Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Gökyüzünü Kanatlarında Taşıyan Nagihan Akarsel

Ayşe Newroz Oyman Ayşe Newroz Oyman
4 Ekim 2026
Yazı
0
Gökyüzünü Kanatlarında Taşıyan Nagihan Akarsel
0
SHARES
92
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

“Öyle bir söz söyle ki ben, yaşam, özgürlük, sevgi ve adaletle içkin aşkın bilgesi olsun, JİN olsun.”

Mezar taşında bu söz yazılı Nagihan Akarsel’in. Bir yoldaşı onu tarif etmiş: Aşkın bilgesi… Yaşamı anlam dolu, anlamda yaşayan Nagihan, yüklediği anlamı söze dökmeyi de en iyi bilenlerdendi. Hiçbir şeye tesadüf diye bakmaz, yaşadığı, gördüğü, dinlediği, karşılaştığı her olayı yorumlar, kimine büyük anlamlar yüklerdi. Bir akademisyen olarak ne kadar bilimselse tarihin derinliklerinden süzülen bir kadın olarak o kadar metafizikti. Bir gazeteci olarak hakikat peşinde koşan kendi de hakikatliydi. Bir Kürt olarak direnişçi, bir devrimci olarak ısrarlı ve kararlıydı. Bir insan olarak sevgi dolu, özgürlük ve adalet arayışçısıydı. Düşünce dünyası derya deniz olan Nagihan’ın içinde kopan fırtınalara rağmen sakinliği şaşırtıcıydı. Kibarlığı, naifliği o kadar kusursuzdu ki bazen gerçek değil izlenimi yaratırdı.

“Anne beni bir daha doğur
Vurulmuş bir kadının bedeninden doğur
Küllerinden doğan anka kuşu gibi
Kanatlarımda taşımak için gökyüzünü…”

Nagihan’ın “Nisan” kitabındaki şiirinde dediği gibi oldu: Vurulmuş bir kadının bedeninde bir daha doğdu. 10 kurşun yemişti. Kendi bedeninden doğdu, anka kuşu gibi küllerinden ve şimdi kanatlarında gökyüzünü taşıyor.

İsminin anlamı “vakitsiz, aniden, birdenbire” imiş. “Ansızın gelen, beklenmedik, ortaya çıkan”, “aniden etkileyen” demek. İnsanın isminin yaşamı ya da karakteri üzerinde etkisi olduğu iddia edilir. Yaşamında da öyleydi. Beklenmedik bir fikirle ortaya çıkar, gerçekleşmesi için canı pahasına çalışırdı. Ölümü de öyle oldu. Ansızın, beklenmedik.

Jineoloji Araştırma Merkezi üyesi, Jineoloji Dergisi editörü, akademisyen Nagihan Akarsel, 4 Ekim 2022 tarihinde saat 09.30’da Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki Süleymaniye’de evinin önünde silahlı saldırıda katledildi. 10 kurşun vardı vücudunda. Yeniden yeniden dirilmesin diye öfkeyle saldırmışlardı. Bin yıllardır sömürdükleri kadının özgürleşme iddiasına ve mücadelesine olan bir öfke. Kurşunu sıkan katilin yakalandığı söylendi. Ama arkasındaki güçler aydınlatılmadı. İzi Ankara’dan çıkan katilin, Süleymaniye’ye kimin gönderdiği ortaya çıkarılmadı.

Hikâyelerin peşinden gitti

Uzun süre önce sürgün edilerek Konya Gölyazı’ya (Xelikan) yerleştirilen Kürtlerdendi. Gölyazı, erkeklerin ekonomik sorunlardan dolayı çoğunlukla Avrupa’ya gittiği için ağırlıkta kadınların yaşadığı bir köy. Okumayı seven Nagihan, liseyi Konya’da bitirdi, Ankara’da Gazi Üniversitesi İletişim Bölümü’nde okudu. Özgürlük arayışı onu 1997’de dağlara götürdü, 2001 yılında Ankara’da “örgüt üyeliği” suçlamasıyla gözaltına alındı ve tutuklandı. Ulucanlar Cezaevi’nde demokratik siyasetin tutsakları Leyla Zana ve siyasetçilerle kaldı. 2007’de tahliye olduğunda, yarım kalan eğitimini tamamladı, diplomalı gazeteci oldu. Özgür Basın geleneğinde emek verdi, 2009 yılında başladığı DİHA’da işin alaylısı oldu. Onlarca gence, özellikle genç kadına ilham oldu.

Özgürlük tutkusu onu hikâyelerin peşinden götürdü. Kendi köyünde kurmak istediği kadın köyü hayalini Rojava’da gerçekleştirdi. Jinwar’ın inşa çalışmalarında yer aldı. Kuzey ve Doğu Suriye’de, Andrea Wolf Enstitüsü’nün kuruluşuna katıldı.

Bir yandan Jineoloji Dergisi’nde akademik çalışmalar yürütürken bir yandan çeşitli günlük gazetelere, özellikle Yeni Özgür Politika’ya güncel yazılar yazdı. O dönem kilitlendiği ve heyecanlandıran hedefi, Süleymaniye’de Kürdistan Kadın Kütüphanesi kurmaktı. Bu çalışmaları sırasında katledildi. Geride kalan mücadele arkadaşları, hayalini yarım bırakmayarak kütüphaneyi kurdu.

Nagihan için hiçbir şey tesadüf değildi, doğanın, evrenin dili ve anlamıydı, kadının hisleri ile ilgiliydi. Ya olacakları anlatan bir işaretti ya da evrene verilen mesajın enerjisiydi. Onun için katledilmeden önce günlüğüne yazdığı son sözler de tesadüf olamazdı:

“Vardığım yollar geldiğim yolların sonucu,
Hayallerim gideceğim yolların müjdesi,
Bakışında umudu, özlemi, direnişi yaşadıklarım,
Şimdi hepsini yazamasam da tarih yazıyor biliyorum,
Çünkü tarih kalbimden dökülen gözyaşları ile yazılıyor,
Yazmak istiyorum.”

O da yazdı tarihe… Tarih de yazdı onu…

Son makalelerinden birinde de direnişi anlatmıştı: “Yaşamanın direnmek ile özdeş olduğu bir coğrafyadan bu yazıyı kaleme alıyorum. Coğrafyanızın bütün anlamlarını kuşanan bir sözcük: direniş. Yaşamın ta kendisi… Varoluşun erdemli duruşu. ‘Yaşamak direnmektir’ cümlesi ile başlayan çağın en büyük özgürlük hareketinin manifestosu… Tarihin bütün direnişçilerinin emeğine dayanan, onların direniş bilgisini kuşanan ve alternatif bir yaşam perspektifini içinde taşıyan Demokratik Modernite sistemi ve onun demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayanan paradigmasının temel varoluş yöntemlerinden olan direnişin felsefesini, kuramını, örgütünü daha güçlü oluşturarak ‘berxwedan jîyane’ şiarını ‘serkeftin jîyane’ olarak yaşamsallaştırmanın çağındayız artık.”

Direniş ve isyan tamamlandı, artık başarı ve yaşamsallaştırma diyor. Yaşamının en verimli döneminde birikimini yaşamıyla harmanlayarak, en çok paylaşacağı döneminde katledildi Nagihan… Hayaliyle yaşadığı Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başlamasını göremedi. Sürecin Önderliği Abdullah Öcalan’ın bu sürece ilişkin yazdığı manifestoyu nasıl da heyecanla karşılar ve didik didik tartışır, tartıştırırdı.

Kuş ölür, sen uçuşu hatırla

“Ve hiç kimse bilmiyordu yüreklerden kaçan o hüzünlü güvercinin adının inanç olduğunu…” / Füruğ Ferruhzad

En sevdiği şairdi Füruğ Ferruhzad. Kadınların yaşadığı zorlukları ve toplumsal baskıları cesurca dile getirmesi ve dimdik duruşu ile bilinen Fars şair. Kadınların dünyasını en güzel anlatan şair. Nagihan da kelimelerle oynamayı severdi. Kavramlarla uğraşır, anlamını yitirenlerin peşine düşer, kavram ve kelimeleri, jineolojik süzgeçten geçirerek yayardı etrafına. Kadının tarihten günümüze gelen izlerini araştırmak, kadının dilinden kadın tarihini yazmak en büyük hayaliydi. Evde, okulda, şehirde, dağda, zindanda, Başur’da, Rojava’da hep bunun peşine düştü. İyi bir hikâye toplayıcısı olduğu kadar iyi hikâye anlatıcısı da oldu. Her kadının hikâyesinde geçmişin izlerini aradı, geleceğin kodlarını verdi.

Füruğ Ferruhzad’ın dediği gibi Nagihan! “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”

Etiketler: gazetecilikkadınKadın MücadelesiNagihan AkarselÖzgür basınÖzgürlükSayı 188
Önceki İçerik

Analar İnsandır; Biz İnsanoğlu[1]: Neşet Ertaş

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.