2025 yılında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 10. yargı paketine dair “boşanma davaları, tazminat ve nafaka konuları ile ilgili aile arabuluculuğu sistemini getirmeyi planladıklarını” açıklamıştı. Mahkemelere gitmeden önce boşanma ya da evliliğin devamına aile arabuluculuğu karar verecekti. Malum Aile Yılı’nın ilanı yapılmış ve Aile Bakanlığı ile iş birliğinde Adalet Bakanlığı da kadınların kazanımlarını tırpanlayacak bir paketin hazırlığındaydı
AKP iktidarının kazanılmış haklarımıza tahammülsüzlüğü, sadece söylemde kalan değil, yargı paketleriyle ve bakanlıkların genelgeleriyle biz kadınların yaşamlarını çoklu şiddet sarmalı olarak kuşatmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden, kadına yönelik şiddete karşı 6284’ü uygulamayan iktidar, kadınları aile içerisinde tanımlamaktan vazgeçmediği gibi, özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesi yürütenleri hedef almaktan da asla vazgeçmiyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Göktaş, 2023’te ilk göreve başladığında “mağdur erkekleri” referans göstererek “nafaka” zulmüne son vereceğini beyan etti. Kadınların tepkisiyle bir süre sessizliğe gömüldü Bakan. Yoksa nafakaya dair yol haritasını da belirlemişlerdi. Gerekirse bakanlık 5 yıl nafakayı ödeyecek ve sorun kendi bakış açılarıyla çözülecekti. Kadınların yaşadığı şiddet, zulüm ve emeğinin sömürüsü yokmuş gibi inkâr ederek bir yol çizeceklerdi.
2025 yılında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 10. yargı paketine dair “boşanma davaları, tazminat ve nafaka konuları ile ilgili aile arabuluculuğu sistemini getirmeyi planladıklarını” açıklamıştı. Mahkemelere gitmeden önce boşanma ya da evliliğin devamına aile arabuluculuğu karar verecekti. Malum Aile Yılı’nın ilanı yapılmış ve Aile Bakanlığı ile iş birliğinde Adalet Bakanlığı da kadınların kazanımlarını tırpanlayacak bir paketin hazırlığındaydı.
11. yargı paketinin taslağında da nafaka tartışmaları devam etti. Her yargı paketi taslağında kadınların kazanılmış hakları hedef alınırken aynı şekilde LGBTİ+’lara yönelik düzenlemeler de her yargı paketi taslağında nefret politikaları olarak aile kisvesi altında sunulmaya devam edildi. Kadınların ve LGBTİ+’ların mücadelesiyle bu maddeler yargı paketlerinden çıkarıldı ama bir dahaki yargı paketine her fırsatta havale edildi. Ve her yargı paketi taslağında AKP iktidarının kadınlara yönelik ayrımcılık yasaları ve saldırıları hiç durmadı.
4 Haziran günü Anayasa Mahkemesinin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine ilişkin verdiği karar, yoksulluk nafakasının “süresiz olarak verilebilir” ibaresinin iptali ile siyasi iktidarın yanında yer alarak kadınların kazanılmış hakkını gasp etti. Hemen akabinde 12. yargı paketinin basına sızan taslağında ise buna dair medeni hukukta bir düzenlemenin olacağı yönünde oldu. Hiçbir Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan ve uygulamayan iktidar, kadın kazanımı olan nafaka hakkını gasp etmenin kararını hemen yargı paketine eklemekte zaman kaybetmedi. Çünkü yıllardır bu saldırı için bekliyordu. Ancak diğer yargı paketleri gibi 12. yargı paketinin taslağında kadınların haklarına yönelik saldırılar, kadınların itirazları ve eylemleriyle bir süre daha püskürtüldü diyebiliriz. Basına yansıyan bilgiler bu maddelerin çıkarıldığı yönünde olsa da tehlike hâlâ devam etmektedir.
Çünkü AKP’nin kadın düşmanı politikaları artık “Aile Yılı” içerisinde kendisine bir hukuk bulma arayışında. Aile hukukunun eşitlik üzerinden değil, aile reisliği üzerinden yeniden bir dönüşüme uğratılmasında bir beis görmemektedirler. Bunu da her yargı paketi ile gündeme getirmektedirler.
Kadınların yaşamın her alanında eşitsizliklerle mücadele etmek zorunda kaldığı bir ülkedeyiz. Kadınlar bin bir emek, bedel ve mücadeleyle yasal kazanımlar elde ettiler. Bugün AKP iktidarının yaptığı, medeni hukukta kadınların kazanımlarını geriye götürmektir. Medeni hukukta değişikliklere giderek yeniden kadınlara sınırlar çizmek, yasalarda da inkâr edilen, ezilen ve sömürülen olmayı kadına rol olarak biçmektir.
TCK’de kadına yönelik şiddet ve taciz suçlarına yönelik uygulanması gereken cezalar, bugün cezasızlık politikalarıyla adliyelerde erkek egemenliğini yüceltmekte, kadınları ise cinsiyetçi saldırılarda savunmasız bırakmaktadır. Bu yasalar kadınların direnişiyle yazıldı ancak uygulanması için de kadınların örgütlü mücadelesi bu iktidarın üzerinde gölge olmak zorundadır. Çünkü AKP iktidarı siyasal olduğu kadar kültürel olarak da kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine, yaşam hakkına, bedenine ve emeğine savaş açmaktadır.
Aile içinde kadın emeğinin görünmeyişi gibi, kadının ekonomik yaşama dâhil olmasındaki engeller de kadına biçilen rollerle ilgilidir. Parça başı işlerde güvencesiz bir şekilde ekmeğe ulaşmak isteyen kadınların şiddet gördüğü zaman boşanma iradesinin bile yaşamına mal olduğu ortadadır. Nafakayı tartışmaya açanlar, bir gün olsun bile kadın katliamları ile yüzleşmemektedir. Aile arabuluculuğu ile 6284 sayılı kanunun maddeleri askıya alınmak istenmektedir. Şiddet gören kadınların beyanlarının esas alınması gerekirken, şiddet faili ile yan yana gelmesinin engellenmesi şartken bu arabuluculukla kadının şiddet gördüğü eve dönmesi, nafaka, velayet, tazminat vs. haklarından vazgeçmesi, şiddet ile baş başa kalmasının bir mekanizması oluşturulmak istendiğinden hiç şüphemiz yoktur. Çünkü kadınlar AKP iktidarını da bu iktidarın kadın düşmanı politikalarını da çok iyi tanımaktadır.
Özellikle iktidarın barış ve demokratik toplum sürecinde kadınları hedef alan bu politikaları elbette ki yıllar yılı bulan kadınların barış mücadelesine yönelik bir saldırıdır. Kadın kazanımlarının bu süreçte tırpalanması tesadüf değildir. Savaşın her türlü hâlini yaşayan kadınların barış sürecinde eşitliğine ve haklarına saldırmak, kadınlara yönelik suçlarla da yüzleşmekten korktuğunun göstergesidir. Bu sürece kadınları dâhil etmeyen erkek egemen iktidar ve devlet aklı, tam da bu süreçte kadınları eve kapatmakta, aile ve nüfus politikaları genelgeleriyle hayatın içinde kadına yönelik şiddet sarmalını daha da büyütmektedir.
Bu yüzden biz kadınlar, iktidarın yargı adı altında gasp paketlerine karşı hiç olmadığı kadar örgütlü bir mücadeleyi büyütmek zorundayız. Mecliste, sokakta, bulunduğumuz her alanda kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi, demokratik bir toplumun inşa mücadelesidir. Kapitalist sistemin ve iktidarın yarattığı krizler karşısında sadece kazanımlarımızı korumak için mücadele eden değil, kadınların eşit ve özgür yurttaşlar olduğu bir ülkeyi tahayyül etmenin mücadelesini ve yaşamını inşa edebiliriz. Bizleri yok sayan, sömüren ve nefessiz bırakan bu düzene karşı cevabımız, isyanımızla daha çok örgütlenmek ve değişimi başarmak olacaktır.
Bu iktidara ve sisteme karşı Benazir Bhutto’nun dediği gibi, “Demokrasi en büyük intikamdır.” Bu ülkenin demokratikleşmesi kadınların özgürlük mücadelesinden geçmektedir. Faşizm, savaş, OHAL ve baskı rejimlerinde erkek-devlet şiddetine biat etmeyenler bizleriz. Barış ve demokratik toplum sürecinde de biz kadınların haklarını, kazanımlarını geriye götürmeye çalışanlara karşı örgütlü mücadelemizle demokraside ısrar etmek ve bunun eylemini bulunduğumuz her yerde birlikte örmektir. Bu ülkeye sahici bir demokrasi, kadınların örgütlü mücadelesiyle gelecektir. Çünkü her hareketimizde bizlere zincir vurmak isteyen bir iktidar gerçekliği var. Ancak karşısında da zincirlerini çoktan atmış, bir direniş tarihine ve hafızasına sahip bir kadın gerçekliği var.
