Yeni gelişmeler oluyor, belki Kürt sorunu bu sefer çözülür diye umutlanıyorduk. Tam o zamanlarda Gezi direnişi başladı. İktidar tarafından başlangıcı birkaç ağaç meselesine indirgenerek küçümsenmeye çalışıldı; asıl nedenleri silikleştirilmeye çalışılarak, meselenin temelinde aslında bıçağın kemiğe dayanmış olması gerçeği görünmez kılınmaya çalışıldı
2013 yılı Türkiye tarihinde önemli bir dönemeç oldu. Ülkede daha sonraki yıllarda başımıza geleceklerden habersiz, yaşadıklarımızın son yılların en ağır dönemi olduğunu sanıyorduk. AKP iktidarı girdiği her seçimi öyle ya da böyle kazanıyor; hile, manipülasyon, hukuksuzluklar var ama yine de alıyorlar diyorduk. Ekonomik kriz çok derin yoksulluklar yaratıyor, iktidar toplumsal ayrışmaları daha da derinleştirerek, toplumu bölerek büyüyordu. Haksızlıklar, hukuksuzluklar diz boyu yükselmiş; kendilerine karşı en ufak muhalefete bile tahammülleri yok, yaşam tarzlarımıza çok müdahale oluyor, özgürlükler elimizden alınıyor, olmaz böyle bir şey, 12 Eylül döneminde bile bunlar yoktu diyorduk. Yaşadığımız dönemin başımıza gelen en kötü şey olduğunu sanıyorduk; bilemedik ki beterin beteri varmış.
Otoriter iktidarlar yaşamlarını sürdürmek için her türlü baskı ve zulüm araçlarını kullanırlar; zaten varlıklarının devamlılığını da zulümlere borçludurlar. Türkiye yarı despottan tam despot bir sisteme geçişe hazırlanırken, Türkiye siyaseti tarihte pek görülmemiş bir isyanla yeni bir deneyim yaşadı. Çok isyan gördü bu topraklar ama böylesi bir şekilde başlayan, böyle devam eden ve böyle biten bir isyan pek olmadı. İsyan bitti bitmesine ama etkisi iktidar üzerinde bir gölge gibi kaldı. Ha yeni bir isyan başladı ha başlayacak korkusuyla ne kadar toplumsal muhalefet varsa bitirmeye ant içtiler. Gezi’nin yaşandığı o günlerden bir süre önce yeni bir barış süreci başlamıştı. İklim görece daha yumuşamıştı. Yeni gelişmeler oluyor, belki Kürt sorunu bu sefer çözülür diye umutlanıyorduk. Tam o zamanlarda Gezi direnişi başladı. İktidar tarafından başlangıcı birkaç ağaç meselesine indirgenerek küçümsenmeye çalışıldı; asıl nedenleri silikleştirilmeye çalışılarak, meselenin temelinde aslında bıçağın kemiğe dayanmış olması gerçeği görünmez kılınmaya çalışıldı.
Gezi döneminin üzerinden tam 13 yıl geçti; üstüne çok şey yazıldı, çizildi, söylendi, çok analiz yapıldı. Neler değiştirdi, neler kattı, ne eksiklikler yaşandı? O günlerin en önemli şeylerinden biri, apolitik ve örgütsüz olanlarla örgütlüler arasındaki karşılaşmalar oldu. İlk defa bu seviyede böylesi bir karşılaşma ve bir araya geliş yaşanıyordu. Gezi direnişine katılımlarının önemli bir kısmını örgütsüz bir şekilde gelen kadınlar ve gençler direnişin önemli bir kısmını oluşturdu. Sosyal medyada gören ya da sosyal ortamlarında örgütlenip isyanını alıp gelenler oldu; tıpkı kadınlar gibi, örgütlenmenin temel güdüsü yaşadığı koşullarda özgürce var olamayıp yaşam haklarına ve yaşam tarzlarına ağır müdahalenin verdiği olumsuz etkiyle koşulları değiştirme isteğiydi. Aynı zamanda örgütlü birçok yapının ilk günden beri alanda ve direnişte olduğu bir isyandı. Hem Kürt özgürlük hareketi hem sosyalist hareketler hem tüm toplumsal muhalefetin örgütlü kurumları, kadın örgütleri ortak bir isyanı ve yaşamı birlikte deneyimledi.
Direnişin en önemli özelliklerinden biri de şiddet yerine mizah ve sanat kullanarak dayanışma içinde inanılmaz yaratıcı eylem biçimlerinin ortaya çıkmasıydı. Bu tür isyanlar, örgütlü yapıların alışık oldukları mücadele biçimlerinden çok farklıydı. Böyle yeni yöntemlerle yapılan direnişte herkes birbirinden çok şey öğrendi. Uzun süreden sonra ilk defa önyargılar kırılıyor; birbirinden farklı yapılar ya da fikirleri olanlar birbirlerini tanıyor ve birlikte mücadele etmeyi öğreniyordu. Yaş, cinsiyet, kimlik, sınıf, politik görüş ayrımı çok aza inmişti. Günümüz gençliği politik bir şeyle ilgilenmez, isyan etmez, kendi sorunları dışında bir şey düşünmez; teknolojik çağda bireysellik artmış ve gençliğe dair umutlar azalmış söylemleri toplumsal tahlillerde çokça savrulurdu. İşte o dönemlerde Gezi aslında durumun farklı olduğunu/olabileceğini gösterdi. Belki bekleyenler için istenilen bir devrim çıkmadı ama öğrettikleri çok fazlaydı. Gezi direnişinin sonrasında bir arkadaşım ve kız kardeşiyle oturuyor ve Gezi’den bahsediyorduk. O, daha umutsuz, ne oldu ki, hani hiçbir şey değişmedi, her şey aynı hatta daha kötüye gidecek diye karamsar bir havada sohbeti ilerletiyor; ben de aslında değişimin olduğunu, önemli kırılmalar yarattığını, Türkiye siyasi hayatına yeni ivmeler kattığını anlatarak onu ikna etmeye çalışıyordum. Gençler aynı, ne değişti onlar için deyince ben de döndüm kardeşine sordum: Senin hayatında Gezi bir şey değiştirdi mi? “Belki dediğiniz gibi örgütlü olmadık, belki hiç olmayacağız ama Gezi’den önce dünyada, Türkiye’de olup biten gündem bizi pek ilgilendirmezdi ama artık gündemde ne var ne yok takip ediyor, merak ediyoruz; bu da bir şey değil mi?” dedi. Evet, o da bir şey, hatta çok önemli bir şeydi. O günden bugüne birçok çalkantılı ağır dönemler yaşadık ancak hep umut verecek direnme biçimlerini hiç beklenmedik anlarda gördük. Kimi zamanlarda küçük adımlar, kimi zamanlarda büyük adımlar ama hep bir sonraki aşamaya taşıyabilecek değişimler yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.
Gezi direnişi beklenmeyen bir isyanı gerçekleştirmiş, bu da tarihî bir süreç yaşanırken 2013-15 Çözüm Süreci başlangıcına denk gelmişti. Halkların Demokratik Kongresi yeni oluşmuştu; yeni bir siyaset yöntemi kurulmaya çalışılıyor, toplumun alışmış olduğu siyaset yapma biçimi değiştirilmeye, birleşik bir mücadele hattı inşa edilmeye uğraşılıyor, kadınların, gençlerin, LGBTİ+’ların, tüm halkların ve ötekileştirilmiş kim varsa bir arada durma sürekliliği sağlanmaya çalışılıyor; kısacası bir 3. yol siyaseti örülüyordu. Barış iklimi bir nebze olsun rahatlama sağlamış, bu durum Gezi’ye de yansımıştı. O döneme kadar yaşanan kalıplaşmış önyargılardan biri olan Kürt hareketine karşı bakış açısına dair ciddi bir kırılma olma olasılığı Gezi’yle daha da görünür kılındı. BDP bayrağı taşıyan bir gençle Atatürk bayrağı taşıyan orta yaşlarda bir kişinin el ele polis müdahalesine karşı direndiği o ikonik fotoğrafı herkes hatırlar sanırım. Bir çeşit kırılmanın fotoğrafı oldu. Aslında o dönemlerde toplumsal dinamikleri bütünleştirmek için önemli bir şans yakalanmıştı. Bölgeler arası gidiş gelişler oluyor, farklı siyasi fikirler düzenlenen forumlarda tartışılıyor; birbirimizden çok şey öğreniyor ve birbirimize çok şey öğretiyorduk. Öyle ki bu forumlar 2017 referandumunda bir model olarak ortak bir direnişle değiştirmenin umudu oldu.
İktidar Gezi direnişi yaşandığı günlerde epey bir sarsılmıştı; bugün üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlen o sarsıntının etkisi onların da üzerinde dolaşıyor. Gezi’nin siyasete kattığı kazanımlar örgütlü bir güce dönüşseydi ülke geleceği bambaşka bir şeye dönüşebilir ve iktidarın sarsıntısı belki daha kısa sürede bir değişime yol açabilirdi. Gezi direnişi her gündem olduğunda ya da tutsaklarına bakıldığında iktidarda yarattığı travmanın izlerini görebiliyoruz. Yıllardır Osman Kavala sonrasında Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater gibi isimler hâlen cezaevinde hukuksuz bir şekilde tutuluyor.
Gezi sonrası iktidarı bekleyen bir büyük hayal kırıklığı da seçimlerde istediğini alamaması oldu. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin %13 oranında aldığı oyla iktidardan indi, bir daha da tek başına hiç iktidar olamadı. Dolayısıyla devletin düzenini değiştirmeye kalkışma diye nitelediği bu isyandan sonra 7 Haziran’da tek başına aldığı iktidarını kaybetmesiyle AKP büyük dersler çıkararak bizlere de büyük bedeller ödetmesine yol açtı; ancak aynı zamanda da birlikte mücadele etmenin, birlikte değiştirmenin her şeye rağmen kaçınılmaz bir yol olduğunun anlaşılmasına da yol açmış oldu. Bu durum anlaşıldı ama ikna olmakta hâlen zorlanan kesimler var. Bizler buna daha çok ikna olmuş olan Kürt Özgürlük Hareketi, sosyalist kesimler, farklı halklar ve inançlar, en başta kadınlar olarak yeni bir sürecin geçmişten dersler çıkararak ilerlemesine çalışıyoruz. Bugünün daha beteri de olmasın diye ortak bir ruhun hayata geçirilmesi için mücadele devam ediyor

