Kayıp vakaları, kadın ve kız çocuklarının kaçırılmasıyla ve aynı zamanda kiralık katillerin faaliyetleriyle bağlantılı bir olgudur. Bu organize suç örgütü, kendi saflarını genişletmek, cinsel kölelik ya da kadın bedenlerini kâr getirici bir araç olarak gördüğü diğer amaçlar uğruna çeşitli yöntemlerle kaçırma faaliyetlerinde bulunmaktadır
Rita Segato, Kadınlara Karşı Savaş (orjinal başlık: Guerra contra las mujeres, Traficantes de Sueños ,2016, Madrid[1]), adını verdiği kitabında Meksika’nın, Ciudad Juárez eyaletinde yürüttüğü bir dizi çalışmayı derleyerek; kadın kırımı(feminicidio)’nın karakterini ve içeriğini tanımlar. Segato’nun bu çalışması daha önce Brezilya’da tecavüzcü ve failin motivasyonlarını toplumsal normlar bağlamında incelediği önceki araştırma deneyimlerinin devamı niteliğindedir.
Bölgemizdeki kadın kırımından bahsederken, toplumlarımızda var olan iki mantığı birbiriyle ilişkilendirmeliyiz: Bir yandan, kadınları erkeğin mülkiyetindeki bir nesneye dönüştüren mantık; erkek, kadın bedeni üzerinde, yok oluşa varan her türlü şiddeti uygulamaya sosyal olarak hak sahibidir. Segato’ya göre bu şiddet, “ifade edici şiddet” olarak ortaya çıkar, yani başkalarına yönelik bir mesaj niteliğindedir. Sadece buna izin vermekle kalmayıp bir şekilde bunu talep eden bir toplum karşısında, şiddet yoluyla teyit edilen bu erkekliği göstermek için kadını yok etme eylemi gerçekleşir. Bu durum, ülkelerimizde kadın kırımı ilgili olarak yaşanan cezasızlık ortamı, kurbanların yeniden mağdurlaştırılması, olanlardan sorumlu tutulmaları ve adalet ve devlet tarafından kararlı bir adım atılmaması ile teyit edilebilir. Bir bakıma tüm bunlar, kadın kırımının ataerkil gücün bir göstergesi olduğunu ve liberal demokrasi kurumlarının da bu mantığa dayalı oldukları için bununla yüzleşmeye hazır olmadıklarını göstermektedir.
Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu’nun (CEPAL) en son verilerine göre, Latin Amerika ve Karayipler’de her gün en az 11 kadın cinsiyet temelli nedenlerle öldürülüyor.[2]
Ancak bu, tüm bölgede halen devam eden bir başka süreci, yani kaybolma olgusunu hesaba katmamaktadır. Meksika’da kaybolma olgusu, kadınları ve kız çocuklarını ciddi şekilde etkilemektedir. 2024 yılı boyunca her gün 0 ila 17 yaş aralığındaki yaklaşık 29 kişinin kaybolduğu (kayıp, yeri tespit edilemeyen ve yeri tespit edilen vakalar dahil) yönünde raporlar bulunmaktadır. Aktif kayıp vakalarının yaklaşık %25’i kadınlardan oluşmaktadır ve Meksika Eyaleti gibi eyaletlerde kayıp kadınların oranı %40’ı aşabilmektedir.[3]
Kayıp vakaları, kadın ve kız çocuklarının kaçırılmasıyla ve aynı zamanda kiralık katillerin faaliyetleriyle bağlantılı bir olgudur. Bu organize suç örgütü, kendi saflarını genişletmek, cinsel kölelik ya da kadın bedenlerini kâr getirici bir araç olarak gördüğü diğer amaçlar uğruna çeşitli yöntemlerle kaçırma faaliyetlerinde bulunmaktadır.
Rita Segato’ya göre, bu eylemlerde ortaya çıkan kadına yönelik şiddet, erkekliğin ve onun bir iktidar olarak yeniden yapılandırılmasının sahnelendiği, elbette kapitalizmle bağlantılı bir yapının parçasıdır. Segato, “bireysel vakaların ötesine geçen”, bu eylemlerin tekrarlanmasını anlaşılır kılan bir “model” olduğunu göstermekle ilgileniyordu. Kapitalist ve sömürgeci toplumlarımızda iktidarı destekleyen bu ataerkil yapının yanı sıra, Segato, ikinci bir gerçeklik olarak işlev gören, ancak her zaman birincil, resmi ve resmi gerçeklikle bağlantılı olan bir devlet dışı alanın oluşumunu gözlemlemektedir. Ayrıca aynı kitapta, Gazze’de devam eden soykırımdan sonra bugün bana daha da anlamlı gelen bir şekilde, savaş olgusunun değiştiğini de gözlemlemektedir:
“Gayri resmi nitelikleriyle karakterize edilen yeni savaş biçimleri, bugün devlet dışı olarak nitelendirebileceğimiz bir ara alanda ortaya çıkmaktadır; zira bu alan, devlet ve devlet dışı güçlerin katılımıyla silahlı şirketler tarafından kontrol edilmektedir. Hızla genişleyen bu yarı devlet alanlarında, kadına yönelik şiddet artık savaşın bir yan etkisi olmaktan çıkmış ve bu yeni savaş senaryosunun stratejik bir hedefi haline gelmiştir.” (Segato,s.57)
Kadınlar ve Halklar Olarak Bu Savaş Karşısında Ne Yapmalıyız?
Öfkelerini haykırmak için sokaklara dökülen geniş kadın hareketinin yanı sıra, Abya Yala’daki kadınların, olup bitenler hakkında doğru veriler üretebilecek ve kurbanları yeniden mağdur eden anlatımlarla dolu kamuoyunu değiştirebilecek gözlem merkezleri kurduklarına tanık oluyoruz. Bu, çok güçlü bir hareket olmuştur. Devlet ve toplum tarafından görülmek istenmeyen bir şiddeti ortaya çıkaran ve yargı sisteminin yetersiz kaldığı, dünyayı dolaşan Şili performansı “Yolunda bir tecavüzcü”den, kadın cinayetlerine ilişkin tanıklıklara ve haritalara kadar pek çok eylemle bu hareket, gücünü göstermiştir. Meksikalı jeofizikçi ve mimar María Salguero Bañuelos, 2016 yılında Meksika’da Kadın Kırımı Haritası projesini başlattı. Gönüllü olarak yerel savcılıkların resmi bültenlerinden ve gazetelerin “kırmızı haber” bölümlerinde yer alan vakalardan veri toplamaya başladı ve bu verilerle Meksika Cumhuriyeti haritasını tamamında vakaların yerini, kurbanın adını, cinayetin işlenme şeklini, yaşını, durumunu ve katille olan ilişkisini belirledi. Bu bilgilerin bu şekilde sunulmasının yarattığı etkinin yanı sıra, ilk olarak resmi rakamlarla haritanın ortaya koyduğu rakamlar arasında bir uyuşmazlık ortaya çıktı: Ulusal Kamu Güvenliği Sistemi 2018 yılında 315 kadın cinayeti vakası bildirirken, Salguero aynı dönemde, yani o yılın Ocak-Mayıs ayları arasında 1.167 vaka kaydetti.
Bunun nedeni, resmi kayıtta birçok vakanın herhangi kasıtlı bir cinayet olarak sınıflandırılmasıydı. Bu, kurumların kadın kırımı gerçekliğini ne kadar zor hesaba katabileceğine dair bir örnek sunuyor. Sonia Madrigal, ‘La muerte sale por el oriente’ adlı blogunda Meksika eyaleti için, özellikle Nezahualcoyotl’da aynı kaydı yapıyor, Ivonne Ramírez “Ellas tienen nombre” de Ciudad Juárez eyaletine odaklanıyor ve Helena Suárez Val ise ‘Feminicidio Uruguay‘da benzer bir çalışma yürütüyor. Ve elbette başka yerlerde benzer başka eylemler de var.
Alternatif mi?
Bu makaleyi, daha önce bahsettiğim aynı kitapta yer alan Rita Segato’nun, bugün yaşadığımız daha genel bir savaşın parçası olan, bu kadınlara karşı savaşın çözüm olasılıklarına ilişkin düşünceleriyle sonlandırmak istiyorum. O bize şöyle diyor:
“… sadece toplumsal dokunun yeniden inşasını teşvik eden, etnik veya toplumsal alanları geri kazandıran bir devlet, Latin Amerika’daki insanları koruyabilir. Bu nedenle, Res-Pública’nın dışında düşünmeyi yeniden öğrenmeli, tüm siyasetin devlet kamusal alanındaki esaretinden kendimizi kurtarmalıyız. (s. 178)
Ve daha ileriki kısımda: “Başka bir yerde de savunduğum gibi, Latin Amerika devletlerinin, cumhuriyetlerin kurulmasından itibaren başlatılan uluslaşma sürecine yön veren etnik terörü terk etmeleri ve önce denizaşırı, daha sonra da cumhuriyetçi sömürgeci müdahaleyle saldırıya uğrayan ve parçalanan toplumsal dokunun yeniden inşasını teşvik etmeleri gerektiğine inanıyorum. Mafya benzeri yayılmayı durdurabilecek tek devlet, toplumsal özerkliği geri veren ve iç müzakere mekanizmalarını garanti eden, toplumsal vatandaşlığı yeniden tesis eden devlettir. Yalnızca güçlü bir sosyal dokuya sahip, politik olarak aktif ve birleştirici bir sembolik yoğunluğa sahip topluluklar, tüm üye kategorilerini koruma, karşılıklılık ve dayanışmaya dayalı ekonomi biçimlerini sürdürme ve hayata bir anlam verme kapasitesine sahiptir. Bu seçenek mevcut olduğunda, ölüm bir proje olarak reddedilir.” (s. 188)
Yani, artık bildiğimiz devlet olmaktan çıkmış, Cumhuriyet’in bölgesel toplulukları tanımak zorunda kaldığı ve örgütlenme biçimi olarak topluluklara bağlı, konfederalizme benzer bir yapıya dönüştüğü; bu topluluklar aracılığıyla kadınlara yönelik şiddetin önlenebildiği bir devlet. Meksika’da Zapatista topluluklarında kadın kırımı görülmezken, Chiapas eyaleti genelinde bu durum yaygındır. Sadece, toprak savunmasını kadın kırımına karşı savunma için bir şemsiye haline getiren toplumsal güvenlik, devletin ihmali ve devlet dışı eylemlerle başa çıkabilir. Bu savaşla başa çıkabilir.
İspanyolcadan çeviri: Azize Aslan
[1] https://traficantes.net/sites/default/files/pdfs/map45_segato_web.pdf
[2]https://oig.cepal.org/es/infografias/violencia-feminicida-cifras-2025#:~:text=En%202024%2C%20al%20menos%203.828%20mujeres%20fueron,derecho%20a%20una%20vida%20libre%20de%20violencia.
[3] (https://blog.derechosinfancia.org.mx/2025/09/05/ninez-y-adolescencia-desaparecida-en-mexico-a-5-de-septiembre-de-2025/#:~:text=29%20REPORTES%20AL%20D%C3%8DA%20Lo%20anterior%20tiene,de%20septiembre%20de%202025%20(%182C275%20en%20total).

