Nafakaya duyulan ihtiyacın temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği bulunmaktadır. Eğitimde ve istihdamda eşitlik sağlandığında, kadınlar güvenceli ve eşit ücretli işlere erişebildiğinde, bakım sorumlulukları eşler ve kamu tarafından adil biçimde paylaşıldığında nafakaya duyulan ihtiyaç da azalacaktır
Nafaka hakkı uzun süredir gerçeklerden koparılarak tartışılıyor. Kadınların boşanarak “ömür boyu nafaka aldığı”, erkeklerin ağır ve sınırsız bir yük altında bırakıldığı yönündeki söylemler tekrar tekrar gündeme getiriliyor. Oysa veriler, nafaka üzerinden yaratılan bu “mağdur erkek” anlatısının gerçeği yansıtmadığını; asıl görünmez kılınanın kadınların yoksulluğu, karşılıksız bakım emeği ve çocukların ihtiyaçları olduğunu gösteriyor.
Her şeyden önce iki farklı nafaka türünü birbirinden ayırmak gerekiyor. Yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşe verilen sosyo-hukuki bir destektir. İştirak nafakası ise anneye değil, çocuğun bakım, eğitim, sağlık, beslenme ve barınma giderlerine katkı sağlamak amacıyla çocuk için ödenir. Buna rağmen nafaka tartışmalarında bu iki hak bilinçli biçimde birbirine karıştırılıyor; çocuk için ödenmesi gereken nafaka bile kadınlara tanınmış bir ayrıcalıkmış gibi sunuluyor.
Çocukların bakımını kim üstleniyor?
EŞİK (Eşitlik için Kadın Platformu) olarak bu konuda çok ayrıntılı bir çalışma yaptık. Çok kapsamlı bir dosya ve “Nafaka gerçekleri” adı altında bir dizi görsel de hazırladık. Bu çalışmaya göre 2025 yılında boşanan çiftlerin çocuklarına ilişkin velayet kararlarının yüzde 74,6’sında çocuklar annelerinin yanında kaldı. Bu oran, nafaka tartışmalarında sorulması gereken temel soruyu açıkça ortaya koyuyor: Bu çocuklara kim bakacak?

Çocuğun gündelik bakımını kim üstlenecek? Okuluyla, sağlığıyla ve beslenmesiyle kim ilgilenecek? Hastalandığında işinden kim izin alacak? Eğitim, ulaşım, kıyafet, kira ve gıda giderlerini kim karşılayacak?
Çocukların büyük çoğunluğunun bakım sorumluluğunu anneler üstlenirken iştirak nafakasının bir “erkek mağduriyeti” olarak sunulması, babaların çocuklarına karşı taşıdığı ekonomik sorumluluğu görünmez kılıyor. Çocuk için ödenen nafaka bir kadına yapılan yardım değil, ebeveynlik sorumluluğunun gereğidir. Boşanma, babalığı ve çocuğun ihtiyaçlarına katkıda bulunma yükümlülüğünü sona erdirmez.
Aynı çalışmaya göre çocuk için verilen ortalama iştirak nafakası 1.422,30 TL’dir. Bu miktarın bir çocuğun aylık beslenme, barınma, eğitim, sağlık ve ulaşım giderlerini karşılamaktan ne kadar uzak olduğu açıktır. Buna rağmen 2013–2021 yılları arasında velayet sahibi olmayan eşlerin, yani çoğunlukla babaların, iştirak nafakasının azaltılması için açtığı davalar yüzde 83,3; tamamen kaldırılması için açtığı davalar ise yüzde 62 oranında artmıştır.
Bu veriler, nafaka tartışmasının büyük ölçüde kadınlara ödenen yoksulluk nafakasından değil, çocukların bakım giderlerine katılma yükümlülüğünden duyulan rahatsızlıktan beslendiğini göstermektedir. Aslında nafaka mağduru erkek yok. Çocuklarının nafakasına göz diken, çocukları için bile para ödemek istemeyen erkekler var.
Yoksulluk nafakası neden gereklidir?
Kadınların ekonomik eşitsizliği evlilikle başlamıyor, boşanmayla da sona ermiyor. Kadınlar eğitime ve istihdama erkeklerle eşit koşullarda erişemiyor; düşük ücretli, güvencesiz ve kayıt dışı işlerde daha fazla çalışıyor. Çocuk, yaşlı, hasta ve engelli bakımının büyük bölümü kadınların karşılıksız emeğiyle yürütülüyor.

Birçok kadın evlilik süresince ücretli çalışmaktan uzak kalıyor, mesleki gelişimini sürdüremiyor, sosyal güvenceden ve emeklilik hakkından mahrum bırakılıyor. Kadının yıllarca üstlendiği ev işleri ve bakım emeği ailenin yaşamını mümkün kılıyor; ancak bu emeğin ekonomik değeri ne evlilik içinde ne de boşanma sonrasında tanınıyor.
Boşanma gerçekleştiğinde erkek çoğunlukla gelirini, mesleğini, sosyal güvence ve birikimlerini korurken kadın, yıllarca sürdürdüğü karşılıksız emeğin ardından işsiz, gelirsiz ve güvencesiz kalabiliyor. Yoksulluk nafakası tam da bu eşitsizliğin sonuçlarını bir ölçüde gidermeyi amaçlayan yasal bir haktır.
Kadınlar nafaka almak için boşanmıyor. Kadınlar çoğu zaman yoksullaşacaklarını bilmelerine rağmen şiddetten, baskıdan ve eşitsizlikten kurtulabilmek için boşanıyor.
Nafaka hakkı aynı zamanda şiddetten uzaklaşabilme hakkıdır
Yapılan çalışmada boşanma dosyalarının yüzde 88,4’ünde şiddet iddiası bulunuyor. Dosyaların yüzde 25’inde şiddet nedeniyle ceza davası açılmış; yüzde 42’sinde ise 6284 sayılı Kanun uyarınca koruma kararı verilmiş.
Bu veriler, nafakanın yalnızca ekonomik bir mesele olmadığını açıkça gösteriyor. Yoksulluk nafakası, şiddet içeren bir evlilikten ayrılan kadının ekonomik olarak ayakta kalabilmesini sağlayan önemli güvencelerden biridir. Ekonomik desteği, düzenli geliri, barınabileceği güvenli bir yeri ve çocuk bakım desteği bulunmayan bir kadının şiddet ortamından uzaklaşması çok daha güçtür.
Kadınların nafaka hakkını sınırlandırmak, özellikle ekonomik şiddete maruz bırakılan kadınlara “Ya şiddete katlan ya da yoksulluğa razı ol” demektir. Bu nedenle nafaka hakkına yönelik her müdahale, kadınların boşanma ve şiddetten uzaklaşma hakkını da doğrudan etkiler.
Gerçek çözüm kadınların kazanılmış haklarını budamak değildir
Nafakaya duyulan ihtiyacın temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği bulunmaktadır. Eğitimde ve istihdamda eşitlik sağlandığında, kadınlar güvenceli ve eşit ücretli işlere erişebildiğinde, bakım sorumlulukları eşler ve kamu tarafından adil biçimde paylaşıldığında nafakaya duyulan ihtiyaç da azalacaktır.
Ancak bu eşitsizlikleri ortadan kaldırmadan nafakayı süreyle sınırlandırmak ya da kadınların bu hakkını zorlaştırmak, sorunu çözmek değil; eşitsizliğin bedelini bir kez daha kadınlara ve çocuklara ödetmektir.
Bu nedenle şunları söylüyoruz:
Kadınların kazanılmış nafaka hakkını tehdit eden düzenleme ve söylemlerden vazgeçilmelidir. Nafaka miktarları, kadınların ve çocukların gerçek yaşam giderleri ile ekonomik koşullar dikkate alınarak belirlenmelidir. Nafakanın düzenli ve eksiksiz ödenmesini güvence altına alacak etkili mekanizmalar oluşturulmalıdır. Çocuk bakım hizmetleri kamusal, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli hale getirilmelidir. Kadınların eğitim ve istihdama eşit katılımını sağlayacak; kayıtlı, güvenceli ve eşit ücretli çalışmayı destekleyecek politikalar uygulanmalıdır. Evde, iş yerinde ve kamusal alanda şiddeti önlemek için 6284 sayılı Kanun etkin biçimde uygulanmalıdır.
Nafaka tartışması, kadınlar evlerinde, sokaklarda, çalışma yaşamında ve karar alma mekanizmalarında eşit, özgür ve güvende olduğunda sona erecektir.
O güne kadar nafaka; bir lütuf, ödül ya da ayrıcalık değil, kadınların ve çocukların yaşamlarını sürdürebilmeleri için vazgeçilmez bir haktır.
Her yargı paketinde nafaka gündemde. Şimdiye dek her seferinde kadınlar olarak engelledik. Şimdi sırada 13. Yargı paketi var. Eğer bu kez nafaka hakkına dokunulursa, nafakaya kim el uzatırsa karşılığını kadınlardan alacak. Önümüzde seçimler olduğunu da hatırlatmak lazım. Bu iktidarı kendilerine oy veren, vermeyen kadınlar gönderecek.
Kısaca kadınların kazanılmış haklarından vazgeçmiyoruz. Yoksulluğun ve bakım yükünün kadınlara bırakılmasını kabul etmiyoruz. Nafaka haktır! Ve yine “Yasalara Dokunma, Uygula!” diyoruz.
