Tanrılar Amaterasu’yu mağaradan çıkarabilmek için dünyanın her yerinden güzel öten kuşları mağaranın önüne getirirler. Hep bir ağızdan öten kuşların sesi karşısında kayıtsız kalamayan Amaterasu (mağaradan çıkışını anlatan birkaç farklı mitolojik anlatı vardır, bir anlatımda çok güzel başka bir tanrıçanın kapının önüne getirilerek kutsal kagura dansı yaptığı bunun karşısında Amaterasun dayanamayıp dışarı çıktığı anlatılır) yavaşça kapıya doğru gider
Şintoizm, Japon halkının geleneksel inancıdır. Animistik bir inanç olan Şintoizm’de her varlıkta canlılık ilkesinin geçerli olduğuna inanılır ve kozmik dengenin bu canlılık ilkesi sayesinde var olduğu düşünülür. Bir kurucusu olmayan Şintoizm geleneksel aktarımlarla bugüne kadar gelmiş ve animistik inancı en geniş biçimde yaşamaya devam eden bir inanç biçimidir. Dünya üzerinde yaklaşık 120 milyon Şintoistin olduğu düşünülmektedir. Bir inanç olmakla birlikte Japon geleneksel-kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçası[1] olarak görülmektedir.
Yüce bir yaratıcıya inanmayan Şintoistler, kami ismi verilen ve kutsal canlılarda bulunduklarına inandıkları manevi bir güce, bir enerjiye inanırlar. Evrenin her yerinde bulunan kamiler iyi ve kötü olarak ayrılır, bir yandan insanlara iyilik getireceği düşünülen kamiler varken bir yandan da kötülük dağıtan kamiler olduğuna inanılır. Bu yüzden iyi bir insan olmak, doğayla dengede yaşamak ve iyi davranışlar sergilemek iyi kamilerin sizlere yardım edeceği anlamına gelir. Ölen insanların da ruhlarının kami olduğuna inanılır fakat bu mertebeye varabilmek için yaşarken iyi davranışlar ve düşünceler sergilemek gerektiği düşünülür. Şinto köken olarak Çince bir kelimedir. Nihongi’de ilk kez kullanılan bu kavramın Japoncası “Kami nı Mıçi”dir ve “Kamilerin Yolu” anlamına gelmektedir. Japon inancında oldukça büyük bir yere sahip olan kamilerle geçmişte Miko ismi verilen kadın şamanların iletişime geçtiğine inanılmış, Miko’lar bir anlamıyla tanrı/tanrıçalar ile insan arasındaki elçi olarak görülmüştür. Bugün ise Mikolar tapınaklarda görevli olan ve kutsal ritüelleri yerine getirip, Şintoizmin kutsal dansı sayılan kaguraları yapan kadınlara verilen isimdir.
Kutsal metinler olan Kociki ve Nihongi’de kamilere dair detaylı bilgiler verilerek Şintoizm’in ibadetleri üzerine açıklamalar yer alır. Şintoizm’de günah-sevap gibi kavramların tersine, Asya inançlarında (gnostik inançların birçoğunda) baskın olarak görülen arınma kavramı önemli bir yer tutar. İbadetlerin amacı kötü düşünce ve davranışlardan arınmaktır ve tapınaklar çoğunlukla bu anlayışa hizmet için kurulur. Kegare olarak adlandırılan “manevi kirlilik”, “yaşam enerjsiinin azalması” anlamına gelen halden arınmak için (kegare kalıcı değil, zamanla geçebilen bir durumdur) tapınak girişlerinde eller ve ağız yıkanır. Ölüm, hastalık, yas, depresyon, regl ve doğum kanaması kegare olarak görülür. Yani yaşam enerjisinin azalması. Japon mitolojisinin doğuşunda dişil enerji kutsanırken, Çin’in Japon kültüründeki etkisinin Budizm ve Konfüçyüsçülük aracılığıyla artması ataerkil yorumların da Şintoizm’e girmesine (zamanla Şintoizmde birçok ataerkil kod da var olmuştur) sebep olmuştur. Kegare (kirlilik) kavramı bu inançların etkisiyle Şintoizm’e girmiştir, regl ve doğum gibi olayların tapınağın saflığını bozduğu söylenerek kadınların kutsal mekanlara girişi bu dönemlerde yasaklanmıştır. Yaklaşık 150 yıl öncesine kadar da kutsal kabul edilen Fuji Dağı’na kadınların tırmanması yasaktı. Japonya modernleşmesi ile birlikte Meiji Restorasyonu döneminde bir bildiri ile bu yasak kaldırıldı (1871). Yasak kalkmadan önce Takayama Tatsu isimli bir kadın bu yasağı protesto etmek için erkek kılığına girerek dağa tırmanmış (1832), yasağı protesto etmiştir.
En büyük ve yaratılışın başındaki kami ise Amaterosu ismi verilen güneş tanrıçasıdır. Japon mitolojisine göre evrendeki kozmik dengeyi sağlayan ve güneş ışığıyla dünyanın var olmasını sağlayan Amaterosu her Şinto’nun ibadet ettiği tanrıçalardan biridir. Mitolojik anlatıma göre Amaterosu’yu fırtına tanrısı olan kardeşi Susanoo’nun taşkın davranışları çok kızdırır. Tanrı Susanoo şımarık bir çocuk gibi kutsal pirinç tarlalarını dağıtır, su kanallarını yıkar ve kutsal tapınakları kirletir. Kardeşinin bütün bu şımarıklığına göz yuman Amaterasu sabretmeye çalışır fakat Susanoo Amaterasu’nun dokuma yaptığı kutsal dokuma salonunun çatısını deler ve içeriye derisi yüzülmüş kutsal bir at fırlatır. Bir anda kaosa dönen kutsal dokuma salonunda dokumacı kızlardan biri kötü bir şekilde ölür. Amaterasu büyük bir keder ve üzüntü içerisinde bu dünyadan vazgeçer. Ama-no-Iwato (Göksel Kaya Mağarası) adı verilen mağaraya girer ve girişini devasa bir kaya parçasıyla kapatır. Güneş tanrıçasının saklanmasıyla birlikte tüm evren zifiri karanlığa gömülür. Bitkiler sararıp solar, bereket yok olur ve yaşam durma noktasına gelir. Işığın yokluğunu fırsat bilen kötü ruhlar yeryüzünde serbestçe dolaşarak kaosa neden olurlar. Dişil enerjiyi kozmik evrenin temel çekirdeği olarak gören Şintoizm inancında onun yokluğu yaşamın yokluğu anlamına gelir.
Tanrılar Amaterasu’yu mağaradan çıkarabilmek için dünyanın her yerinden güzel öten kuşları mağaranın önüne getirirler. Hep bir ağızdan öten kuşların sesi karşısında kayıtsız kalamayan Amaterasu (mağaradan çıkışını anlatan birkaç farklı mitolojik anlatı vardır, bir anlatımda çok güzel başka bir tanrıçanın kapının önüne getirilerek kutsal kagura dansı yaptığı bunun karşısında Amaterasun dayanamayıp dışarı çıktığı anlatılır) yavaşça kapıya doğru gider. Fakat temkinli davranan Amaterasu kapıdan hemen çıkmaz. Ta ki mağaranın girişindeki aynayı fark edene kadar. Aynadaki güzellik karşısında kendisini tutamaz ve daha yakından bakmak için mağaranın dışına çıkar. O çıkar çıkmaz mağaranın girişine sihirli bir ip çekilir (bugün Şinto tapınaklarının girişinde temsilen bu kutsal ipler bulunur) ve Güneş tanrıçası bir daha içeri girmez, kozmik denge yeniden sağlanarak evrenin yaşaması sağlanır. Yaşamı var eden ve kozmik dengeyi sağlayan Amaterasu miti o kadar baskındır ki Japon Kraliyet ailesi kendisinin
Amaterasu soyundan (Japonya’yı düzene sokması için yeryüzüne gönderdiği torunu Ninigi-no-Mikoto’dan) geldiğini iddia etmekte, meşruluğunu buradan almaktadır.
Japon animasyonlarında da Şintoizm ve özellikle kami inancı ön plandadır. Kozmik inancın baskın sembollerle anlatıldığı ve en fazla bilinen animasyon filmlerinden biri de Prenses Mononoke’dir (1997). Dünyaca ünlü animasyon yönetmeni Hayao Miyazaki tarafından çekilen animasyon filminde Şintoizm’den bolca esinlenme görürüz. Şintoizm felsefesine göre doğadaki her varlığın; nehirlerin, çiçeklerin, dağların ve ormanların kendi ruhları (kamileri) vardır. Filmde bütün bu kamilerin kamisi Orman Ruhu (Geyik Tanrısı), doğanın ta kendisidir. Doğaya zarar veren bir grup insanla doğayı savunmaya çalışan ormanın, hayvanların ve iki insan karakterin savaşımının anlatıldığı animasyonda[2] insan ormana zarar verdiğinde aslında kutsal olana saldırmakta ve kendi varoluş köklerine saldırmaktadır. Orman ruhu gündüzleri geyik, geceleri ise devasa bir ruh formuna (Şintoizm inancındaki Daidarabotchi (Gece Yürüyüşçüsüne) dönüşür. Şintoizm inancında ölüm kötü bir şey değildir; yaşamın zıddı hiç değildir. İki oluş da aynı döngünün bir parçasıdır. Ölüm olmadan doğum, yıkım olmadan yeniden doğuş mümkün değildir. Dualizmi reddeden Şintoizm inancında ne tam iyilik ne tam kötülük mümkündür, doğa bu zıtlıkların dengesi olarak var olur. Filmde de kötü olarak görülen en büyük karakterlerden Lady Eboshi bir yandan ormanı yok ederek kötü bir temsilde var olurken, bir yandan toplum dışına itilmişleri, cüzamlıları, müşkül durumdaki kadınları koruması altına alarak iyi bir karakterin temsiline dönüştürülmüştür. Bu kozmik döngüyü temsil eden Orman Ruhu gece ve gündüz şekil değiştirerek canlılığın devam etmesini sağlayan, bütünsel döngünün temel ruhudur. Gündüzleri geyiktir; doğanın canlı, şefkatli, renkli ve ahenkli yanını temsil eder. Adım attıkça çiçekler açar. Gece ise Daidarabotchi’tir; Evrenin sonsuzluğunu ve doğanın insan algısının çok ötesindeki aşkın boyutunu simgeler. Yıldızlardan yapılmış gibi duran bedeni, doğanın sadece dünyadan ibaret olmadığını, kozmik bir enerji olduğunu anlatır.
Peki Amaterasu filmde nasıl geçer? İmparator, Ormanın ruhunu yani Geyik Tanrısını öldürmek için keşiş Jigo’yu (Hem keşiş ismi hem fiziksel görünüşü Jigo’nun Budist olduğunu çağrıştırmaktadır ve Şintoizm’i kirlettiği düşünülen Budizm, Jigo karakterinde eleştirel bir pozisyonda konumlandırılmıştır) görevlendirmiştir. İmparator, kendisini Amaterasu’nun yeryüzündeki gölgesi ve soyu olarak görmektedir. Orman tanrısının üstünde görülen Güneş Tanrıçasının devlet yönetimine alınması, inancın iktidarla buluştuğu anda kendi yarattıklarına düşman olması için kullanışlı bir aparata dönüştürülmesini izleriz filmde. Filmde büyük bir kumpasla Geyik tanrısının kafası kesilir, dünya bir anda karanlığa gömülür. Her yeri siyah yapışkan bir sıvı kaplar, bütün renkler kararmaya başlar. Şinto mitolojisinde bu durum, yukarıda bahsettiğimiz Kegare (kirlilik) kavramının doruk noktasıdır. Kozmik düzeni sağlayan büyük bir kaminin kafasını kesmek, bütün evrenin zehirlenmesine yol açar. Orman ruhu, kafasını aramak için etrafa saldırdığında artık yaşam veren değil, her şeyi yutan saf bir yok ediciye (Aragami) dönüşür. Filmin baş iki karakteri Prenses Mononoke ve Ashitaka’nın verdiği mücadele ile Geyik Tanrısının başı gövdesine geri takılır ve bir anda dünya yeniden gün ışığına döner, çiçekler açar, renkler eski haline dönmeye başlar.
Bütün bunları neden yazdım?
Son dönemlerde özellikle dijital medyada sürekli önüme çıkan “kozmetik sektörünün devi Japon markalar” reklamları, influencer tanıtımları uzun süredir hepimizin malumu. Üstüne yeni akımlar eklendi; “Japonya’ya giderseniz boş bavulla gidin, bütün kozmetik eşyalarını almak isteyeceksiniz” reklam ve içerikleri! Japon kadınların “cam cilt” görünümleriyle yapılan ve yaygınlaştırılan içerikler, (Kore sektörüyle yarışır durumdalar) bu güzelliğe biz de sahip olmak istemez miyize? kadar uzanan büyük bir manipülasyon dünyası. Bütün bu dijital içerikler Japonya’da kadınlar ne durumda sorusuna götürdü beni. Ufak çaplı bir araştırmayla Japonya’da kadın cinayetleri oranının diğer ülkelere kıyasla oldukça az olduğunu, aile içi şiddetin ise yine dünya oranlarına kıyasla düşük olduğu yazıyordu. Japonya’da kadın cinayeti oranı 100.000 kadında 0.1 ila 0.2 civarında. Bu oran, Japonya’yı dünyada kadınların cinayete kurban gitme riskinin en düşük olduğu ilk birkaç ülkeden biri yapmakta. Asya genelinde ortalama 0.7, Avrupa’da 0.5, Afrika’da ise 3.0 seviyesindedir. (BM verilerinin güvenilirliğini esas almadan sadece fikir edinmek için…) Ama aynı Japonya’da kadınların siyasete ve iş gücüne katılım oranları oldukça geride. Özellikle pandemi sonrası erkek şiddeti şikayetleri artmış durumda. Öyle ki Japonya’da polise yapılan aile içi şiddet danışma ve ihbar başvuruları 22 yıl üst üste artış göstererek yıllık 98.289 vaka ile tarihi bir rekor kırmış.
Biraz da kozmetik sektörüne baktım;
Japonya gerçekten de son yıllarda kozmetik alanının dev pastalarından birine dönüşmüş durumda. J-Beauty olarak adlandırılan Japonya kozmetik sektörünün 2026 yılı itibariyle Pazar büyüklüğü 30 milyar doları aşmış durumda. Her yıl milyonlarca turist kozmetik alışverişi için Japonyaya gidiyor. Tokyo’nun Kanto bölgesi kozmetik alışverişiyle ünlü (eczanelerden vergisiz kozmetik ürünleri alınabiliyor) bir bölgesine dönüşmüş durumda. Japonya, hacimli üretimden ziyade “yüksek fiyat-yüksek katma değer” odaklı bir ekonomi modeline sahip. Türkiye Ticaret Bakanlığı bu durumu “Kozmetik sektörü bu modelin en başarılı örneğidir.” diye açıklıyor. Dünyanın en büyük 4. online tüketim pazarı Japonya’ya ait. En güçlü kategorilerin başında ise önce moda ardından kozmetik geliyor. Lüks tüketim kategorisinde mücevherlerden sonra da ikinci sırayı kozmetik sektörü almış.
Shiseido gibi dünyaca ünlü Japon kozmetik markaları başka ülkelerde (Tr dahil) en pahalı kozmetik ürünleri arasında. Shiseido’yu özellikle örnek vermemin (başka çokça markaları var) sebebi şu; şirketi yöneticilerinden biri erkek bakım ürünleri satan markası Uno’nun pandemi döneminde çift haneli büyüme gösterdiğini söylemiş. Uno yöneticilerinden Yoshiyuki Matsuo, “Bence koronavirüs, erkek çalışanların ciltlerine daha fazla önem vermesini sağladı[3]” diye eklemiş. Pandemi dönemi dünya genelinde dijital platformların kullanılmasında çok büyük bir artış yaşandığı kesin. Eğitimler, iş, toplantılar, siyaset, sinema neredeyse yaşamdaki her alan dijital mecralarla “ayakta kalmaya” çalıştı. Dijital etkileşimin pik yaptığı bu süreç sonrasında birçok dijital içerik üretilmeye, influencerlar artmaya, dijital pazarlama ağlarında büyük bir artış yaşanmaya başlandı. Ve kozmetik sektörünün devlerinden Japonya bu süreci en iyi “kullanan” ülkelerden biri oldu.
Başa dönersem;
Japonya’nın bu kozmetik tablosu bugün dünyanın her yerinde büyük bir kadın kırımının veçhelerinden biri sadece. Ataerkil sistem kadında (insanda) mana adına ne varsa yok etmeye, kadınlık kavramını fiziksel bir performansa indirgemeye devam ediyor. Bir zamanların kozmik-aşkın gücü beş dakikada manipüle edilebilir, her an öldürülebilir, her dk şiddet uygulanabilir bir metaya dönüştürülmek isteniyor. Birçok mitolojinin doğuşunda yer alan ana kadın tanrıça figürlerinin dünden bugüne geçirdiği bu dönüşüm (kadınlık temsilinde) ataerkinin büyük zaferi mi insanlığın ve canlılığın büyük kaybedişi mi? Bu anlatılar her şeyi açıklar mı? Hayır. Ama hiçbir şey olmadıkları kesin!
Bütün bu dijital manipülasyonların arasında Amaterasu’yu buldum. Şımarık erkek bir tanrının saçmalıklarına katlanamayıp mağarasına çekilen, gittiği için bütün evreni büyük bir karanlığa zerk eden Amaterasu’yu. Yıllardır defalarca izlediğim Prenses Mononoke geldi sonra aklıma. Tanıştığım her kadına “ne olur izle” dediğim. Bedeni ve ruhu bir bütün olarak gören, birbirinden ayrıldığı/kesildiği zaman bütün evreni karanlığa boğan Ormanın ruhunu. Güncelin anlık fotoğrafına baktığınızda romantik gibi geliyor değil mi? Romanssız hakikat biraz da başı kesilmiş geyik değil midir?
Dünün büyük dişil enerjileri bugün “cam ciltlere” dönüştürülmüş bir vitrin adeta, mutluluğu “fiziksel güzellikte” arayanların bedenleri ruhlarından çalınmış, ruhları sürekli kegare’de ve bu defa ne el yıkanarak ne ağız yıkanarak arınılabiliyor. Kozmik dengenin bozulmaması uğruna bir bütün olarak yaşam savaşını veren tanrıçaların bugün getirildiği durum her zamankinden daha acı. Amaterasu erkeklerin şımarıklığına dayanamayıp kendi iradesiyle mağaraya kapandığında bütün tanrılar yaşamın devam edebilmesi için onu dışarı çıkarmak adına seferber olmuştu ama bugünün ataerkil sistemi Amaterasu’yu mağaraya kapatmak, kapatıldığı mağarasında durmadan kozmetik alışverişi yapmak ve tüketmek için ayakta kalmasını sağlamak istiyor. Pandemi süreci ve sonrasında yapılan kimi araştırmalar bizlere gösterdi ki insanların (erkeklerdeki artış oranını yukarıda yazmıştık) evde kalma süreleri dijital içeriklere daha fazla maruz kalmalarına ve maruz kaldıkça tüketmelerine yol açıyor. Üstelik bu tüketim sadece maddi anlamda değil, bu dijital içerikler her geçen gün kişinin mutsuzlaştığı, başkalarının “hayat”larına özenerek kendi hayatını hiçleştirdiği ve büyük psikolojik bunalımlara yol açmaya devam ediyor. Kuşkusuz Şintoizmin bugün hala yaşayan en büyük animistik inançlardan biri olduğunu söylerken bugünün modern dünyasının yarattığı yıkıcı etkiyle söylemek gerekiyor. İnançlar hakikatten koptukça kapitalizmin elinde bir meta olmaya, para kazanılacak eşyalara dönüştürülmeye devam ediliyor. Japonya’nın bu hikayesi evrensel bir anlatının acı bir yüzü sadece. Dünyanın hangi ağaç kovuğunu kazsanız altından çıkacak olan “kozmik dengenin koruyucusu anatanrıça” bugün sözde güzellik endüstrisinin ayakta kalmasını sağlayan dinamosuna dönüştürülmekte, acımasız bir çarkın içerisinde adeta öğütülerek yok edilmeye çalışılmakta.
Kadim inançların insana iyi gelen bir yanı var; hepsinin bir hikayesi var çünkü. Hikayesiz kalmış modern insanın dönüp arkasına baktığında göreceği hakikat ise hep aynı; Amaterasu mağarada kaldıkça dünya kararmaya, bitkiler solmaya, güneş insanlıktan kaçmaya devam edecek…
[1] Bu inanca ve Japon kültüründeki dönüşümüne odaklanmak sayfalarca sürecek bir çalışma demek. Bu yazıda sadece birkaç temel mitolojik anlatım ve onların anlattıklarına dair kafa yorulmaya çalışılacaktır.
[2] Çok fazla olay, temsil ve sembolün bulunduğu bu animasyon filminin her detayına dair yazmak bu yazı için imkânsız, fakat her bir ögesinin Şintoizmden alındığı animasyon filmi bu inancı anlamak açısından önemli mesajlar taşımakta.
[3] https://www.indyturk.com/node/347886/ya%C5%9Fam/japonyada-makyaj-%C3%A7%C4%B1lg%C4%B1nl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-erkekler-kozmetik-%C3%BCr%C3%BCnlerine-ak%C4%B1n-etti

