Kadın üzerindeki tahakküm, toplum üzerindeki tahakkümün modeli hâline gelmiştir. Erkek egemenliği geliştikçe devlet büyümüş, devlet büyüdükçe savaşlar artmış, savaşlar arttıkça toplum daha fazla denetim altına alınmıştır. Bu nedenle erkeklik meselesi yalnızca kadın-erkek ilişkileri çerçevesinde ele alınamaz. Erkeklik sorunu aynı zamanda iktidar, devlet ve uygarlık sorunudur
Kaybettiğimiz Yerde Arayacağız
Dünya, özelinde Orta Doğu, bugün yalnızca ekonomik, siyasal ve ekolojik krizlerle değil, aynı zamanda derin bir toplumsal hakikat krizi çağından geçmektedir. Toplumsal doğanın parçalanması, ahlaki ve politik toplumun çözülmesi, bireyin kendisine ve yaşama yabancılaşması; ulus-devlet zihniyetinin, erkek egemen sistemin, kapitalist modernitenin yarattığı temel sonuçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu krizin merkezinde ise kadın özgürlüğünün tarihsel olarak köleleştirilmesi ve bunun üzerinden şekillenen erkeklik kavramının inşası yer almaktadır. Erkek egemen ulus-devletin köleleştirdiği kadın kimliğine karşı kadınlar, tarihten bu yana direnişlerle mücadele hafızası oluşturmuştur. Bu mücadele, kadının özgürleşme öncülüğüyle aslında toplumun özgürleşmesidir. Tabii ki erkeklik kavramı da bunun dışında değildir; özgür erkeği de inşa etmektedir.
Kadın Özgürlük Mücadelesi, toplum özgürlüğünü tekrar açığa çıkarmak ve hakikati yeniden görünür kılma mücadelesidir. Bu açıdan tarihe bakıldığında insanlığın ilk ve en köklü özgürlük kaybedişinin kadın özgürlüğünde yaşandığı görülmektedir. Kadının toplumsal yaşam içerisindeki öncü ve kurucu rolünün geriletilmesiyle birlikte iktidar ilişkileri gelişmiş, hiyerarşik yapılanmalar oluşmuş ve devletçi uygarlığın temelleri atılmıştır. Dolayısıyla kadın özgürlüğü sorunu yalnızca kadınların sorunu değil, tüm toplumsal sorunların düğümlendiği temel çelişkidir.
Kadının özgürlüğünün elinden alınmasıyla eş zamanlı olarak yeni bir erkeklik kimliği inşa edilmiştir. Bu erkeklik doğal bir gerçeklik değil, iktidar sistemlerinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş tarihsel bir kurgudur. Savaşın, tahakkümün, mülkiyetin ve egemenliğin taşıyıcısı hâline getirilen erkeklik, kadının köleleştirilmesinin ve toplumun denetim altına alınmasının temel araçlarından biri olmuştur. Böylesi derinleşmiş bir sorunun çözümü mümkün ve yakındır.
Bu nedenle demokratik toplum inşası yalnızca kadın özgürlüğünün geliştirilmesi değil, aynı zamanda egemen erkeklik sisteminin çözülmesi ve dönüştürülmesi sürecidir.
Erkeklik: İktidarın İlk Kurumsallaşmış Kimliği
Tarih boyunca egemen uygarlık sistemleri kendilerini yalnızca ekonomik ve siyasal kurumlarla değil, aynı zamanda zihniyet kalıplarıyla yeniden üretmişlerdir. Bu zihniyet kalıplarının en güçlü taşıyıcısı ise egemen erkeklik olmuştur.
Erkeklik, devletçi uygarlığın gelişimiyle birlikte iktidarın karakterini kendi kişiliğinde toplamıştır. Güç kullanma, hükmetme, denetleme, sahip olma ve yönetme gibi özellikler erkekliğin doğal nitelikleriymiş gibi sunulmuştur. Oysa bunlar toplumsal olarak öğretilmiş ve kurumsallaştırılmış davranış biçimleridir. Yaşamda hepimizin defalarca kez şahit olduğu bir anı örnek verelim: Erkek çocuğunun 3-4 yaşlarında, belki daha erken, sünnet edilirken davullu zurnalı, büyük bir coşkuyla kutlanıp “erkek oluyor” denmesi, devletin topluma nüfuz ettirdiği erkeklik kavramıdır. Biz kadınların ise biyolojik olan ilk regl oluşumuzu uzun süre sakladığımız, utanmamız gereken bir olaymış gibi üstünü kapatan bir toplum gerçekliği vardı. İkisi arasındaki fark, artık hepimizin yoğunlaşıp saatlerce üzerine tartışabileceği bir konudur.
Kadın üzerindeki tahakküm, toplum üzerindeki tahakkümün modeli hâline gelmiştir. Erkek egemenliği geliştikçe devlet büyümüş, devlet büyüdükçe savaşlar artmış, savaşlar arttıkça toplum daha fazla denetim altına alınmıştır. Bu nedenle erkeklik meselesi yalnızca kadın-erkek ilişkileri çerçevesinde ele alınamaz. Erkeklik sorunu aynı zamanda iktidar, devlet ve uygarlık sorunudur.
Kapitalist modernite bu tarihsel süreci zirve noktasına taşımıştır. Rekabetçilik, bireycilik, tüketimcilik ve sınırsız iktidar arzusu modern erkekliğin temel özellikleri olarak yüceltilmiştir. Böylece erkek yalnızca kadın üzerinde değil; doğa, toplum ve hatta kendi varlığı üzerinde de yabancılaştırıcı bir ilişki geliştirmiştir.
Egemen sistem erkeklere belirli ayrıcalıklar sunarken onları aynı zamanda duygularından, toplumsallıklarından ve özgür yaşam değerlerinden koparmıştır. Bu nedenle erkeklik sorunu yalnızca kadınların yaşadığı bir sorun değil, erkeklerin de insanlaşma krizidir.
Demokratik Modernite ve Erkeklik Dönüşümü
Demokratik modernite paradigması, toplumsal sorunların çözümünü iktidarın yeniden paylaşılmasında değil, iktidar ilişkilerinin aşılmasında aramaktadır. Bu yaklaşım, kadın özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün temel ölçütü olarak kabul eder.
Kadın özgürlüğünün gelişmesi, demokratik toplumun gelişmesidir. Ancak bu süreç, erkek egemen zihniyet dönüşmeden tamamlanamaz. Çünkü erkek egemenliği yalnızca kurumlarda değil; dilde, kültürde, ailede, eğitimde ve günlük yaşam pratiklerinde sürekli yeniden üretilmektedir.
Bu noktada erkeklik dönüşümü stratejik bir toplumsal görev olarak ortaya çıkmaktadır. Demokratik toplumun öznesi olmak isteyen her erkek, öncelikle kendi içerisinde taşıdığı iktidarcı zihniyetle mücadele etmek zorundadır. Egemenlik kültürünü sorgulamayan bir erkek, demokratik yaşamın kurucusu olamaz.
Erkekliğin dönüşümü, kadın mücadelesine dışarıdan verilen bir destek değil, toplumsal özgürleşmenin zorunlu bir parçasıdır. Kadın özgürlüğüyle erkek özgürlüğü birbirinden ayrı düşünülemez. Kadın üzerindeki egemenlik sürdüğü müddetçe erkek de egemenlik sisteminin mahkûmu olmaya devam edecektir.
Bu nedenle demokratik toplum mücadelesi aynı zamanda erkeklerin kendi iktidar bağımlılıklarını aşma mücadelesidir.
Jineoloji ve Özgür Erkeklik Arayışı
Jineoloji, kadın eksenli toplumsal hakikat arayışı olarak erkeklik sorununa da yeni bir yaklaşım geliştirmektedir. Bu yaklaşım, erkekliği reddeden değil, onu özgür yaşam ölçülerine göre yeniden tanımlayan bir perspektife sahiptir.
Özgür erkeklik, egemen erkekliğin karşıtı olarak gelişir. İktidar yerine paylaşımı, tahakküm yerine eş yaşamı, sahiplenme yerine özgür birlikteliği esas alır. Kadını tamamlanması gereken bir eksiklik olarak değil, özgür yaşamın eşit öznesi olarak görür.
Özgür erkek, kendini sürekli sorgulayan, değişime açık olan ve demokratik yaşamın ahlaki ölçülerini esas alan bir duruşu ifade eder.
Bu nedenle erkeklik dönüşümü yalnızca bireysel eğitimlerle veya hukuki düzenlemelerle gerçekleştirilemez. Toplumsal zihniyetin bütünlüklü dönüşümü gerekmektedir. Ahlaki ve politik toplum değerlerinin yeniden güçlendirilmesi, demokratik komünal yaşamın geliştirilmesi ve kadın özgürlüğünün toplumsallaşması bu dönüşümün temel dayanaklarıdır.
Kadın Devrimi ve Erkekliğin Yeniden Doğuşu
Demokratik toplum inşası, kadın devrimiyle birlikte gelişen tarihsel bir özgürlük yürüyüşüdür. Bu yürüyüş yalnızca kadınların özgürleşmesini değil, erkekliğin de iktidar kalıplarından kurtularak yeniden insanileşmesini hedeflemektedir.
Bugün erkeklik dönüşümü, demokratik toplum mücadelesinin ertelenemez görevlerinden biridir. Çünkü kadının özgür olmadığı bir toplum özgür olamayacağı gibi, erkekliğin dönüşmediği bir toplum da demokratikleşemez.
Toplumsal özgürlüğün yolu, kadın özgürlüğünü esas alan yeni bir yaşamın kurulmasından geçmektedir. Bu yaşamın inşası ise egemen erkekliğin çözülmesi, özgür erkeğin gelişmesi ve kadınla erkeğin eşit, özgür ve demokratik birlikteliğinin toplumsallaşmasıyla mümkün olacaktır.
Kadın devrimi yalnızca kadınların değil, bütün insanlığın yeniden özgürleşme imkânıdır. Erkeğin dönüşümü de bu devrimin ayrılmaz bir parçasıdır. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü ve özgür erkeğin temelinde yeniden kurulan yaşamın adı olacaktır.

