Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Nafakayı da Yaşamı da Savunuyoruz

Newroz Uysal Newroz Uysal
21 Haziran 2026
Yazı
0
Nafakayı da Yaşamı da Savunuyoruz
0
SHARES
33
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Ekonomik şiddetin görünür kısmı kadının çalışmasının engellenmesi, gelirine el konulması ya da ekonomik kaynaklardan mahrum bırakılmasıdır. Oysa ekonomik şiddet en çok kadının zamanına, geleceğine, hayatına el konulmasıdır. Bir kadının iş ve yaşam planlarını sürekli ertelemek zorunda kalması, mesleğinde ilerleyememesi, çocuk bakımının asli sorumlusu olarak görülmesi, yaşlı bakımının doğal yüklenicisi sayılması da ekonomik şiddetin parçalarıdır

Bir kadın kaç kez çalışır?

Her gün sabah işine gittiğinde bir kez.

Eve döndüğünde bir kez daha.

Çocuğun bakımını üstlendiğinde, yaşlı aile bireylerine baktığında, ertesi günün hazırlığını yaptığında, evin duygusal yükünü taşıdığında yeniden yeniden çalışır. Mesai harcar. Ancak kadınların yaptığı her çalışma ’emek’ sayılmaz. Emek görünmez kılınır. Görünmezlik eşitsizliği eşitsizlik görünmezliği besler. Ve bir gün o eşitsizlik öyle normalleştirilir ki kadınların neden yoksullaştığı sorusunun yerini başka soruya bırakır: Kadınlar neden nafaka alıyor?

Bugün 12’nci yargı paketinde nafaka etrafında yürütülen tartışmalar da bu görünmezliğin üzerine kuruludur. Nafaka tartışmaları kadınları çoğu zaman boşanmış, çalışmayan ve ekonomik olarak tamamen eski eşine bağımlı kişiler olarak resmediyor. Oysa kadınların yaşadığı ekonomik şiddet bundan çok daha geniş, derin ve yapısaldır. Milyonlarca kadın her gün çalışıyor. Fabrikalarda, tarlalarda, hastanelerde, okullarda, belediyelerde, ofislerde, AVM’lerde, tekstil atölyesinde ve üniversitelerde çalışıyor. Ancak çalışıyor olmak ekonomik eşitlik anlamına gelmiyor.

Çünkü erkek egemen sistem kadını gelirden mahrum bırakırken emeğini değersizleştirir, zamanına el koyar, bakım yükünü onun omuzlarına bırakır ve yaşamını bölünmüş bir emek rejimine hapsederek yoksullaştırır. Bu nedenle meselenin asıl odağını kadınların hayatın her alanında maruz bırakıldığı ekonomik tahakküm ve ekonomik şiddete yönlendirmeliyiz.

Kadının Ekonomiden Koparılışı ve Ailenin Rolü

Kadınların ekonomik şiddete maruz bırakılması yalnızca bugünün aile ilişkileriyle açıklamak elbette sınırlı kalır. Ekonominin kökenine, anlamının değiştirilmesine kadar uzanır.

Jineolojî perspektifinden bakıldığında ekonomi üretim, tüketim ve ticaretin ötesinde, toplumun ahlaki değerleriyle uyumlu biçimde yaşamı sürdürme faaliyetidir. İnsanların, doğanın ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamayı esas alır.  Bu anlamıyla ekonomi, yaşamın kendisine dairdir. Ve bu yaşam ekonomisinin ilk kurucu öznesi kadındır.

Kadın; beslenmenin, barınmanın, bakımın, üretimin, paylaşımın ve toplumsal sürekliliğin merkezindeydi. Ekonomi, kadın etrafında gelişen toplumsallığın ahlaki ve komünal değerleriyle şekillenmişti.  Ancak erkek egemen uygarlığın gelişimiyle birlikte ekonomi yaşamı örgütleme sanatı olmaktan çıkarılıp iktidar, pazar, meta, mülkiyet ve birikim alanına dönüştürüldü. Kadın bu dönüşümde sadece ekonominin dışına atılmadı; daha sinsi bir biçimde ekonominin görünmeyen temeli haline getirildi. Kadının emeği yaşamı ayakta tutmaya devam etti ama ekonomi, değer, kar veya üretim sayılmadı.

Tam da burada aile kurumu kritik bir rol oynadı.[1] Aile, bir yanıyla dayanışma ve ortak yaşam alanı olabilirken; erkek egemen sistem içinde kadın emeğinin denetlendiği, görünmezleştirildiği ve “doğal görev” olarak tanımlandığı bir alana döndü. Kadın ev içine kapatıldıkça kamusal alandan, kadınlar arası ortak deneyimden, toplumsal dayanışmadan ve emeği üzerinde söz kurma gücünden de koparıldı. Her ev, çoğu zaman kadının başka kadınlardan yalıtıldığı; bakımın, sabrın, fedakârlığın ve emeğin kişisel sorumluluk gibi gösterildiği bir alana dönüştü.

Halbuki kadının bakım emeği olmadan ne aile ne piyasa ne de sistem çarkı ayakta kalabilir. Asıl ekonomi yaşamı sürdürebilmektir. Bu nedenle kadınların ekonomik şiddeti parasız bırakılmanın altındaki kadının ekonomi kurucu öznesi olmaktan çıkarılmasıdır.

Ekonomik Şiddetin Görünmeyen Yüzü

Ekonomik şiddetin görünür kısmı kadının çalışmasının engellenmesi, gelirine el konulması ya da ekonomik kaynaklardan mahrum bırakılmasıdır. Oysa ekonomik şiddet en çok kadının zamanına, geleceğine, hayatına el konulmasıdır. Bir kadının iş ve yaşam planlarını sürekli ertelemek zorunda kalması, mesleğinde ilerleyememesi, çocuk bakımının asli sorumlusu olarak görülmesi, yaşlı bakımının doğal yüklenicisi sayılması da ekonomik şiddetin parçalarıdır.

Öz itibariyle kadının ekonomik özne olma kapasitesinin sınırlandırılmasıdır. Ve en vahşi şiddet biçimidir. Kadının kendi yaşamı üzerinde söz kurma gücünün aşındırılmasıdır. Sosyal hak, eğitim, kültür, sağlık ve insanca yaşam imkanına erişememe halidir. Bu nedenle kadın yoksulluğu ile kadın özgürlüğü arasında temel bir ilişki vardır. Kadın yoksulluğu politiktir. Kadın ne kadar ekonomik olarak bağımlı hale gelirse, özgürlük alanı da o kadar daralır.

Nafaka Tartışmaları Neden Bugün Yükseliyor?

Kadının nafaka hakkı, yıllardır farklı gerekçelerle sürekli gündemde tutuldu. Son günlerde de hukuksal başlık olarak AYM’nin son kararı ile sahnede. Nafaka tartışmalarının neden tam da bugün yeniden gündeme getirildiği sorusu önemlidir.

2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi, cinsiyetçi genelgelerin ardı ardına yayınlanması, tartışmanın bu bağlamın içinden yükselmesi nafaka üzerinden ‘milli aileyi’ başarmanın politikalarıdır. Bu yaklaşımda kadın bağımsız eşit bir yurttaş olarak, özne olarak görülmez.  O/Onlar aile kurumunun taşıyıcısı, annelik rolünün temsilcisi ve aile bütünlüğünün güvencesi olarak tanımlanmaktadır. Boşanma ise kadınların özgürleşme hakkı olarak değil, korunması gereken aile yapısının çözülmesi olarak ele alınmaktadır. Tam da bu nedenle nafaka tartışmaları kadınların bağımsız yaşam kurma hakkıyla doğrudan ilişkilidir. Nafaka kadınların boşanma hakkını fiilen kullanabilmesiyle, kadınların şiddet ilişkilerinden çıkabilmesiyle ilgilidir.

Ne yazık ki bu tartışmalar yürütülürken kadınların maruz kaldığı fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet ve yıllarca üstlenilen bakım emeği görünmez kılınmaktadır. Buna karşılık erkek mağduriyeti söylemi tartışmanın merkezine yerleştirilmektedir. Oysa veriler bambaşka bir tabloyu göstermektedir.[2] Kadın Dayanışma Vakfı’nın araştırmasına göre hükmedilen yoksulluk nafakalarının büyük bölümü bin liranın altındadır. Yoksulluk nafakasının ortalama miktarı ise kamuoyunda yaratılan algının çok uzağındadır. 

Yine Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin 2017-2018 yılları arasında iki yıl içerisindeki dava dosyaları inceleme raporu[3] ve resmi açıklamalar, hükmedilen nafakaların önemli bir bölümünün hiç ödenmediğini ya da düzensiz ödendiğini göstermektedir. Dolayısıyla bugün tartışılan şey kadınların yüksek nafakalarla hayatlarını sürdürmesi sınırlı örneklerle algı yaratımıdır. Kadınlara saldırıya dönüşen şey, zaten oldukça sınırlı olan bir ekonomik güvencenin daha da sınırlandırılmasıdır.

Kadınların neden nafaka aldığı değil, erkeklerin neden nafaka ödediği konuşulmaktadır. Kadınların neden yoksullaştığı değil, nafakanın neden sürdüğü ne kadar süreceği ön plana çıkarılmaktadır. Bu nedenle nafaka tartışması ekonomik gerçeklikten çok ideolojik ve siyasal bir zeminde yürütülmektedir.

Hatırlamak isterim ki araştırmalar kadınların ekonomik kırılganlığının boşanma sonrasında değil, çoğu zaman evlilik ve bakım yükleriyle birlikte derinleştiğini açığa çıkarmıştır. Çalışma hayatı olarak baktığımızda da kadınların istihdam oranı evlilik sonrasında düşmekte, ilk çocukla birlikte daha da gerilemektedir. Bu tablo bize önemli bir gerçeği göstermektedir: Kadınlar boşandıkları için yoksullaşmıyor. Kadınlar çoğu zaman evlilik içindeki eşitsiz iş bölümü ve bakım yükleri nedeniyle ekonomik olarak kırılgan hale geliyor. Bordroya yansımayan emek nafakaya dönüştüğünde birkaç kuruş dahi ‘Yük’ görülür. Nafaka ise bu eşitsizliğin nedeni değil, görünür sonuçlarından biridir.

Nafakanın Ötesinde: Kadın Özgürlüğü ve Yaşam Hakkı

Kadınların ekonomik özgürlüğüne yönelik her saldırı aynı zamanda yaşamlarına yönelik bir müdahaledir.  Kadınların şiddet ilişkileri içinde yaşamaya mecbur bırakılması, özgür yaşam kurma imkanlarının ellerinden alınması erkek egemen sistemin ve onun yarattığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğin sonuçlarıdır. Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın boşanmak istediği için tehdit ediliyor, şiddete maruz kalıyor, hatta öldürülüyor. Bu nedenle nafaka tartışması yalnızca ekonomik bir başlık değildir. Kadınların şiddetten çıkabilme, kendi yaşamlarını kurabilme ve hayatta kalabilme hakkı, kendi emekleri üzerinde yükselen yaşamda özgür yaşayabilme hakkıdır. Nafaka bunun maddi değil sembolik anlamını içerir.

Kadın özgürlük mücadelesinden kadın emeğinin görünür olmadığı kadın iradesinin tanınmadığı bir yerde eşitlik olmaz. Kadınların özgür olmadığı bir yerde toplum özgür olmaz. Bu nedenle kadınlar nafakayı ‘nafaka’ olarak ödeme kalemi olarak savunmuyor. Kadınlar yaşamı ve kendi yaşamlarını savunuyor. Kadınlar, şiddetten uzaklaşma hakkını, kendi yaşamları üzerinde karar verme haklarını savunuyor.

Biz kadınlar bugünlerde nafakanın kaç yıl süreceği yerine kadınların neden hala yoksulluğun en ağır yükünü taşıdığını tartışıyoruz. Kadınların şiddetin her türlüsünden uzaklaştığı, kadın kimliğiyle var olabildiği, özgürleşebilmesinin mücadelesini veriyoruz. Kadınların görünür emeğiyle yaşamı büyüttüğümüz ölçüde demokratik ve eşit bir yaşam mümkün olacaktır. Yaşamı savunan her kadın, özgür yarınların da kurucusudur.


[1] https://demokratikmodernite.org/ozgur-toplumun-ahlaka-dayanan-yeni-ekonomik-sistemi-ve-jineoloji/ 

[2] http://www.mezopotamyaajansi44.com/tum-haberler/content/view/315451

[3] https://www.diyarbakirbarosu.org.tr/yayin/34/index.html 

Etiketler: Feminizmİstanbul SözleşmesiKadın DayanışmasıKadın haklarıKadın MücadelesiKadın yoksulluğunafaka gaspıNafaka hakkıSayı 173yoksulluk nafakası
Önceki İçerik

Yoksulluk Nafakası Değil, İnsana Yaraşır Bir Ekonomik Güvence

Sonraki İçerik

Sömürge Gerçekliğinde Dersim

Sonraki İçerik
Gasp Paketleriyle Yaşamlarımızı Zincirleyemezsiniz!

Gasp Paketleriyle Yaşamlarımızı Zincirleyemezsiniz!

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.