Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Kadın Tarihine Jineolojîk Bir Bakış

Bîrgul Daş Bîrgul Daş
5 Temmuz 2026
Yazı
0
Demokratik Toplum İnşasında Erkeğin Değiştirilip Dönüştürülmesi
0
SHARES
4
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Semiramis, Kleopatra, Belkıs ve Zenobia gibi kraliçeler jineolojide yedinci katmanda yerlerini alır. Bu kadınlar toplumsal hiyerarşide hâlâ güçlü konumlarda bulunduklarından ve içten içe tanrıça kültürüne bağlılıklarını koruduklarından bu katman, Tanrıçanın Direngen Damarları olarak adlandırılır

Abdullah Öcalan’ın “Kadının sömürgeleşme tarihinden ekonomik, sosyal, siyasal ve zihinsel sömürgeleştirilmesine kadar konumunun açıklığa kavuşturulması, tarihin diğer tüm konularının ve güncel toplumun her yönüyle açıklığa kavuşmasına büyük katkıda bulunacaktır.” sözü jineolojinin sınırlarını çizer: Kadının tarihini aydınlatmak, aynı zamanda tüm toplumun tarihini aydınlatmaktır. Bu bağlamda jineoloji, kadının tarihini milyon yıllık derinliğiyle araştırırken bunu aynı zamanda tüm topluma bir hizmet olarak görür. Feminizmin çeşitli akımlarının sunduğu neden-sonuç ilişkilerinin ötesine geçerek kadını ilk çağlardan bu yana çok daha kapsamlı bir perspektifle ele alır. Tarihi çözümlenmemiş sorunların çözümlerinin de yetersiz kalacağı düşüncesinden hareketle jineoloji, tanrıçalıktan köleliğe uzanan kadının binlerce yıllık düşüşünü, katman katman ve en ince ayrıntısıyla gün yüzüne çıkarır. Bu sayede demokratik kadın kurtuluşunu sağlayacak bu bilim, sadece kadının var olan problemlerini tekrarlamaz, onların çıkış noktalarını ele alarak çözümü için daha iyi yöntemler sunmayı amaçlar. Zozan Sîma’nın Jineoloji Ders Notları adlı kitabında belirttiği “En karanlıkta bırakılmış, en fazla çarpıtılmış olanı açığa çıkardığınızda ya da aydınlattığınızda esasta yalanı deşifre etmiş olursunuz. Örneğin kadına dair söylenmiş yalanları deşifre ettiğinizde aileye, siyasete, ekonomiye, tarihe dair söylenmiş birçok yalan, çarpıtma açığa çıkmaktadır.” sözleri bize jineoloji gibi bir bilimin nasıl diğer bilim dalları üzerinde de etkin rol oynayabileceğini en güzel hâliyle açıklar.

Hâlâ gelişmekte, büyümekte olan bu kadın merkezli bilim dalı her bir arkeolojik kazıyla, Yakın Doğu’dan Güney Amerika’ya kadınları ve mevcut durumlarını inceleyerek kendini geliştirecek, genişleyecek ve kadın sorununu en ince ayrıntısıyla tarih içinde çözümleyecektir. İlaveten, jineolojinin kendi bakış açısıyla kadın tarihini aydınlatması her bilim dalının kadınla uzaktan yakından alakası olmayan, propaganda dolu yaklaşımlarını tekzip edecektir. Erkek merkezli bakış açısıyla yazılmış tarih, bize savaşları, köleliği ve soykırımları anlatırken bunların kökenlerini ve erkek egemenliğiyle olan derin bağını görmezden gelir. Jineoloji tam da bu kör noktadan hareket eder; salt sosyolojik bir okuma yerine kadın sosyolojisini merkeze alan bir tarih anlayışıyla tarihi yeniden kurar. Kadının çöküşünü sağlamış tarihsel inşa jineoloji sayesinde tanrıçalıktan köleliğe uzanan tüm katmanlarıyla açığa çıkarılmış, her dönem kendi sebep ve sonuçlarıyla derinlemesine çözümlenmiştir. Bu yapı jineolojik bir bakış açısıyla daha çok anlaşılacak, anlaşıldıkça yıkımına yaklaşılacak ve demokratik modernite altında gerçekleşecek kadın devrimine zemin hazırlanacaktır.

Ana-Kadın Dönemi

Tarihi anlamak için mitoloji ve dinlerden yararlanmak, sanılanın aksine oldukça etkili bir yöntemdir. Hakkında yeterli yazılı kaynağa ulaşamadığımız Neolitik dönem toplumlarını ve bu toplumlardaki cinsiyet rollerini, o dönemin insanlarının inandığı tanrıça kimliklerinden yola çıkarak okumak mümkündür. 9000 yılda 9 katman olarak incelediğimiz kadın tarihinin ilk üç katmanını bir ilah olarak kadın tanrıçalar oluşturur. Bu tanrıçalar ilk katmanda tüm güce tek başına sahipken, üçüncü katmana doğru yanlarında baba, oğul ya da eş konumunda erkek yardımcı tanrıların belirmeye başladığı görülür. MÖ 6000-4000 yılları arasında doğurganlığın, bereketin ve yaşamın kendisinin cisimleşmiş hâli olan Yukarı Mezopotamya’nın ana tanrıçası olan Star; Sümerlerde Ninhursag, Babil’de Gula Bau, Kürtlerde ise Sterk adıyla yaşar ve topluluklarının merkezinde durur. Tarımın, uygarlığın ve devletlerin ortaya çıkışıyla birlikte tanrıçalık kültüründe giderek bir gerileme başlar. Bu gerileme, erkek egemen zihniyetin yavaş yavaş toplumsal yaşamı ele geçirmesiyle doğrudan bağlantılıdır; tanrıçaların yanına önce yardımcı, sonra ortak erkek figürler eklenir. Kadın tarım devriminin ana gücüyken devletçi uygarlığın ihanetine uğrar ve dengeler bozulur. Yine İştar, Mithra, Sauşga, Kibele gibi toplumda önemli konumlarda bulunmuş tanrıça örnekleri bu ilk 3 katmanda yerini almıştır. Bu tanrıçalar bize kadının o dönemdeki rolünün ne denli belirleyici olduğunu ve halkın bu gücü nasıl kutsallaştırdığını çarpıcı biçimde gösterir. Ne var ki kadın; ekonominin, tarımın ve şifanın yaratıcısı olmasına karşın erkek egemen zihniyet, onun bu birikimini ve özgürlüğünü elinden alacak, üstelik bunu ona karşı bir silaha dönüştürecektir.

Kadın Kimliğinin Parçalanması

Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışıyla tanrıçalık kültürü ve kadının tarihi silinmeye çalışılmış, dönemin izleri çarpıtılmış ve kadına karşı kullanılmaya başlanmıştır. Sırasıyla Lilith, Kaburganın Hanımı ve Erkek İmalatçı Tanrıçalar olarak adlandırdığımız dört, beş ve altıncı katmanlar tanrıça kültürünün ne denli toplumdan uzaklaştırıldığının büyük örnekleridir. Kadına yönelik stereotipler tek tanrılı dinlerin öne sürülmesi ile başlamış; şifanın, cennetin, toplayıcılığın ve tarımın yaratıcısı kadın cadı, fitne, fesat, kıskanç, cariye gibi kavramlara indirgenmiştir. Öyle ki Hristiyanlık ve Yahudilik inancında da var olan ve hakkında birçok mitin yazıldığı Lilith, Âdem’le eş yaratılan fakat Tanrı’ya ve Âdem’e boyun eğmeyi reddeden bir kişilik olarak portre edilir. Cennetten atılıp çocukları elinden alınmasına rağmen Tanrı’ya karşı çıkmaya ve çizgisini korumaya devam eden Lilith birçok halk arasında hâlâ korkulan bir kadındır. Bu asi kişiliği özünde Lilith’i tanrıçalık kültürünün düşüşüne karşı çıkan ve tanrıça kadın kimliğini korumak isteyen bir kişilik olarak öne çıkarır. Lilith’in teslim olmayı reddetmesi üzerine Tanrı, kadını bu kez topraktan yaratmaya bile layık görmez; onu erkeğin kaburga kemiğinden, onun bir uzantısı olarak var eder. Beşinci katman olan Kaburganın Hanımı’nda bu köleliğin simgesi Havva ile yüzleşiriz. “İnsanlığın başına gelen felaketlerin sorumlusu, ilk günahı işleyerek insanlığı cennetten kovduran, yılana inanarak Tanrı’nın yasakladığı bilgi ağacından yiyen kadın” olarak Havva tam olarak erkek egemen aklın ürünüdür. Aynı akıl kendisini altıncı katman olan erkek imalatçı tanrıçalarda da gösterir. Bu katmanda kadın varlığı parçalanır ve Sümer mitolojisinden Yunan mitolojisine kadar tüm kadın figürleri yalancı, komplocu, dedikoducu ve insanlığın başına felaketler açan kişilikler olarak yazılır. Bugün hâlâ kadınlara yöneltilen pek çok aşağılama, yargılama ve benzetmenin kökü bu katmanlardaki olgulara dayanır. Erkek egemen akıl kadına binlerce yıl önce bir kader yazmış; kadın ise hâlâ o yazılanın içinde yaşamaktadır. Sonuç olarak altıncı katmanla beraber tanrıça kimliği de tamamen düşmüş olur.

Tanrıçanın Direngen Damarları ve Çöküş

Semiramis, Kleopatra, Belkıs ve Zenobia gibi kraliçeler jineolojide yedinci katmanda yerlerini alır. Bu kadınlar toplumsal hiyerarşide hâlâ güçlü konumlarda bulunduklarından ve içten içe tanrıça kültürüne bağlılıklarını koruduklarından bu katman, Tanrıçanın Direngen Damarları olarak adlandırılır. Artık en yüksek mertebede bir erkek yer alsa da kralın eşi, kızı ya da kız kardeşi konumunda güçlü kadın figürleri varlığını sürdürür. Örneğin Puduhepa, Hitit İmparatorluğu’nda eşinin ölümünün ardından ana kraliçe sıfatıyla yönetimi devralmış; yolsuzluk ve hırsızlık davalarında yüksek dereceli memurları yargılayabilen mahkeme heyetine başkanlık etmiştir. Zenobia ise yönetiminde Suriye, Lübnan, Filistin ve Mısır’ı fetheden, atıyla günlerce yol alan bir kraliçeydi. Ne kadar büyük bir düşüş yaşanmış olsa da bu kraliçeler, tanrıçalık kültüründen kalan güçlü izleri hâlâ taşıyan bireylerdi. Sekizinci katman olan Hazreti Kadın’da jineoloji, tek tanrılı dinlerin içinden yükselen güçlü kadın kimliklerini inceler. Hz. Hatice, döneminin çok ötesinde bağımsız bir tüccar ve özgüvenli bir kadındır. Hz. Ayşe’nin ise tıp, ilahiyat ve şiir bilgisinin son derece güçlü olduğu aktarılır; ne var ki Hz. Muhammed’in ölümünün ardından girdiği iktidar savaşını kaybeden Ayşe, “Ya Rabbi, kadın olacağıma beni taş parçası kılsaydın” diyerek kadın olmanın bedelini bizzat yaşayarak öğrenir. Dokuzuncu katman olan Metaların Kraliçesi’nde kadın artık tamamen köle konumuna getirilir. İlk sekiz katmanda temelleri atılan ataerki, kapitalizmin yükselişiyle birlikte çok daha güçlü bir hâl alır. Pozitivist bilim, felsefe ve daha pek çok alanda kadın ikinci cinsiyet olarak konumlandırılır; büyük filozoflar kadını aşağı bir varlık olarak tanımlar. Doğayla olan derin bağı ise artık ona karşı bir silaha dönüştürülmüştür; cadı avlarıyla binlerce bilge kadın yakılır, şifacı elleri ve bilgelikleriyle birlikte tarihin karanlığına gömülür.

Kapitalist modernite kadını tamamen kıskacına alır; bu metalaştırma süreci bugün de devam etmektedir. Kadın bedeni reklam aracına, cinselliği tüketim nesnesine, emeği ise ya ücretsiz ev işine ya da en düşük ücretli işlere indirgenir. Son katman olan Metaların Kraliçesi, kadının en derin çöküşünü ve buna rağmen sürdürdüğü var olma çabasını gözler önüne serer. Jineoloji bu dokuz katmanı tek tek kazıyarak kadın arkeolojisini yapar ve tarihi bize kadın aklının gözünden gösterir.

Tarihe Kadın Perspektifiyle Bakış, Demokratik Modernite Altındaki Kadın Devriminin Anahtarıdır

Ataerkil akılla yazılıp biçilen kadın kaderini değiştirmek için jineoloji, erkek egemen zihnin kaleme aldığı tarihe kadın perspektifiyle bakar ve onu yeniden aydınlatır. Abdullah Öcalan’ın “Kadın toplumsal doğanın hem fizik hem anlam olarak en geniş bölümünü teşkil eder. O zaman neden çok önemli olan bu toplumsal doğa parçası bilime konu edilmesin? Kadın doğası karanlıkta kaldıkça, tüm toplum doğası aydınlanmamış olarak kalacaktır” sözleri bu yolculuğun hem gerekçesini hem de hedefini ortaya koyar. Jineoloji, kadının insanlığın başlangıcından bu yana var olan gerçekliğini gün yüzüne çıkarıp yorumlayarak kadın devrimine sağlam bir zemin hazırlayacaktır.

Son Not:

Jineoloji Akademisi. (2016). Jineolojiye giriş. Jineoloji Akademisi Yayınları.

Sîma, Z. (2023). Jineoloji ders notları. Jingeh Yayınları.

Etiketler: FeminizmKadın haklarıKadın Mücadelesikadın tarihiKleopatraSayı 175SemiramisTanrıçalık Kültürü
Önceki İçerik

Çocukluğun Yükü: Mevsimlik Tarım İşçiliği, Toplumsal Çözülme ve Demokratik Toplum Arayışı

Sonraki İçerik

Geçmişle Yüzleşme: Tarih ve Hafıza Alanlarını Beraber Düşünmek

Sonraki İçerik
Geçmişle Yüzleşme: Tarih ve Hafıza Alanlarını Beraber Düşünmek

Geçmişle Yüzleşme: Tarih ve Hafıza Alanlarını Beraber Düşünmek

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.