Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Hakikat, Adalet ve Yüzleşme Neden Müzakerelerin Bir Parçası Olmalıdır?

Sebahat Tuncel Sebahat Tuncel
6 Eylül 2026
Yazı
0
Hakikat, Adalet ve Yüzleşme Neden Müzakerelerin Bir Parçası Olmalıdır?
0
SHARES
20
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Yüzleşme, bugünün insanlarını dedelerinin ya da babalarının yaptıklarından dolayı suçlamak değildir. Yüzleşme, “Ben yapmadım.” diyerek geçmişi kapatmak yerine, “Benim içinde yaşadığım siyasal düzen bu geçmişle nasıl ilişki kuruyor?” sorusunu sorabilmektir

Barış silahların susması ve savaşın ortaya çıkarttığı tüm sonuçların ortadan kalkması ve eşit, özgür ve demokratik bir yaşamın inşasını da gerekli kılar. Barış aynı zamanda bir iyileşme sürecidir. Bu iyileşmenin olabilmesi için de çatışmanın siyasal, sosyal ve ekonomik taraflarının yaşadığı gerçekliği tüm yönleriyle açığa çıkarılması, yüzleşilmesi ve adil bir çözüme kavuşturulması önemlidir.

Hakikat, adalet ve yüzleşmenin tüm çatışma çözüm deneyimlerinde müzakerelerin temel gündemlerinden birisi olmasının nedeni de adil ve kalıcı bir barış inşası ihtiyacıdır. Toplumların kendi geçmişiyle kurduğu ilişki, geleceğin de nasıl olacağını belirleyen bir yol haritası sunar.

Türkiye’de yürütülen Barış ve Demokratik Toplum sürecinde de bu konu, her ne kadar güncelde çıkan kök/çerçeve yasanın içinde yer almasa da önümüzdeki süreçlerde en çok tartışacağımız konulardan biri olacağı kesindir. Müzakerelere geçiş yasası olarak tanımlayacağımız 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un genel gerekçesinde, sürecin ileriki aşamalarında TBMM’deki komisyonun hazırladığı rapor doğrultusunda gerekli hukuki adımların atılacağına dair belirlemesi, esasta mevcut yasanın sorunu bir bütün çözen değil, silahsızlanma ile birlikte demokratik adımların atılması gerekliliğinin de altını çizmektedir.

Savaş ve çatışmaların son bulması için yürütülen tüm müzakere süreçlerinde devletlerin işlediği suçlar, toplumsal kırılmalar, kitlesel şiddet, inkâr, imha ve asimilasyon politikaları ve cezasızlık karşısında aldığı tutum, sürecin sağlıklı işleyip işlemediğini ve sonuca ulaşmadaki rolünü çok net açığa koymaktadır. Geçmişin hakikati ve objektif değerlendirilmesi, bugünün demokrasisinin sınırlarını ve geleceğin ve barışının nasıl olacağını belirlemesi açısından gündeme almayı zorunlu kılmaktadır.

Türkiye’de yürütülen sürecin ileriki aşamalarında mutlaka bu konu temel bir gündem olacaktır, olmalıdır. Türkiye’de hakikat, adalet, yüzleşme dediğimizde elbette ki sadece Kürt sorunu akla gelmemektedir. Türkiye’de yaşayan tüm halk ve inançların, kültürlerin, Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin ve kadınların yaşadıkları gerçeklikler, devlet politikasının yarattığı sonuçlar, devletin yaklaşımı ve kimlik, inanç ve kültürlerin rolü ve baskı ve şiddet politikalarından nasıl etkilendikleri, buna karşı nasıl bir duruş içinde olduklarını da konuşmak gerekecektir. Her halkın, her inancın, kültürün yaşadığı tarihsel deneyimler aynı değildir. Farklı deneyimler olmasına rağmen devletin homojenleştirici politikaları, inkâr, asimilasyon, güvenlikçi siyaset, patriyarkal tahakküm ve cezasızlık gibi ortak tek tipleştirme ve baskı altına alma politikasının bir sonucu olduğu görülecektir. Devletin bu politikası halklar, inançlar arasına duvarlar örmüştür. Barış süreçleri bu duvarların yıkılmasını ve toplumların birbirine yeniden bakmasını sağlar ve yaraları iyileştirirse yeni ve ortak bir gelecek inşa etme imkânı da mümkün olacaktır.

Toplumsal hafızanın nasıl oluştuğu önemlidir. Gerçeklikten kopuk, kendi toplumsal gerçekliğinden kopuk bir hafıza pozitif değil, negatif bir rol oynar. O nedenle hakikat sadece devletle ilgili değil, toplumun kendisiyle ilgili bir konudur. Hatırlamak da unutmamak da sadece duygularla da alakalı değildir, aynı zamanda politiktir. Bu politik hafızanın pozitif bir rol oynaması, doğru bir politika ve bu politikanın pratikleşeceği yol ve yöntemlerle mümkündür. Geçmişin hakikati ile yüzleşmeden ortak bir gelecek kurmak zor olacaktır. Bu aynı zamanda iyileştirici bir süreçtir.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten bugüne birçok halka, kültüre, inanca yönelik çok ciddi baskı ve şiddet politikaları uygulanmıştır. Ancak bu politikalar devlet tarafından bir kahramanlık öyküsü olarak tarih kitaplarında yer almıştır. Şiddet politikalarının mağdurları ise yaşadıkları gerçeklikleri dengbejlerden, anılardan, ağıtların ve kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü tarihin içinde süzülerek günümüze kadar kendini sürdüren bir direniş damarından öğrenmeye çalışırız. Kadınların yazılı olmayan tarihi bunun için çok çarpıcıdır. Erkek egemen kapitalist sistem kadınların tarihini görünmez kılmış, yalanlarla gerçeği gizlemeye çalışmıştır. Eğer biz bugün kadın hakikatinin aslında anlatılandan farklı bir hakikate sahip olduğunu öğrendiysek bu, kendisini tarihten günümüze taşıyan o direniş damarın sayesindedir.

Bu direniş geleneğinin bir başka örneğini Alevi toplumu için de verilebilir. Dersim’de yaşananlara da bu perspektiften baktığımızda devletin anlattığı hakikat ile halkların direniş damarlarından süzülerek gelen hakikatin birbirinden taban tabana zıt olduğunu görürüz. Devlet, Dersim’de 1937-1938’de yaşananları isyanın bastırılması olarak kayıtlara geçmiştir. Oysa gerçeklik daha farklıdır. 25 Aralık 1935 tarihli 2884 sayılı Tunceli Kanunu ile başlayan özel yönetim rejimi, bölgenin idari ve toplumsal yapısını dönüştürmeyi hedeflemiş ve bunun için tersine bir operasyon yapmıştır. 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla harekât yeni bir aşamaya evriltilmiştir. Dersim’in nüfus yapısı, yerel otoriteleri ve toplumsal örgütlenmeleri üzerinde ağır bir devlet şiddeti uygulanmış; öldürmeler, sürgünler ve zorunlu iskân politikaları Dersimlilerin, Alevilerin toplumsal hafızada çok büyük yaralar bıraktırmıştır. Sadece Dersim değil; Maraş, Çorum, Malatya, Sivas, Gazi Katliamı da hâlâ aydınlatılmamış, yüzleşilmemiş bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. Sadece Kürtler, kadınlar ve Aleviler açısından değil; 1915 Ermeni Soykırımı ve o süreçte Müslüman olmayan diğer halkların yaşadıkları katliamlar, 6-7 Eylül’de Rumlara yönelik geliştirilen katliam girişimi, Roboski Katliamı ve daha pek çok gerçeklikle yüzleşmek ve toplumun beklediği adil bir düzenin sağlanması, yaraların iyileşmesi ve ortak bir gelecek kurmak açısından son derece önemli bir yerde durmaktadır.

Yüzleşme, bugünün insanlarını dedelerinin ya da babalarının yaptıklarından dolayı suçlamak değildir. Yüzleşme, “Ben yapmadım.” diyerek geçmişi kapatmak yerine, “Benim içinde yaşadığım siyasal düzen bu geçmişle nasıl ilişki kuruyor?” sorusunu sorabilmektir.

Bu nedenle Kürt meselesinde de, Alevi meselesinde de, Ermenilerden Süryanilere, kadınlara yönelik tarihsel ve güncel şiddette de asıl mesele yalnızca tek tek failleri bulmak değildir. Şiddeti mümkün kılan kurumların, yasaların, söylemlerin ve toplumsal kabullerin sorgulanmasıdır.

Çünkü cezasızlık yalnızca bir hukuk sorunu değildir; bir siyasal kültür olarak varlığını sürdürmesidir. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt sorununun büyük ölçüde bir “asayiş” ve “güvenlik” sorunu olarak ele alınması, meselenin siyasal ve toplumsal boyutlarının yok sayılmasına yol açmıştır. Şeyh Said İsyanı’ndan Dersim’e, 1980’lerden 1990’lı yıllara ve günümüze kadar farklı dönemlerde uygulanan politikalar farklılık gösterse de esasta Kürt varlığının inkârı, imha ve asimilasyon politikası tarihsel süreklilik göstermektedir. Kürt halkı da bu politikalara karşı direnmiş, bir direniş kültürü yaratmıştır. O nedenle oluşan hafızanın ikili karakteri vardır.

Bir yandan devletin uyguladığı baskı, şiddet ve asimilasyon politikalarının yarattığı travma, acı ve yaralar; diğer taraftan mücadele, direniş. Yakın tarihsel dönem olarak 1990’lı yıllar, köy boşaltmaları, zorunlu göç, faili meçhul cinayetler ve kayıplar yalnızca bireylerin hayatını değiştirmedi; bir bütün Kürt halkında kolektif bir “acı” hafızası yarattı. Hedef alınanın birey olmadığı, Kürtlük olduğu bilgisi aynı zamanda Kürt dili, kimliği ve kültürü etrafında örgütlenerek, direnerek bu kimliksizleştirme, yok etme ve asimile etme politikasına karşı bir duruşa, mücadeleye dönüştü.

Burada Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın mücadelesi önemli bir tarihsel anlam taşır. Çünkü kayıp yakınları, devletin “yok” saydığı kişileri hafızada yeniden var ettiler. Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın mücadelesi, devletin hafızasızlaştırma siyasetine verilen en anlamlı cevap olmuştur. Unutmamanın, unutturmamanın siyasal düzlemde sağaltıcı bir yönü olduğu da ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak hakikat, adalet ve yüzleşme müzakere süreçlerinin temel gündemlerinden olmak zorundadır. Dünyadaki çatışma çözümlerine baktığımızda yeni bir başlangıç için bu, kritik önemde bir konudur. Örneğin Güney Afrika’da 1994’te apartheid rejiminin sona ermesinin ardından kurulan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, geçiş dönemi adaletinin en önemli örneklerinden biri oldu.

Komisyonda insan hakları ihlalleri, mağdurların tanıklıkları, tazmin ve rehabilitasyon ile af meselesi ayrı mekanizmalar içinde ele alındı. Hakikatin devletin sırrı olmaktan çıkartılıp kamusal alana taşınması, yeni bir başlangıç açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur.

Arjantin’de 1976 askerî darbesi sonrasında yaşanan zorla kaybetmeler ve devlet terörü karşısında kurulan CONADEP’in hazırladığı Nunca Más raporu, sistematik kaybetme, işkence ve gizli gözaltı merkezlerinin belgelenmesinde tarihsel bir rol oynamıştır.

Şili’de ise Patricio Aylwin döneminde 1990’da kurulan Ulusal Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, 1973-1990 dönemindeki ağır insan hakları ihlallerini araştırdı. 1991’de sunulan rapor, mağdurların belirlenmesi, olayların belgelenmesi ve tazmin mekanizmalarının geliştirilmesi açısından önemli bir adım oldu.

Kolombiya’da 2016’da imzalanan barış anlaşmasının ardından kurulan geçiş dönemi adaleti sistemi içinde Hakikat, Birlikte Yaşama ve Tekrar Etmeme Komisyonu önemli bir rol üstlendi. Komisyonun amacı yalnızca ihlalleri ortaya çıkarmak değil, çatışmanın karmaşıklığını topluma anlatmak, mağdurların tanınmasını sağlamak ve bireysel ve kolektif sorumlulukların kabul edilmesine katkıda bulunmaktı. Kolombiya deneyiminde hakikatin tek bir merkezden değil, yerelde Yerli halkların, Afro-Kolombiyalıların ve kadınların deneyimlerini, kadınların ve etnik toplulukların yaşadığı şiddeti görünür kılması açısından da önemli bir deneyim olarak önümüzde durmaktadır.

Biz biliyoruz ki hakikat olmadan adalet sağlanamaz. Adalet sağlanmadan da gerçek bir yüzleşme olmaz. Yüzleşme olmadan da barış kalıcılaşmaz, her an bozulabilecek kırılgan bir hâl alır. Geçmişi değiştiremeyiz; fakat geçmişle ilişkimizi değiştirebiliriz. Geçmişe barış ve kadın perspektifi ile yeniden bakmayı denemek, yüzleşme için önemli bir başlangıç olabilir. Bugün Türkiye’de yapılması gereken de 7595 sayılı yasayı başlangıç sayarak sürecin kalıcılaşması için hakikat, adalet ve yüzleşme başta olmak üzere barış için gerekli olan tüm mekanizmaların kurulmasını ve gerekli tüm yasal, anayasal adımların atılmasını sağlamaktır. Hepimizin barışa ihtiyacı var. Ve barış için geçmiş ile yüzleşmek, benzer acıların bir daha yaşanmaması için tedbirler almak ve yeni bir toplumsal sözleşme yapmaktır. Geçmişle yüzleşebilmenin koşulu da sorunun adını koymak ve nedenlerini ortadan kaldıracak siyasi ve hukuki tedbirleri almaktır.

Etiketler: adaletBarışHakikatKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiKürt kadınlarMüzakereSavaşSayı 184yüzleşme
Önceki İçerik

Yas Evimizde: Kürdistan’da Kayıp, Hafıza ve Kolektif Ruhsallık

Sonraki İçerik

Barış’ı Konuşurken Kürt Mevsimlik Tarım İşçilerine Yönelik Saldırılar Bize Ne Söylüyor?

Sonraki İçerik
 ‘Genç Yaşımda Hareketle Tanıştım’

 ‘Genç Yaşımda Hareketle Tanıştım’

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.