Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Kökün İhtimalleri İmkânları ve Yürüyüşün Yeni Rotası

Ruşen Seydaoğlu Ruşen Seydaoğlu
16 Ağustos 2026
Yazı
0
Kökün İhtimalleri İmkânları ve Yürüyüşün Yeni Rotası
0
SHARES
96
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Gerillada, sürgünde, cezaevinde ve ülkede farklı yöntemlerle kadın özgürlüğü için mücadele edenlerin istedikleri zihinsel ve pratik dünyanın artık birlikte nasıl yaratılabileceğine, bilindik ismiyle demokratik siyasete katılımın formüllerini bu öznelerin dahil olacağı yöntemlerle kurmak gerektiğine işaret ediyor. Yani barışı ve demokratik toplumu odağına alanlar, sadece geri dönmeyi değil nereye, nasıl bir yaşama dönüleceğini de bu sürecin çözmesi gereken bir sorun olarak tanımlıyor

Kelimelerin diller arası, haliyle halklar arası ilişkinin yaratılmasında azımsanmayacak bir yeri var. Çoğu zaman onlara sahiden baktığımızda duyguları, beklentileri birbirine emanet ederek ilerleyen hikayelerle dolu olduklarını fark edebiliyoruz.

Kök kelimesi de bu hikâyeden bağımsız değil. Henüz aileye-soya içkin kullanılmıyorken; iyileştirmek için bitkilerin toprak altındaki kısımlarıyla yapılan bir büyü anlamına geliyor, root. Yani hem bitkilerin köklerini hem de büyünün adını işaret ediyor. Üstelik etimolojik çalışmalarda da 1935 gibi çok uzak olmayan bir tarihe kadar bile baskın anlamının, kullanımının bu olduğunu gösteren, söyleyen halklar olduğuyla karşılaşıyoruz. Tarihte şifa ve büyünün çoğu zaman birbiri yerine geçen kullanımını düşündüğümüzde hikâye bugün açısından da ilgi çekici bir hal alıyor. Yeter ki kelimeleri egemenlerin nasıl kullandıklarına değil halkların nasıl kullandıklarına yüzümüzü dönebilelim.

Kök yasa ifadesinin de yasa kısmına odaklanıldığında ve salt hukuki bir düzenleme olarak nitelendirildiğinde; işi belli bir kesime-parlamentoya ya da hukukçulara- havale ederek bekleme haline geçme, ufkumuzu daraltma, içinden çıktığı tarihe parçalı, kısıtlı bir yaklaşım oluşturma riski barındırdığını söyleyebiliriz. Bir anlamda risk, bu yasanın aslında mücadelenin kazanımıyla ortaya çıktığını anlamak, bununla şimdi ne yapacağız üzerine düşünmek, onu mücadelenin hedeflerini hayata geçirmenin aracı olarak görmek yerine kapitalist ve erkek egemen sistemin kazan-kaybet karşıtlığına sıkıştırılmasıyla açığa çıkıyor.  

Halbuki kök yasanın hikâyesi bir grup idealist Kürt gencin Çubuk Barajı’nda lanetlenmiş bir halkın şifalanması için yaptığı büyünün 53 yıl sonra tutmasına, aynı zamanda dünyada ve kendi yaşadıkları coğrafyadaki ezilen halkların yaşadığı deneyimlere sahip çıkmalarına dayanıyor. İnkâr ve yok etme politikaları karşısında büyü tutsun diye 53 yılda Kürt özgürlük hareketiyle, Kürt kadın hareketiyle bütünleşmiş Kürt halkının, Kürt kadınların hangi cenderelerden geçirildiğini ama bunun karşısında nasıl da görkemli bir direniş verdiğini biliyoruz, bütün dünya biliyor.  Ama bildiğimiz, olan biteni anlamlandırmamızı, geleceği nasıl inşa edeceğimize dair dinamizmi sağlamıyorsa düğüme dönüşebiliyor. Yani ortada bir düğüm varsa da bu düğüm, öznelerin bundan sonra neler yapabilecekleriyle ilgili.

Özgürlük hareketi etrafında kenetlenen Kürt kadınlar olarak; tarihsel toplumların, kelimelere de emanet ettiği ortak tarihle, ortak kültürle, özgürlük ve demokrasi bilinciyle buluşabileceği bir vizyona ihtiyacımız var. Çünkü yasa içinde egemenlerin literatürünün ağırlığı hissedilse de Kürt halkının yüzlerce yıllık inkârı kırdığı, statüye yaklaştığı, diğer isyanların aksine bu kez yenilginin değil varlığının tanındığı gerçekliğini de barındırıyor. Elbette yetmez. Kürt halkının diliyle, kültürüyle, tarihiyle yarattığı varoluş birkaç maddelik yasayla ne tanımlanabilir ne de yıkımın yarattıkları onarılabilir.

Ancak varoluşumuzun statü kazanmasını sağlayacak yeni yürüyüşün rotasını belirlerken alan açabilir. Sadece hukuki düzenlemeler olarak sunulan ama sanıldığından daha fazla toplumsal etki ve dönüşüm yaratabilecek başka düzenlemeler için baskı oluşturabilir. Yasalar silsilesi ve bu kapsamda oluşturulacak politikalarla toplum, coğrafyanın en ücra köşesindekileri en genel yönetimlere yansıyacak iradeye dönüştürebilir. Kürt’ün yoksulluğu, eğitime erişememesi, sağlık bilgisinden koparılması sadece Kürt’ün değil herkesin sorumluluğu haline getirilebilir. Kadınlar dövülmez, sövülmez, ezilmez, sömürülmez diyemiyorum ama bunlar olmasın diye mücadele ederken yeniden aynı saldırılara maruz kalması engellenebilir. Kürt kendisinden alınanlar için bu kez engellere takılmadan örgütlenebilir. Bunu yaptığında suçla damgalanmadığı demokratik bir yaşam sistemi kurabilir.

Boyutlu, hacimli, sistemli bir mücadele demek bu, dünden yarına çözülecek sorunlar da değil.  Kendimizi yenilememizi, dönüştürmemizi, içe kapanan, daralan yanlarımızla yüzleşmeyi gerektiriyor. 50 yıldır bekleyen toplumun beklentilerinin hızlıca karşılanmasını istemesi son derece anlaşılırken bu beklentilere yanıt olabilecek ya da beklenen kadar hızlı ilerlememe ihtimalini de doğru bilgiyle, pratikle anlatabilecek donanımı gerektiriyor. Çünkü müzakerenin kimlerle yürütüldüğü, bu kesimlerin zihniyet yapılanmaları, ülkedeki bütün ezilen kesimler ama en çok da Kürtler açısından bilinen bir gerçek. Öyleyse kendisini, karşısındakini ve yanındakileri demokratikleştirmek, en azından demokrasiye duyarlı hale getirmek bu kökten neler çıkarılabileceğinin de kilit noktası.

Tam da bu sebeplerle Özgür Kadın Hareketi, kadın özgürlükçü perspektifi ve örgütlülüğüyle bu ilk adımdan sonra yürüyüşün nasıl devam edeceğinin, statünün ne anlama geleceğinin en yakın muhatabı ve sorumlusu haline geliyor. Demokrasi ve özgürlük bilinciyle en geniş toplumsal uzlaşıyı yakalayabileceklerin başında yer alıyor. Bu iddia, geçmiş mücadele deneyimleri kadar bundan sonrasını okuma biçimiyle de doğrudan ilgili.

Örneğin; dönecek olanları da Kürt toplumunu da hem birbirleriyle hem de kendi içlerinde bir bütün olarak ifade ediyor ama bu bütün aynı zamanda kadın olmanın özgünlüklerini de görerek ele alınıyor. Gerillada, sürgünde, cezaevinde ve ülkede farklı yöntemlerle kadın özgürlüğü için mücadele edenlerin istedikleri zihinsel ve pratik dünyanın artık birlikte nasıl yaratılabileceğine, bilindik ismiyle demokratik siyasete katılımın formüllerini bu öznelerin dahil olacağı yöntemlerle kurmak gerektiğine işaret ediyor. Yani barışı ve demokratik toplumu odağına alanlar, sadece geri dönmeyi değil nereye, nasıl bir yaşama dönüleceğini de bu sürecin çözmesi gereken bir sorun olarak tanımlıyor. Buna yasanın lafzının yetmediğini biliyor. Bütünleşmenin, dönecekler açısından da kalanlar açısından da duygulardaki, düşüncelerdeki, bambaşka yaşam deneyimlerindeki özgünlükleri görerek, belki de yeniden tanışarak ve yürüyüşün yeni rotasını birlikte oluşturarak sağlanabileceğini savunuyor.

Yine masada, izleme kurullarında, sürecin devamında oluşturulması muhtemel komisyonlarda doğrudan yer almak bu sorunun diğer bir çözüm yöntemi olarak görülüyor. Nitekim bugün hâlâ hiçbir politik zemin, kadınlar doğrudan yer almadığında, savaşta kadınların aslında ne yaşadığı ya da kadınlar bir daha bunları yaşamasın savunusunu kendiliğinden bir “devlet” meselesi haline getirmiyor. Muhataplardaki erkek egemen zihniyet düşünüldüğünde yasada adı geçen mekanizmaların kadınlara zımnen kapatılma ihtimali de oldukça yüksek. Öyleyse bir yandan bu mekanizmalara giriş, kota vb. uygulamaların işletilmesi için baskı diğer yandan kadınların süreçle bağını güçlendirecek alternatif bağımsız-özerk mekanizmalar, çalışmalar, örgütlenmeler oluşturmamız gerekiyor.

Sadece Kürdistan coğrafyasıyla sınırlı kalmayan, sadece benzer düşünceler taşıyanların yan yana gelmediği kapsayıcı, demokratik işleyişle yürüyen mekanizmalar burada önemli bir yer tutuyor. Çünkü halkların birbirleriyle karşıtlaştırıldığı, düşmanlaştırıldığı, hangi kadının yasının tutulabilir olduğunun bile bu zihniyetle belirlendiği zeminde barış ya da demokratik topluma olan inancın büyümesi, Türkiye’nin de dönüşümüne ve bu sürece katılımına dayanıyor.

Kürdistan toplumunun ise artık salt duygusal motivasyonlarla değil son derece politik tutumlarla konumlandığının farkına varmak gerekiyor. Yürütülen 50 yıllık mücadele, bir tek saldıranlar karşısında örgütlü güç oluşturmadı. Aynı zamanda kendi mücadelesi içinde demokrasi bilincini, kadın özgürlüğünün savunusunu ve eşitlik talebini yükseltti. Bu gelişim Kürt toplumunun içinde olduğu harekete de eleştirel yaklaşmasını sağladı, hareketini doğru olanda, güzel olanda tutmaya çabaladı. İçinden geçtiğimiz süreçte de demokratik toplum inşasının nasıl olması gerektiğine dair en güç yol tabelaları böyle oluştu, oluşmaya devam ediyor.

Ancak şu açık; Kürt halkı köklerinden gelen birlikte yaşam arzusu ile yola devam edebildi, kendi köklerine tutunduğu oranda hayatta kaldı, köklerini başkalarına teslim ettiğinde, köklerini bağlı olduğu diğer köklerden koparmaya çalıştığında ise yok olmaya yüz tuttu. Bin kilometrelik yürüyüşü de ancak bu köklere tutunarak o kökleri güçlendirmek için emek vererek tamamlayabileceğiz. Adına ben büyü derim, köklerin buluşması, kendinden başka kökler doğurması derim, siz komün dersiniz, başkası yoldaşlar zemini ya da halkların kolektifi, öbürü Jinwar; kimimiz ekmek için, su kanalı için, sokağını temizlemek için, bir araya gelir. Kürtçe novellaların, şiirlerin de yazılması bu derde dahildir. Ama ancak “emek verdiğimiz şeyden sonsuza kadar sorumlu olabiliriz”. Seyredenler, kolektivizme gelemeyenler, kendini esas alanlar ise bu özgürlük hikâyesinin öznesi olamayacaktır.

Tüm bunlarla birlikte düşünüldüğünde yasa da bir kurtuluş manzumesi ya da tamamlanmış bir sürecin mutabakatı olarak tariflenemez. Ama Kürt halkının tarihsel mücadelesinin yarattığıdır, mücadele etmeye devam ederse de kazanacağının ispatıdır. Kürt halkının, Türkiye halklarının kurtuluşu için atılmış bir adım da sayılabilir. Emek verildiği takdirde başka yasaları, anayasaları oluşturabilir. Bu yasalar aracılığıyla savunduğumuz biçimiyle demokratik toplumu oluşturacak politikaları da hayata geçirebiliriz. Birbirini nefretle ananlar, birbirinin hikayesinde olduğunu görebilir. Ama eğer kendini örgütlemiş, tarihten dersler çıkararak emek vermekten, kadın emeğine güvenmekten vazgeçmemiş bir halk varsa. Bu halk hücrelerine kadar birbirini görmüşse ve kendini örgütlemişse…

Etiketler: BarışÇerçeve YasaKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiMeclisMüzakereSavaşSayı 181Yasa
Önceki İçerik

Süreç Nereden Nereye Geldi?

Sonraki İçerik

Aidōs’tan Locke’a İnsanı Yurt Kılan Tanınma ve Aidiyet

Sonraki İçerik
Değişim Sürecinin Yolcuları

Değişim Sürecinin Yolcuları

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.