Anadolu kasabası; hayal gücünü çok da zorlamaya gerek yok) ismiyle müsemma Gürbüz isimli bir delikanlı vardı. Yakışıklı mı yakışıklı. Kudretli mi kudretli. Yetenekliydi de hani. Topluluk önünde söz edebilen, tasarrufta bulunabilen türden. İtibar ediliyor falan. Gel zaman, bunun pazıları gibi artık nasılsa cebi de dolgunlaştı. Nüfuzlandı. Kavga küfür kıyamete bağladı. Duyduk ki en yakın çevresindekiler başta olmak üzere zulmü de hayli artmış. O delikanlıdan geriye şehir eşkıyası bile olamayacak pespayelikte biri kalmış. Uyuşturucu gibi ismini telaffuzdan bile çekineceğimiz kötülüklerin yanı sıra bir sürü melanet şey gırla… Nefretle anılıyordu en son. Ne denir, Hak hidayet versin. Bu anekdot bir yana, bir süredir huzuruna eğildiğimiz ulusötesi sermayenin, adeta bir pergelle çizer gibi belirlediği pazarının dışında kaldığından; sen zaten zahmet edip pek uğramadığından oralara devletim, mahrum, çok mahrum kalmış toprağının tüm imkânsızlığına rağmen üniversiteye girecek kadar gayretli, gencecik bir kızının kıymetine hürmet etmeyen de ne bileyim. Boşluğu doldurmak serbesttir. Hâlâ bir cezası yok diye biliyorum en azından.
Gülistan Doku neden bulunamıyor sorusunun cevabı ise şüphesizliğiyle keskin. Henüz bilenmiş ve ele her alındığında kan akıtacak bir bıçak gibi… Düşünmeye korkuyoruz vesselam. Nasıl sorusu ise konuyu az da olsa etraflıca ele alabilmek ve malumumuz sonuca hemencecik ulaşmamak için işte. Yaşam dediğin hep bir oyalanmaca… Valiler de oğullarına oyuncaktan bile olsa silah almayı bırakır belki bir gün… Ya da sadece hayvanların koruma polisleri olur. Bu da umarsız bir umuttur. Ne yapalım, her şeyden can verdiğimiz bu hayatta umutsuzluktan bari ölmeyelim.
Belki çok uzak olmayan bir gelecekte, dalgıçların bile işin içine karıştığı bir tür sorumlular örgütünün tüm isimleri, silkinerek kendisine gelir ve adalete kendilerini teslim ederler.
Ömrü vefa etse, elbette bitirdiği bölümün de verdiği vazifeyle onlarca çocuğun hayatına dokunacaktı Gülistan. Hayatlarına aydınlık olabilecekti belki. Yoksulluktan sadece şerefle sıçranarak bir yerlere gelinebileceğini öğretecekti. Tüm bunlar olmasına da lüzum yoktu gerçi. Her şey bir yana, o belki de cellatlarını utandırırcasına “susup bekleyerek yaşlanıyordu, şeylerin uğultusu arasında”.
Gülistan’ın çalınan şimdisine…
Not: Tırnak içindeki söz öbekleri Gülten Akın’ın şiirlerindendir. Hangileri olduğuna da okuyucu göz değdirsin. Bizden bu kadar.

