Kadın gazetecilerin müdahalesi, medyadaki dile ve kelimelere sıkıştırılan iktidarı görünür kılıp ona karşı bir mücadele yürütmekti aynı zamanda. Ve kadın gazeteciler bunu bir düzeyde de başardı
Gazetecilik, yalnızca bir haberi anlatmak olmadığı gibi, kullanılan dil de yalnızca bir dil değildir. Haberi nasıl görürseniz, neyin daha önemli olduğunu, kimin görüleceğini ya da sesinin duyulacağını da belirlemiş olursunuz. Algıyı, kurguladığınız dile göre oluşturursunuz. O dil bazen bir inkârın, yok sayılmanın, ezmenin, savaşın, yüceltmenin, çarpıtmanın dili olabileceği gibi; bir itirazın, bir hakikatin, barışın dili de olabiliyor. Kurgusuna göre ezenin dili de olabiliyor, ezilenin dili de, iktidarın dili de olabiliyor, bir isyanın da… Kadınların medyadaki hikâyesi de biraz da bu dili arama hikâyesidir.
Günümüzde medyaya dair yoğun tartışmaların odağında da dili bulunuyor. Dil daha çok eril, cinsiyetçi, militarist, ayrımcı ve şiddeti yeniden üretirken, bu dilin kendisi belli bir kesimi nesneleştirip belli bir kesimi de özneleştirip iktidar ilişkilerini de yeniden üreten ya da pekiştiren bir noktada duruyor. Tarihteki tahakküm ve sömürü düzeninin dayanağı olan nesne-özne ayrımı, bu anlamıyla medyada varlığını yansıtıyor. Bu ayrımın kendisi, medyayı, temsil ilişkilerini ideolojik/politik doğrultuda belirleyen bir araca dönüştürüyor. O yüzden medyanın dili bir yönüyle ideolojik-politik bir dildir. O dili kurgulamak da politik-ideolojik bir tercih oluyor.
Özne-nesne ayrımının medyadaki yansıması
Özne-nesne ayrımı toplumsal karakterde kadının nesneleştirildiği, erkeğin özneleştirdiği bir tahakküm ilişkisini kurarken, bunun medyadaki yansıması da farklı değil. Medyanın daha çok erkeğe bırakıldığı, bakış açısının buna göre oluştuğu, dilin bu bakış açısıyla şekillendiği bir gerçek. Haberlerde kadının özne olmaktan çok salt bir konu olarak tercih edildiği, geleneksel rollere göre tanımlandığı, hayatlarının başkaları tarafından anlatıldığı, kadının ne düşündüğü, ne söylediği değil de nasıl göründüğü konu edindi. Kadın katliamlarında ve maruz kaldığı şiddette ise sorgulanan kadının kendisi oldu kurgulanan haber dili ile. “Eşinden boşanmak istediği için”, “Yemek yapmadığı için”, “Aşk cinayeti” diye gerekçelendirilmeye başlanan şiddetin kendisi, başka bir kadının şiddete maruz kalmasının da yolunu açtı. Çünkü kendisine biçilen bu toplumsal rolleri yapmayan kadının gördüğü şiddet, yargılama aşamasında kimi zamanlarda indirim nedeni oldu. Mağduriyetleri böyle ele alınırken, mücadeleleri, deneyimleri, toplumun birer özneleri olarak ele alınmadı.
Medyanın dilindeki iktidar görünür kılındı
Oysa gazeteciliğin kendisi olanı olduğu gibi anlatmak değildir. Bir kadın şiddet gördüğünde, o şiddetin sistematikliğini, koruma mekanizmaları, cezasızlık gibi birçok unsuru ele alıp berisindeki politik yaklaşımları ve toplumsal cinsiyet ile ilişkilendiren bir yerde işleyebilmeli. İşte kadın gazeteciler tam da burada bir fark yaratıyor. Kadınların sesi olurken, aynı zamanda başka bir dil mümkün bakış açısıyla, kadını nesneleşen pozisyondan çıkaran, şiddeti üreten değil de bu şiddetin yapısal sorunlarını ortaya koyan, kadınların sorunlarını görünür kılarken, onların verdikleri mücadeleyi ve toplumsal dönüşümdeki rollerini de görünür kıldı. Sadece yeni bir dil yaratmadı. Kadın gazetecilerin yaptığı bu müdahale, bakış açısını da kadın özgürlükçü bir perspektiften geliştirdi. Kullanılan fotoğrafın ve haberin başlığının seçimine kadar, görüntü seçimine, haberin kurgusuna kadar bu bakış açısı toplumsal cinsiyet perspektifi ile yansıdı. Kadın gazetecilerin müdahalesi, medyadaki dile ve kelimelere sıkıştırılan iktidarı görünür kılıp ona karşı bir mücadele yürütmekti aynı zamanda. Ve kadın gazeteciler bunu bir düzeyde de başardı.
Kadının hakikatini görünür kıldı
Kadınların medyanın dilinde yarattığı bu fark sadece kadın haberleri ile sınırlı değil elbette. Kadın gazeteciler medyada eril dile karşı alternatif bir dil oluştururken, kadınların kendi hikâyelerini kendilerinin anlatmasını, kadınların sözünü kurabileceği anların oluşmasını sağladı. Kadınların mücadelesini, gündemini yansıttı, onların yürüttüğü adalet, eşitlik, özgürlük mücadelesinin de bir parçası oldu. Kısacası kadın gazeteciler ofislerde, haber merkezlerinde, televizyonlarda yer alarak sadece görünür olmadı; dilde, bakış açısında kadın özgürlük ve toplumsal cinsiyet perspektifi ile bu alandaki iktidara etkili bir müdahaleyi gerçekleştirdi. Bu aynı zamanda bir hakikat arayışı. Erkek egemen sistemin en çok kadının hakikatini yok etmeye çalıştığı bir yerde, kadın gazeteciler yok ettirilmeye çalışılan bu hakikati de görünür kıldı aynı zamanda.

