Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Aleviler ve Bildiri Meselesi

Yüksel Mutlu Yüksel Mutlu
13 Eylül 2026
Yazı
0
Aleviler ve Bildiri Meselesi
0
SHARES
5
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Alevi özgürse Kürt de özgürdür; böyle yaklaşıp böyle düşünüyoruz. Kürt hareketinin saflarında mücadele eden birçok Kürt Alevisi, Türkmen Alevisi vardır ve bu hareket aynı zamanda bir Alevi hareketidir

Türkiye’de özgürlük, eşitlik mücadelesinde tarihsel olarak büyük bedeller ödemiş (tıpkı diğer halklar gibi) Alevi gençleri özgürlük için toprağa düşmüş, Sivas’ta yakılmış, her türlü zulmü görmüş bir toplumdur. Alevilik bir inanç olmaktan ötedir, direniştir, mücadeledir ama her şeyden önce adalet terazisi elinde olan kadim bir inançtır.

Son zamanlarda kimi çevreler “Alevi Aydınlar” adıyla 53 kişilik bir metin yayınlamışlar ya da çeşitli isimler destekler, imzalar toplamaktadırlar. Sanki Alevi toplumu sürece karşıymış gibi bir izlenimle manipülatif bir hava yaratmaya çalışıyorlar.

Bilelim ki metropollere savrulmuş, ocak, mürşit, pir, rayver, talip ilişkileri kesintiye uğramış olan Aleviler, her toplum gibi sağcısı, solcusu, farklı partilere oy verenleri olan bir toplumdur. Barış süreci başladığından beri en sağından en soluna kadar Aleviler barış süreci konusunda olumsuz bir açıklama yapmamışlardır. Negatif bir tutum sergilememişlerdir. Hiçbir Alevi piri ya da Alevi anası “Sürece karşıyım, barışa karşıyım,” dememiştir. Alevi STK’ları da sürece destek vermişlerdir.

Barış yeryüzünde her topluma lazımdır. Alevi toplumu barışa en fazla susamış toplumlardan biridir ve kendi hakikati de böyledir. Tarihsel olarak kıyımdan, katliamdan geçirilen, soykırım uygulanan Aleviler, eşit yurttaşlık hakkını en fazla hak eden toplum kesimlerindendir. Bu grupların başında Aleviler geliyor; çünkü Alevilik sadece kadim bir inanç değil, aynı zamanda Cumhuriyet tarihinden bugüne kadar her daim iktidarların hedefinde olmuş, soykırımlar, katliamlarla sınanmış, tüm iktidarların ötekisi olmuş, dışlanmış, ötekileştirilmiş; bu da yetmemiş, iktidar ve ona bağlı gruplar tarafından hep dizayn edilmeye çalışılmıştır. AKP iktidarı döneminde bunların ötesinde, Kültür Bakanlığına bağlı Cemevi Daire Başkanlığına bağlanan Alevileri içeriden vurmaya çalışan, parayla kendi Alevisini yaratmak için türlü yollar deneyen bir iktidarla karşı karşıyayız.

Öyle bir toplumsal hafıza ki 1514 Çaldıran kadar Dersim, Maraş, Çorum, Sivas Madımak, Gazi katliamları Alevi toplumunda bir hafıza olarak duruyor ve hâlâ dipdiri… Öte yandan son günlerde Altan Tan’ın başlattığı “Ali’siz Alevilik”, “Siyasal Alevilik” gibi ötekileştirici söylemleri üzerinden kendince bir makbul Alevilik tarifi yapıp onun dışındaki Alevileri sürecin karşıtı gibi konumlandırması, işin nasıl tehlikeli olduğunu bize gösteriyor. Hemen ardından NTV ekranlarından Kemal Öztürk’ün açıklamaları herkesi dehşete düşürdü; adeta Suriye’de Arap Alevilere dönük katliam çağrısı yapan sözleri gündeme düştü.

Türkiye’de yaşanan her darbede Aleviler zarar gördü. Mesela 12 Eylül Aleviler açısından acılı bir tarihtir. Ulus-devletin tekleştirme politikaları, Türk-İslam sentezi uygulamaları 12 Eylül döneminde tavan yaptı. Yoksul Kürt Alevi çocuklarını imam hatiplere götürme, Alevi köylerine cami yapmak, zorunlu din dersleri, Alevi olarak yaşayıp camilerden defnedilmek, Alevilerin yaşadığı evlerin işaretlenmesi dâhil daha birçok uygulama reva görüldü. Tüm bu uygulamalara, kimi zaman fiziksel ve her zaman uygulanan asimilasyon politikalarına rağmen Aleviler inançlarına sahip çıktılar, örgütlendiler; hem Türkiye’de hem Avrupa’da kendi sivil toplumunu yaratarak yollarına devam ettiler. Kuşkusuz eksikler var ama bu noktaya gelmiş olması çok önemlidir, değerlidir.

Meseleyi İdris-i Bitlisi, Yavuz Sultan Selim ve Çaldıran 1514’e götüren bu bildirgenin mealinin doğru olmadığını düşünüyorum. Ben bir tarihçi değilim; fakat Alevi bir kadın olarak şunu bilip söylüyorum: Yavuz Sultan Selim demek Aleviler açısından katliam demek. Buna kim hayır diyebilir ki? Alevi toplumunun hafızasında bu mesele aynı dirilikte duruyor.

İdris-i Bitlisi meselesinde ise farklı tartışmalar var. 1514 sürecinde yaşananlar doğru mu, değil mi? “İdris-i Bitlisi’nin payı var mı, yok mu?” meselesine tarihçiler karar vermeli, kanımca. Fakat manayı bağlamından kopararak bunu Sayın Öcalan’a mal etmek ve getirip şimdi yürütülen Barış ve Demokratik Toplum süreciyle ilişkilendirmek büyük bir haksızlıktır. Tarihî bir süreci anlamından başka bir yere savurmak, istediği gibi yorumlamak, bugünle bağını kurmak, mal etmek doğru değildir. Kaldı ki cümlenin muhatabı olarak Sayın Öcalan gösteriliyor. Eğer bugün kendisiyle görüşme imkânı olsaydı bence kendisi cevap verecekti. Bir an önce özgür çalışma koşulları oluşursa tarihçiler dâhil Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne imza atanlar da bunu öğrenebilirdi. Bu yüzden de bir taraf cevap vermiyorken bir tarafın bu dili kullanması adaletli değildir.

Alevi özgürse Kürt de özgürdür; böyle yaklaşıp böyle düşünüyoruz. Kürt hareketinin saflarında mücadele eden birçok Kürt Alevisi, Türkmen Alevisi vardır ve bu hareket aynı zamanda bir Alevi hareketidir.

Hemen ardından Yeni Şafak’taki Aydın Ünal’ın PKK’nin feshinden sonra Alevileri gelecekte bir potansiyel güvenlik sorunu olarak hedef gösteren köşe yazısından anlıyoruz. Yeni Şafak buradan ezilenler arasında bir gedik açmak istiyor. Bu çok açık değil mi? Süreci sabote etmeye çalışmaktan başka bir şey değildir.

Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi tartışması daha derin, araştırmacılarla, tarihçilerle, kaynaklara dayandırılarak yapılabilirdi elbette. Ama şunu söyleyebilirim: Yavuz Sultan Selim dendiğinde Alevilerin aklına ilk gelen Çaldıran Savaşı ve 40.000 Alevinin kılıçtan geçirilmesidir. O yüzden çocuklarının adını Yavuz ya da Selim koymazlar. Ya da bu süreç olmasaydı bu tartışma yapılır mıydı? Bu da ayrı bir sorudur.

Aleviler üzerinde yürütülen asimilasyon politikaları ve yaşadıkları tarihsel haksızlıkları sona erdirmek için farklılıklarını bir tarafa bırakmalı, Alevi toplumunun hakları için sürece omuz vermelidir.

Gelinen aşamada silahların devre dışı kalması, ocaklara ateş düşmesini ve ölümleri engellemiştir. Bu, Türkiye toplumu için büyük kazanımdır.

On yıllardır Türkiye egemenleri çatışmalı süreci bahane ederek toplumsal kamplaşmaları körüklemiş, toplumu savaş ve çatışma iklimi üzerinden manipüle ederek iktidarlarını konsolide etmeyi becermişlerdir.

Kürt hareketi bugünkü zenginliğini farklı halklar ve inançlarla bir araya gelerek gerçekleştirmiştir. Onların günümüze kadar gelen emekleri asla göz ardı edilemez. Aleviler ve Kürtler kimi zaman aynı acıyı, zulmü çekmiş, kimi zaman da aynı sevinci paylaşmış, Türkiye’de dinamik, mücadeleci, direniş örneği sergilemiş iki gruptur. Alevilerin kendi duygu dünyalarında bir adaleti vardır. Bu meseleyi de doğru yerden göreceklerine inanıyorum. Bu hassas süreçte toplumun beklentilerinin yüksek olduğu zamanda “Alevi Aydınlar” bildirgesi doğru olmamıştır; yöntem yanlıştır. Bunun bir kaygı ve korku ortamı oluşturduğunun bilincinde olmalıyız.

Alevilerin barıştan yana tutumları ve destekleri devam edecektir. Halkların, inançların ortak çizgisi eşit yurttaşlık, demokrasidir; bu da birlikte mücadele etmekten geçer.

Yürütülen tartışmalar iyi niyetli, sürece katkı sunan, ilerleten, toplumu yarım asırlık savaş ve çatışma girdabından kurtaran bir rol oynaması, dostça bir yaklaşım olacaktır. Alevilerin ve Kürtlerin bu topraklardaki özgürlük, eşitlik ve adalet arayışları birbirinden ayrı düşünülemez. Barışın yolu birbirimizi karşı karşıya getirmekten değil, ortak mücadelelerimizi ve ortak geleceğimizi egemene karşı büyütmekten geçer. Birlikte yaşama irademiz ve ortak mücadelemiz demokratik bir geleceğin en güçlü güvencesidir. Çünkü bu topraklarda hakikat, adalet ve barış hepimizin ortak geleceğidir.

Etiketler: 12 EylülAlevi KatliamıAlevilerAlevilikBildiridersimmadımak katliamıMaraşSayı 185Sivas
Önceki İçerik

Savaş, Ölüm ve Yas

Sonraki İçerik

Özgürlüğün Sosyolojisi Mümkün mü? Kürt Özgürlük Perspektifinden Toplumu Yeniden Düşünmek

Sonraki İçerik
Bir Mezar Bulunmadan Barış Gelir mi?

Bir Mezar Bulunmadan Barış Gelir mi?

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.