Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Süreç Nereden Nereye Geldi?

Yüksel Mutlu Yüksel Mutlu
16 Ağustos 2026
Yazı
0
Süreç Nereden Nereye Geldi?
0
SHARES
18
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Demokrasi sadece hukuki düzenlemelerle gerçekleşmez, zihniyet dönüşümü de gereklidir. Farklılıklar kendilerini iyi hissederse, ayrımcılığa uğramazlarsa o vakit siyasal alan içerisinde kendilerini özgürce ifade edebilirler. Çünkü kalıcı barışın sağlanması sadece silahların susması değil, toplumsal kesimlerin, yapıların ortak eşit yurttaşlık temelinde özgürce yaşam sürmesidir

Kürtler için sürecin nereden nereye geldiğini yazmak bu köşeye sığmayacak kadar geniş, oldukça uzun ancak kısaca şöyle söylenebilir; yaşanan acılar, boşaltılan köyler, faili meçhuller, yakılan, yıkılan köyler, anaların tarifsiz acıları, kefensiz yerde yatanların coğrafyası desek eksik olmaz. Kürtlüğün yok olduğu zamanlardan varlığa giden yol olarak tariflemek mümkün…

Yaklaşık 27 Şubat 2025 tarihinden beri neredeyse iki yıldır Sayın Öcalan, devlet, iktidar ve DEM Parti İmralı heyeti arasında sürdürülen diyalog, müzakere süreci zaman zaman, inişli çıkışlı olmakla birlikte, Sayın Öcalan’a yönelik tecrit uygulaması dâhil birtakım krizler yaşandı. Toplum kısmen kaygıyla, temkinlilikle süreci bekledi, izledi; kısaca bir yandan umut ederek, bir yandan da devlete inanmayarak, kimi zaman herkesin umutsuzluğa düştüğü, acaba öncekiler gibi akamete mi uğrar, dediğimiz zamanlar olmadı değil.

Nihayet 2 Ağustos 2026 tarihinde DEM Parti İmralı heyeti aracılığıyla kamuoyuna Sayın Öcalan’ın bir mesajı düştü, o da “Bin kilometrelik bir yol bir adımla başlar” cümlesiydi. Bu cümle aslında güncel siyasete büyük görevler yüklüyordu, bunu demokratikleşme sürecinin başlangıcı olarak görmesi, aynı zamanda herkese, tüm halklara, inançlara, kadınlara görevler yüklüyordu. Meselenin sadece TBMM ve siyasal partilere bırakılacak bir şey olmadığını ifade ediyordu. Herkesin sorumluluk yüklenmesi gerektiğini, sendikasından kadın örgütlerine, feministler, sosyalistler, Aleviler, bu ülkede tekçilikten mutsuz olmuş tüm kesimlere bir ortak siyasal irade çağrısı yapıyor. Çağrının en önemli kısmı budur.

Sayın Öcalan bunun başlangıç olduğunu, ilk adıma ne kadar güçlü sahip çıkılırsa o kadar hızlı sonuç alınabileceğini öngörüyor kanımca, yani bundan sonrası bizlere düşüyor.

Atılan bu adım elbette muhalefet edenler için eksikleri olan bir çerçeve yasa ancak yüzyıllık Kürt meselesinin bir kerede çözülmesini beklemek de çok iyimser olur. Silahların susması elbette önemli, kimsenin hayatını kaybetmemesi önemli, gözaltı, tutuklama olmaması önemli.

Bugüne kadar yapılmayan yapıldı, ilk defa birçok partinin TBMM bünyesinde Kürt sorununun çözülmesi için mutabakat sağlaması çok önemliydi. Bu tartışmaların, konuşmaların ilk defa TBMM çatısı altında bir metne dökülmesi, partilerin buna imza vermesi toplumda daha güçlü bir inanç yaratacak, tabii peşinden gelecek somut veriler süreci daha da hızlandıracaktır. Çerçeve yasa büyük çoğunlukla Meclis oylamasından geçti, 88 ret oyuna karşı 467 kabul oyuyla oldukça yüksek bir sayıyla kabul edildi. Bu çok önemli bir eşikti…

Ancak hâlâ bir kısım yazılı ve görsel medyada savaş ve çatışmacı bir dil kullanılıyor. Bunların değişmesi gerekiyor. Çatışmadan beslenen kesimler var, çatışma dilinden beslenen milliyetçi, militarist, cinsiyetçi kesimleri topluma anlatmak lazım. Tüm toplumsal kesimlerin bu konuda görev alması gerekir. Silah bırakmanın hukuksal zemini oluşunca, somut gelişmeler olunca daha pozitif, toplumun da içinde olacağı bir süreç olacaktır.

10 Ağustos 2026’da yalnızca bir yasa kabul edilmedi, yeni bir toplum tahayyülü tartışmaya açıldı. Ama kadınların sesi yoktu, katılımı, düşüncesi sürece yansımadı, öncelikle kadınların da kararlarda söz sahibi olması gerekir. Kadınlar bu sürecin merkezinde olmalılar, oluşacak komisyonların içinde ve karar mekanizmalarında yer almalılar, bu sebeple kadınların barış görüşmelerinde yer almadığı bir barış gerçek bir barış olamaz.

Demokrasi her kesimin kendini iyi hissettiği, geleceğinden korkmadığı, düşünce ifade özgürlüğünün olduğu, demokratik siyaset kanallarının açık olduğu, eşitlik ilkesinin hayat bulduğu bir gerçektir. Aynı zamanda bir siyasal düşünce biçimidir. Kalıcılaşması için eşit yurttaşlık gereklidir, bu da ortak bir coğrafyada ortak bir gelecek kurma cesaretidir.

Demokrasi sadece hukuki düzenlemelerle gerçekleşmez, zihniyet dönüşümü de gereklidir. Farklılıklar kendilerini iyi hissederse, ayrımcılığa uğramazlarsa o vakit siyasal alan içerisinde kendilerini özgürce ifade edebilirler. Çünkü kalıcı barışın sağlanması sadece silahların susması değil, toplumsal kesimlerin, yapıların ortak eşit yurttaşlık temelinde özgürce yaşam sürmesidir.

Demokratik Cumhuriyet fikri şu anda demokratik olmayan uygulamaları, yasaları değiştirip dönüştürme durumudur, topluma yeni yol açma fikridir, bunun mücadelesini verirsek topluma yeni bir yol açılabilir. Sonunda bunun imkânlarından toplumun tüm kesimleri yararlanacaktır. Bu yol uzun ve zordur, bu ilk adımı geçerek, emek vererek ilerlemek gerekiyor. Çünkü hep diyoruz, barış sadece silahların susması değil, olanakları birlikte değerlendirme sanatıdır.

Bugün yalnızca Kürt halkı değil, tüm toplum kesimleri tarihsel bir eşikten geçiyor, Türkiye, Ortadoğu bölgesel dengeler söz konusu, küresel çoklu krizlerin yaşandığı coğrafyalarda bugüne kadar yaşanan acıları, travmaları görerek, geçmişle yüzleşerek ilerlemek önemli. Bu başlangıç ne kadar güçlü kılınırsa o kadar kalıcı olacaktır. Cumhuriyetin ilk yüzyılı tüm halklar, inançlar açısından yokluk, teklik ve ulus-devlet paradigması üzerinden yürüdü. Farklılıklar inkâr, imha, soykırımlarla sınandı, insanlar baskı politikaları ve asimilasyonla mücadele etmek zorunda bırakıldı. Devletin bürokratik, tekçi yapısının bugün topluma vereceği hiçbir şeyi kalmadı.

Bu bakımdan geldiğimiz yerin imkânları var, bu imkânları bizim nasıl kullanacağımız, vereceğimiz emek ve mücadeleyle bir eşikten geçecek. Barışı toplumsallaştırmak her kesimin, mağdurların izleyeceği değil, eşitlik ve adalet temelinde bir arada kuracağı yaşamdır.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında yeni eşit bir toplumsal model kurulabilir, kalıcılaşabilir. Çerçeve yasa bunun ilkidir, sonrası için demokratik toplum yaratma, gündelik hayatı yeniden kurma arzusudur.

Bugün çatışmadan demokrasiye geçiş mümkün mü, değil mi? sorusu en kritik sorudur, bunun mümkün olduğu bellidir. TBMM’nin ve toplumun iradesi barışın kurulması için bir çağrıdır.

Etiketler: BarışBarış SüreçiBarış ve KadınlarÇerçeve YasaKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiKürt kadınlarSayı 181
Önceki İçerik

Barışı Konuşurken Kadınların Sesini Duymak!

Sonraki İçerik

Kökün İhtimalleri İmkânları ve Yürüyüşün Yeni Rotası

Sonraki İçerik
Değişim Sürecinin Yolcuları

Değişim Sürecinin Yolcuları

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.