İran’da protestolar, savaş ve devlet baskısı arasında yaşam mücadelesi veren kadınlar, sadece sokakta değil, gündelik hayatın her anında direnişin parçası. İranlı gazeteci Nadia ile yapılan bu röportaj, “Jin Jiyan Azadî” sloganının gölgesinde şekillenen bir hayatı; korku, umut ve hayatta kalma arasında sıkışmış bir gerçekliği gözler önüne seriyor.
1- Bir kadın olarak, son protestoları günlük hayatınızda nasıl deneyimlediniz? Sokakta, işte ve ailenizde hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?
Takviminize göre 28 Aralık’ta başlayan protestolar, hepimizin hayatını geri dönülmez bir şekilde değiştirdi. Resmi olarak açıklanmamış olsa da on binlerce insan öldürüldü ve 200.000’den fazla tutukludan bahsediyoruz. Kaç kişinin idam edildiğini bile bilmiyoruz. Rejim sadece birkaçının adını yayınladı. Geri kalan tutuklulara ne olduğunu bilmiyoruz. Hapishaneler her gün bombalanıyor ve oradaki sevdiklerimizden haber alamıyoruz. Tanıdığım her evde ya ölen biri ya da protestolar nedeniyle gözaltına alınan biri var. Yani hepimizin hayatı temelden değişti. Protestolar toplumu dönüştürmedi; Jina’nın ölümü toplumu değiştirdi, ancak bu protestolar bunu yapmadı çünkü hemen ardından daha büyük bir savaş çıktı. Protestolar olması gerektiği gibi sona ermedi; sadece savaş nedeniyle sokaklardan çekilmek zorunda kaldık.
Aile hayatımı değiştirmedi; mollaların ilkelerine bağlı bir ailede yaşamıyorum. Ailem her zaman beni destekledi. Tahran’da yalnız yaşıyor ve çalışıyorum; babam yıllar önce bana resmi izin verdi. Protestolar iş hayatımı değiştirmedi, ancak meslektaşlarımı daha iyi tanıdım. Protestolara katıldığımda, iş yerimde rejim yanlısı protestoculara karşı yürüyen bazı meslektaşlarımı gördüm. Bu benim için bir şoktu. Müdürümü Besic cephesinde görmek çok endişe vericiydi. Akşamları protestolarda birbirimizle yüzleşmek ve sonra sabahları aynı yerde çalışmak çok zordu.
Aile ilişkilerimi değiştirmedi, ancak ailem hâlâ benim için çok endişeli. Her gün bombaların düştüğü bir yerde günlük hayatımı yaşıyorum.
2- “Jin Jiyan Azadi” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) sloganı sizin için kişisel olarak ne ifade ediyor ve Rojhilat ve İran’daki kadınların mücadelesini nasıl tanımlıyor?
Kadın, yaşam, özgürlük eylemlerinin hayatım üzerinde büyük bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Yıllar önce, başörtüm yüzünden Evin’de tutuldum. Ailem öleceğimi sandı. Yıllar sonra, başörtüsü yüzünden başka bir kadının ölümü beni o eski günlere geri götürdü. Kadınlar, yaşam ve özgürlük felsefesini çok iyi bildiğimi söyleyemem ama hayatlarımız böyleydi. İran’da yüz binlerce kadın doğdukları andan itibaren bu felsefeyle büyüyor ve bu felsefeyle mücadele ediyor; bu felsefenin nereden geldiğini bilmeden. Aileler kızlarının kendileri gibi yaşamalarını, kocalarının kaprislerine göre değil, bunu kızlarına öğretiyorlar. Farkında olmadan bu felsefe her zaman hayatımızda oldu. Kadınlar her zaman hayatları için mücadele ettiler. Rejimden önce de mücadele ettiler, şimdi de ediyorlar.
Kadınlar hayatlarında söz sahibi olmak, yaşamak, çalışmak, evlenmek veya boşanmak istiyorlar; kısacası kadınlar yaşamak, özgürlük istiyorlar. Kadınlar bunun için mücadele ediyor. Bu felsefe için bilmeden mücadele ettik. Jina’nın ölümüyle bu felsefe Kürtlerden tüm İran’a yayıldı. Böylece öğrendik. Kürtler, Bahailer, Farslar, Araplar ve Beluciler bu felsefeyi kabul ettiler. Ülkenin tamamı bu felsefeyi bilmiyor, ancak kabul edenler kabul etti, çünkü bir ülkenin yarısı özgür olmadıkça özgür olamaz. Belucilerin, Kürtlerin, Bahailerin ve Arapların özgür olmadığını ve birçok inancın özgür olmadığını biliyoruz; buna kadınları da eklediğinizde ülkenin %80’i özgür değil.
Yıllarca, rejimin Kürtler ve Kürt hareketleri hakkındaki yanıltıcı bilgileri nedeniyle birçok insan Kürtlere ve hareketlerine karşı önyargılıydı. Bu hareket bu önyargıyı kırdı. Kürtlerin sadece kendileri için değil, tüm İran halkı için özgürlük istediğini açıkça gördük. Bu, daha geniş bir direniş cephesi yarattı. Kürt kadınlarının diğer birçok kadından daha özgür olduğunu söyleyebiliriz çünkü Kürtler kendi kültürlerine göre yaşıyorlar. Geleneksel kıyafetlerini ve yaşam tarzlarını koruyorlar ve kültürleri kadınlara daha fazla alan tanıyor. Birçok Kürt, İran’ın diğer bölgelerine göre daha seküler. Kürt kadınları, kültürleri nedeniyle toplumda daha büyük bir role sahip.
3- Protestolardan sonra kadınların toplumdaki varlığı, cesareti ve dayanışması nasıl değişti sizce? Genç nesil ile diğer nesiller arasında özgürlük algısında herhangi bir fark var mı? (Kadınların bakış açısından)
Kadınlar her zaman cesaretleriyle ön saflarda yer almışlardır. Kadınlar tarih boyunca direniş örgütlemişlerdir. Son iki eylem bize erkeklerin, başörtüsünü veya kadınların karşılaştığı sorunları görmeye başladığını gösterdi.
Bunu kendi sorunları olarak ele aldılar. Kadınlar özgür olmadıkça kendilerinin de özgür olamayacaklarını anladılar. Kadınların saçları ve başörtüleri sorunsa, erkeklerin belirli kıyafetler giymesi de sorundu. İranlı erkekler bunu sorun olarak görmediler çünkü bunu kültürlerinin bir parçası olarak giymiyorlardı, ancak seslerini çıkarmadıkları sürece baskının artacağını gördüler. Ekonomik zorluklar, rejimin baskısı ve kadınların toplumdan giderek kaybolması erkekleri de etkiledi ve erkekler kadınların yanında yer almaya başladılar.
Kadınlar arasında her zaman bir dayanışma vardı, ancak Jina’nın ölümüyle Fars kadınları Kürt kadınları özgür olana kadar özgür olamayacaklarını, Kürtler de Beluç kadınları özgür olana kadar özgür olamayacaklarını anladılar. Başka bir deyişle, dayanışmadan daha fazlasını anladık ve bu da hayatlarımızın birbirine bağlı olduğuydu. Dayanışmanın ötesinde bir sürecin geliştirilmesi gerektiğini fark ettik. Ortak bir mücadele çizgisi oluşturulmalıydı.
Şu anda isyan eden ve ön saflarda yer alan genç nesiller, önceki neslin direnişi ve özgürlük anlayışıyla büyüdüler. Her nesil, önceki neslin gücünü, bilgisini ve özgürlüğünü güçlendirdi ve bir adım daha ileriye taşıdı. Büyükannem Şah’a karşı, annem ve ben de mollalara karşı isyan ettik. Direnişin bize bir miras olarak aktarıldığını söyleyebilirim. Mücadele, nesilden nesile aktarılan değerli bir hediyedir. Mücadelenin nedenleri değişir, ancak mücadele devam eder. Büyükannem başörtüsü takmak istediği için isyan etti. Annem çalışmak istediği ve başörtüsü takmak istemediği için isyan etti. Öte yandan, ben eşitlik için savaşıyorum. Her neslin amacı ve direnişi değişir, ancak mücadele devam eder.
4- ABD ve İsrail’in bölgedeki saldırıları ve siyasi gerilimin artması, İran’daki güvenlik duygusunu, günlük yaşamı veya kadın protestolarına bakış açısını nasıl etkiledi? Bu durum kadınların önceliklerini değiştirdi mi?
Hiçbir şeyin normal olmadığı günler yaşıyoruz. Topraklarımızda üç ülke birbirleriyle savaşıyor ve bundan etkilenen ve ölenler bizim insanlarımız. Her an ölebileceğimiz günlerde yaşıyoruz, ama yine de bir umut ışığı var. Ağaçlar çiçek açmaya başlıyor, savaş uçaklarının ölümcül sesi havada yankılanıyor; ikisinin ortasında hayatta kalmaya çalışıyoruz. Kendimizi güvende hissetmiyoruz. Amerika ve İsrail sivilleri hedef almadıklarını iddia etseler de, gerçek bambaşka; binlerce sivil öldürüldü, insanların evleri hedef alındı. İnsanların hayatta kalması için hayati önem taşıyan yerler bombalandı. İlaç üretim tesisleri bombalanıyor, ulaşım sağlayan petrol şirketleri bombalanıyor, iletişim sağlayan enerji santralleri bombalanıyor. Birçok yerde elektrik veya telefon yok; sevdiklerinin hayatta olup olmadığını bile bilmeyen insanlar var. Korku içinde yaşıyoruz. Herkes için öncelik hayatta kalmak ve bu kadınlar için de öncelik. Çocuklu kadınlar çocuklarını ve ailelerini beslemek ve güvende tutmak istiyorlar. Zaten kötü olan ekonomi savaş nedeniyle daha da kötüleşti; birçok şeyin fiyatı 10-20 kat arttı ve insanlar kendilerini doyurmakta bile zorlanıyor. Evleri yıkılanların nasıl yaşadığını bile bilmiyoruz.
Bazen sokaklarda yürüyorum, insanlara bakıyorum, savaşı umursamayan insanlara. Herkesin unuttuğu biz sıradan insanlara bakıyorum, aynaya bakıyorum. Hayat hâlâ fısıldıyor, hâlâ insanlara umut aşılıyorum. Ülkemiz yıkılmış, yaralı ama ayakta duruyor. İran’da hiçbir şey normal değil. Hayat normal değil. Hayatın devam ettiğini söylüyorlar. Ama hangi hayat? Bir zamanlar gençlerin kahkahalarıyla dolu olan şehirler şimdi ölü.
Ve bugün, hayatta olduğunuz için kalbinizde derin bir sevinç hissediyorsunuz. Gündüzleri umut ederken, geceleri işler değişiyor. Gerçek şu ki geceleri korku var. Belirsiz, yüzsüz, zamansız bir korku. Nerede hedef olacağınızı bilmemek, duyacağınız son sesin ne olacağını bilmemek.
Savaş hakkında konuşmak bile artık korkutucu. İslam Cumhuriyeti cezalandırıyor, Amerika ve İsrail bombalıyor.
Herkes son anının ne zaman olacağını bilmeden yaşıyor. Birkaç gün önce markete gittim, biraz alışveriş yaptım ve çıktım. Sokağın sonuna vardığımda market bombalanmıştı. İçeride onlarca insan öldü ve çok daha fazlası yaralandı. Ölümden kıl payı kurtulduğumu sandım. İnsanları dışarı çıkarmaya çalışırken yakınımıza başka bir bomba düştü. Yabancı basın altında tüneller olduğunu söyledi, rejim bunu reddetti. Hangisinin doğru olduğunu bilmiyorum, ama bildiğim şey insanların öldüğü ve benim hayatta kaldığım. Her gün bir bombayla uyanıp yatmak tarif edemeyeceğim bir şey. Başka bir ülkedeki insanların yeni bir hayat kurmak için kullanabileceği parayı, sadece birkaç saatliğine internete bağlanabilmek için ödüyorum. En temel hak olan iletişim bile bir ayrıcalık hâline geldi.
5- Sosyal medya protestolar ve kadınların sesini duyurması açısından ne kadar etkili oldu? Aynı zamanda riskleri var mı? Ya da buna yönelik engeller var mı?
Sosyal medya, kadınların daha rahat örgütlendiği bir alan. Kadınlar bir mesajla binlerce kadına ulaşıyor ama aynı zamanda yüzlerce ajana da ulaşıyor. Yabancı gazeteciymiş gibi kadınlara yazan ve onların tutuklanmasına neden olan ajanlar var. Rejim, sosyal medya hesaplarından insanların gerçek kimliğine ve adreslerine ulaşıyor; birçok kişi sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle rejim karşıtı olmakla suçlanıp tutuklanıyor. İnternetin olmaması ve birçok sosyal medyanın engelli olması başlıca sorunlardan.
6- Zorunlu kıyafet kuralları ve devlet baskısı kadınların eğitim, iş veya sosyal hayatını bugün nasıl etkiliyor? Değişen durumlar var mı?
Savaş hâli nedeniyle eskisi kadar bir baskı olduğunu söyleyemem. Rejimin resmi kanalları bile bazen propaganda amacıyla başörtüsü olmayan kadınların görüntülerini paylaşıyor. Yıllardır öldürdükleri kesimleri sanki hiçbir şey olmamış gibi ekranlara çıkartıyorlar.
Sokaklarda eskisi gibi baskı olmasa da örtünme kanunu hâlâ işliyor. Resmi kurumlarda örtünün kanundaki gibi olması gerekiyor hâlâ.
7- Dış dünyadan (medya, diğer ülkeler, uluslararası toplum) İranlı-Rojhilatlı kadınların mücadelesi nasıl görünüyor sizce ve nasıl destekleniyor, sizce yeterli mi?
İran’da şu an neredeyse hiç yabancı televizyon kanalı yayın yapmıyor. Rejim yanlısı televizyon kanalı dışında televizyon kanalları yok. İnternete erişim ise çok pahalı ve sınırlı. Bu yüzden sadece kısıtlı olarak bilgimiz var. Gördüğümüz kadarıyla kimse halklardan ve onların isteklerinden bahsetmiyor, herkes üç suçlu arasındaki savaşı konuşuyor. ABD-İsrail’in rejimi devirip ülkeyi kontrol altında tutmak istediğinden konuşuyor. Rejimin ise buna karşı direndiğinden. Biz ne mollaları ne de işgalcileri istiyoruz. Halkların mücadelesinin bile görülmediği yerde kadınların da görünür olması mümkün değil.
Savaş olmadan önce bile kadınların mücadelesi ve istekleri görünmüyordu. Kadınların yıllardır yürüttüğü eylemler bir katliama dönüşmediği sürece yabancı ülkelerde görünmüyordu, hâlâ öyle. Savaş üzerinden yaşanan bir maç var. Rejim şu kadar füze fırlattı, ABD-İsrail şu kadar yetkili öldürdü. Biz kadınlar, İranlılar yokuz bu maçta. Savaşın görünmeyenleriyiz.
8- Bugün İran’da bir kadın için “cesaret” ne anlama geliyor ve geleceğe baktığında kadınların yaşamında en çok hangi değişimin gerçekleşmesini umut ediyorsun?
Kadın için cesaret, kadın olmasıdır. Kendi özgürlüğü için mücadele etmesi; mücadele derken büyük eylemler, hareketler söylemiyorum. En basitinde “Bu örtüyü takmıyorum ve yanımda da taşımıyorum.” demek cesarettir. Ailenin de rejimin de rolünü kabul etmiyorum demek cesarettir. Cesaret, kadın olmaktır.
İranlı kadınlar için istediğim en büyük değişim, hem mollalardan hem de işgalcilerden kurtulmaktır. Kadınların özgür olması, kendi haklarında kendilerinin karar vermesidir. Kadınların özgürlüğü ile geleceklerini kurmalarıdır. Kadın olduğumuz için öldürülmediğimiz bir İran umut ediyorum.

