Meselenin çatışma boyutunda çözüme kapı aralayan yeni yasanın, TBMM’de büyük bir konsensüsle çıkmış olması ve toplumsal zeminde karşıt duruş ve söylemlerin sınırlı kalması büyük bir avantajdır. Ancak bu, uygulama aşamasında sorunlarla karşılaşılmayacağı anlamına gelmiyor. Daha da önemlisi bugün “demokratikleşme adımlarını içermediği” gerekçesiyle yapılan eleştirilerin, yarın demokratikleşmenin Kürt meselesi ile bağlantılı boyutu gündeme geldiğinde nasıl bir seyir izleyeceğini de öngören bir yerden meseleye yaklaşmak gerekir
Tarihsel bir süreçten geçiyoruz. Aşamalı ve çok katmanlı bir süreç. Bu sürece farklı isimler verilse de özünü Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ndan alıyor. Bu çağrının üç sacayağı vardı, süreç bu dinamikler üzerinden inşa edilmeye çalışılıyor.
Birincisi, Kürt meselesinin şiddet, çatışma alanından çıkartılarak siyaset ve hukuk alanına taşınması.
İkincisi, ayrılmak değil ortaklaşmak üzerine kurulu demokratik bir gelecek kurma iradesi ve iddiası.
Üçüncüsü de kimliklerin, inançların, düşüncenin ve örgütlenmenin özgürlüğü temelinde demokratik eşitlikçi bir toplumun inşa edilmesi.
Bu üçlü sacayağının hem özgün yanları var hem de birbirleri ile sıkı sıkıya ilişkilidirler. Zira süreç bu üç sacayağının üzerine oturtulabilirse dengeli ve sağlam olur; ayaklardan birinin geride kalması, ihmal edilmesi, sağlam inşa edilmemesi sürecin dengesini bozar.
Bu anlamda süreç aşamalı ve çok katmanlıdır, adım adım ilerleyecektir ancak aşamaların ve katmanların birbiri ile olan bağı görülmeden de sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün değildir.
Üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise bu sürecin tüm taraflar açısından stratejik bir değişiklik anlamı taşımasıdır. Basit yaklaşımlar, taktiksel manevralarla geçiştirilmeye çalışılması zaman ve enerji kaybettireceği gibi, köklü çözümlerin ortaya çıkmasına zarar verebilir.
Bu anlamda içinden geçtiğimiz süreç tüm aktörler-özneler açısından demokratik dönüşüm sürecidir.
Özne, bilinçli iradeye ve tarihsel/toplumsal değişimi kurma gücüne sahip temel güçtür, yani toplumun kendisidir. Aktör ise süreçte rol alan, belirli bir işlevi yerine getiren kişi ya da kurumlardır. Toplum aktörlerden etkilenir, bazen arkasından da sürüklenir ancak toplumun ikna olmadığı, bilince çıkartmadığı, irade ortaya koymadığı bir sürecin gerçek manada başarılı olma ihtimali yoktur.
Aktörler ve özneler bu değişim sürecinin yolcularıdır. Bin kilometrelik yol bir adımla başlayıp birbirini takip eden adımlarla gelişir. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı da bu yolculukta pusula görevi görecektir. Zira pusulasız yolculuklar, menzile varmakta zorlanır.
“Kadınlar bu sürecin neresinde?”, “Kadınları sürece katıyorlar mı?” gibi sorulara cevap bulabilmek için bu genel tespitleri hep akılda tutmak gerekir. Adı üstünde “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı.” Çağrı herkese yapılmıştır, bu çağrının temel muhataplarından biri de kadınlardır, sürecin herhangi bir aşamasına dâhil olmak için ayrıca bir davete ihtiyacımız yoktur. -Kaldı ki çağrıyı yapan Sayın Öcalan her defasında kadınların süreçteki önemine özellikle dikkat çekiyor.- Ancak dışında tutulmak istendiğimiz her an, kendi öznelliğimizi hatırlayarak sürece dâhil olabileceğimiz kanallar yaratmalıyız.
Kürt kadın hareketi başından beri bu öznelik konumunun farkında olarak bu kanalları açmak, açık tutmak ve güçlendirmek için mücadele ediyor. TBMM komisyonunda kadın temsiliyetine alan açmak, kadın kurumlarının komisyonda dinlenmesini sağlamak ve komisyon çalışmaları devam ederken kadın gündemleri etrafında kamuoyu oluşturmak için eylem ve etkinlik düzenlenmesi gibi çabaların örgütleyicisi oldu. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi de şimdiye kadar gelişen süreçte belli bir etkinlik gösterdi. BİV’in hem komisyonda yapılan sunum hem de kritik süreçlerde alınan tutum itibarıyla kadınların öznellik konumunu güçlendirmiştir.
Şimdi Meclisten çıkan yasanın pratikleşme aşamasına girmiş bulunuyoruz. Bu yasa, barış ve demokratikleşme taleplerinin tamamını karşılayan bir yasa değil. Ancak barışa ve demokratikleşmeye doğru gidişin önünü açacak ilk hukuksal adım niteliğinde. Yasanın uygulama aşamasında nelerle karşılaşacağı, ne gibi pratik çözümler bulunacağı, toplumsal ve siyasal dinamiklerin bu süreçte nasıl hareket edeceği son derece kritik. Bu nedenle kadınların bu aşamadaki katılımı, Meclis komisyonu sürecindeki katılımdan çok daha güçlü olmak durumunda.
Yasada yer alan Meclis İzleme Komisyonunda kadınların yer alması, yine Koordinasyon Kurulu’nun oluşturacağı alt kurullarda kadınların yer alması ve kadın gündemlerinin ele alınması için kadınlar olarak mücadele etmek gerekiyor. Fakat yapılması gerekenler bundan ibaret değil, asıl olarak demokratik dönüşümü her düzeyde mümkün kılacak çalışmalara ihtiyaç var.
Demokratik dönüşüm süreci, düşünsel, toplumsal, siyasal ve hukuksal alanda derinlik kazanmalı ve yol yürümeyi kolaylaştırmalı. Her türlü kışkırtma ve kutuplaştırma pratiklerinin önünü kesecek olan düşünsel dönüşümdür. Çatışma üreten zemini ortadan kaldırabilmek için zihinsel bir dönüşüm uzun erimli ama yarına havale edilemeyecek kadar acil bir konudur. Tek tek bireylerin, toplumsal ve siyasal grupların, farklı kimlik ve inançların Kürt meselesine bakışını olumlu yönde etkileyecek güçlü çalışmalar örgütlenmeli. Sosyal karşılaşmalar, siyasal tartışmalar, yeni, etkili ve ezber bozan söz ve eylemler, özeleştirel yaklaşımlar, empati duygusunu açığa çıkaracak ve güçlendirecek çalışmalar örgütlenmeli. Farklı toplumsal ve siyasal kimliklere sahip kadınların bir araya geleceği, birbirini duyabileceği, yeni ufuklar açmaya imkân tanıyan konferanslar, forumlar vs. düzenlenmeli.
Toplumsal zeminde düşünsel dönüşüme katkı sunan her adım, siyasal ve hukuksal dönüşümün önünü açacaktır.
Meselenin çatışma boyutunda çözüme kapı aralayan yeni yasanın, TBMM’de büyük bir konsensüsle çıkmış olması ve toplumsal zeminde karşıt duruş ve söylemlerin sınırlı kalması büyük bir avantajdır. Ancak bu, uygulama aşamasında sorunlarla karşılaşılmayacağı anlamına gelmiyor. Daha da önemlisi bugün “demokratikleşme adımlarını içermediği” gerekçesiyle yapılan eleştirilerin, yarın demokratikleşmenin Kürt meselesi ile bağlantılı boyutu gündeme geldiğinde nasıl bir seyir izleyeceğini de öngören bir yerden meseleye yaklaşmak gerekir.
Kadın örgütlenmesinin güçlendiği, kadınların zihinsel dönüşüme öncülük ettiği bir dönemin görevlerini hep birlikte yürüteceğiz. Görev ve sorumluluk tüm kadınlara aittir. Kadınların ortak mücadele deneyimi bu konuda yol açıcı bir rol üstlenmelerini kolaylaştıracaktır.
