Teknolojik gelişmeler günümüzde birçok yeniliği ve kolaylığı insan yaşamı için sunuyor. Bunun yanında teknolojik gelişmelerin, imkanların doğru kullanılmaması durumunda da tersine dönüşen bir duruma yol açıyor. Bu anlamıyla dijital medya, bir yandan kadınların sesini duyurabildiği alternatif alanlar yaratırken, diğer yandan şiddetin yeni biçimlerine zemin hazırlar
Günümüzde en çok tartışılan konulardan biri kadına yönelik şiddete basının-medyanın nasıl bir rol oynadığı, nasıl bir etkisi olduğu. Basın kadına yönelik şiddeti tetikleyen mi, yeni bir şiddet türü ile karşı karşıya bırakan mı yoksa engelleyen bir pozisyonda mı? Ya da nasıl bir basın yayın ihtiyacı var, dili, perspektifi nasıl olmalı, kimden yana tutum almalı, kimin yanında olmalı?
Öncelikle kısa bir basın tanımı vurgusu, hatırlatması yapmakta fayda var. Basın, toplumu ilgilendiren olay ve bilgileri toplayan, doğrulayan ve paylaşan, bunu yaparken toplum yararını gözeten bir çalışma alanı, bir faaliyet değerlendirilir. Bu çerçevesi ile basın günümüzde etkisi bağlamında topluma nüfuzu bağlamında birinci bir güç, algıyı oluşturan, zihniyeti etkileyen yönü ile belirleyici bir güç. Bu gücün çeperi günümüzde o kadar genişledi ki artık yalnızca bir haber, bir bilgi değil yayınlanan diziler, filmler, sanal-dijital medya gibi mecralarla toplumsal algı tamamen kontrol altına alınmak istenir.
Bu kadar yaygınlaşan mecra doğru kullanıldığında bir hakikat, toplumsal hafıza, sustuğunda-susturulduğunda ise yalan ve çarpıtma devreye girer. Yalan ve çarpıtma, hakikati tersyüz etme şiddet üreten bir alana, mecraya dönüşür. Özellikle de kadınlar açısından. Medya kadına yönelik her türlü şiddetin üretildiği bir alana dönüşür.
Şiddetin İdeolojik Üretim Alanı
Bu şiddetin nasıl üretildiğini, medyanın nasıl bir rol oynadığını ele alırken kadına yönelik şiddet ile ifadelendirilenin ne olduğuna da bakmakta fayda var. Günümüzde şu durum artık bir netliğe kavuşmuş durumda. Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel faillerin “sapma” olarak kodlanan eylemlerinden ibaret değildir. Aksine bu şiddet, tarihsel, kültürel ve ideolojik olarak inşa edilmiş bir iktidar ilişkileri ağının ürünüdür. Bu ağın en güçlü düğüm noktalarından biri ise medyadır. Medya-basın, yalnızca şiddeti “yansıtan” bir araç değil; şiddeti üreten, yeniden dolaşıma sokan, meşrulaştıran ve çoğu zaman sıradanlaştıran bir ideolojik aygıt olarak işlev görür. Haber metinleri, diziler, filmler, gündüz kuşağı programları ve dijital platformlar, eril dille, erkek egemen sistemin diliyle konuşur. Kadına yönelik şiddeti kimi zaman dramatize eder, kimi zaman magazinleştirir, kimi zaman da görünmez kılar ve bu şekilde yeniden kurar.
Toplumun Aynası mı?
Ana akım medya çoğu zaman kendisini “toplumun aynası” olarak sunar. Oysa medya, yansıtan değil; seçen, eleyen, vurgulayan ve anlamlandıran bir aygıttır. Bu seçme ve anlamlandırma süreçleri, egemen ideolojinin sınırları içinde gerçekleşir. Erkek egemen kapitalist sistemde bu ideoloji, erkekliği norm, kadınlığı ise denetlenmesi gereken bir alan olarak kurar.
Kadına yönelik şiddet haberleri bu bağlamda çoğu zaman şu kalıplar üzerinden verilir:
*Kıskançlık krizi
*Aşk cinayeti
*Namus meselesi
*Tartışma sonucu
*Boşanmak istediği için
Bu dil oldukça sakınca ve tehlikelidir. Neden? Çünkü bu dil, şiddeti failin bilinçli ve politik bir eylemi olmaktan çıkarır, duygusal patlamalara, bireysel psikolojiye ya da “ilişki sorunlarına” indirger. Böylece erkek şiddeti, sistematik bir tahakküm biçimi olarak değil, “kontrolden çıkan bir an” olarak sunulur., muğlaklaştırılır, esas zihniyet görünmez kılınır.
Kadına yönelik şiddet haberlerinde en sık karşılaşılan ideolojik sorunlardan biri, failin görünmez kılınması, buna karşılık kadının sürekli teşhir edilmesidir. Haber başlıklarında çoğu zaman özne yoktur. Örneklendirecek olursak;
*Bir kadın daha yaşamanı yitirdi
*Genç kadın evinde ölü bulundu
*Kadın cinayeti
Bu başlıklarda “kim öldürdü?” sorusu geri plana itilir. Özne yok olur. Fail, pasif dilin arkasına saklanır. Buna karşılık kadının yaşamı, ilişkileri, kıyafeti, sanal-dijital medya paylaşımları, özel hayatı didik didik edilir. Medya, adeta kadını ikinci kez yargılar. Bu teşhir edici yaklaşım, yalnızca etik bir sorun değil; ideolojik bir tercihtir aynı zamanda. Çünkü bu tercihle birlikte şiddetin yapısal nedenleri tartışma dışı bırakılır, sorumluluk bireysel ve ahlaki bir alana hapsedilir. Yine haberlerin veriliş biçimleri de oldukça dikkat çekicidir. Kadına yönelik şiddet, ya da katliamlar detaylı bir şekilde verilir. Tüm ayrıntılar ortaya konur. Bu ayrıntılandırma biçimi şiddeti önlemek bir yana faillere yöntem gösterir.
Şiddetin Romantize Edilmiş Hali: Diziler
Günümüzde televizyon dizileri ve sinema filmleri, kadına yönelik şiddetin en yoğun normalleştirildiği alanlardan biridir. Erkek karakterlerin öfke patlamaları, kıskançlıkları, denetleyici davranışları çoğu zaman “tutku”, “aşk” ya da “koruma içgüdüsü” olarak sunulur. Bağıran, takip eden, kıskanan erkek karakterler, “sevdiği için yapan” figürler haline getirilir. Bu anlatılar, özellikle genç kadınlar açısından son derece tehlikelidir. Çünkü şiddet ile sevgi arasındaki sınırlar bulanıklaştırılır. Şiddet, ilişkinin olağan bir parçası gibi kodlanır. Ancak bu fark edilmez bile. Silahların patladığı, mafya elemanlarının esas “iyi” karakterler halinde bunulduğu dizi ve filmlerde kadınlar onların gölgesinde korunması gereken, “sevgililer, eşler” olarak sunulur. Bunun dışında olan kadınlar ise, diğer kadınları çekemeyen kıskanan, entrikalar çeviren, didişen, planlar yapan kadınlar olarak sunulur. Burada şiddetin bir başka boyutu da ortaya çıkar. Biçilen roller, belirlenen karakterlerle kadının kadına yönelik şiddeti meşrulaştırılır. İyi kadın, kötü kadın karakterleri ile kadınlar karşı karşıya getirilir. Şiddetin birçok boyutu bu şekilde meşrulaştırılır, topluma sunulur.
Sorun Çözen Değil Teşhir Eden Programlar!
Medyanın kadına yönelik şiddeti yaydığı, meşrulaştırdığı alanlardın biri de gündüz kuşağı programları oluyor. Özellikle son yıllarda yaygınlaşan gündüz kuşağı programları, kadına yönelik şiddetin hem görünür kılındığı hem de en ağır biçimde istismar edildiği mecralardan biridir. Bu programlarda kadınların maruz kaldığı şiddet, çoğu zaman reyting uğruna bir hikayeye dönüştürülür. Kadınlar stüdyoya çağrılır, yaşadıkları travmalar tekrar tekrar anlattırılır, ağlamaları yakın plan çekimlerle servis edilir. Faille yüzleştirme adı altında, kadının güvenliği hiçe sayılır. Şiddet, kamusal bir tartışma konusu olmaktan çıkar, duygusal bir şova dönüşür. Bu formatlar, izleyicide gerçek bir farkındalık yaratmaktan çok, seyirlik bir “acı kültürü” üretir. Kadınların yaşadığı şiddet, toplumsal bir sorun olarak değil, bireysel dramlar dizisi olarak algılanır. Amaç kadına yönelik şiddeti teşhir etmenin, çözmenin, bilinç uyandırmanın dışında olunca bu mecra da şiddeti yeniden yeniden üreten bir alana dönüşür.
Şiddetin Yeni Alanı
Teknolojik gelişmeler günümüzde birçok yeniliği ve kolaylığı insan yaşamı için sunuyor. Bunun yanında teknolojik gelişmelerin, imkanların doğru kullanılmaması durumunda da tersine dönüşen bir duruma yol açıyor. Bu anlamıyla dijital medya, bir yandan kadınların sesini duyurabildiği alternatif alanlar yaratırken, diğer yandan şiddetin yeni biçimlerine zemin hazırlar. Dijital medyada kadına yönelik şiddet haberlerinin altına yapılan yorumlar, erkek şiddetinin en çıplak halini gözler önüne serer. “Kesin bir şey yapmıştır”, “gece o saatte orada ne işi varmış?”, “erkek de tahrik edilmiştir” gibi yorumlar medyada kurulan dilin toplumda nasıl karşılık bulduğunu gösterir. Algoritmalar ise çoğu zaman sansasyonel, şiddet içeren ve cinsiyetçi içerikleri daha görünür kılar. Böylece dijital alan, erkek şiddetinin yeni dolaşım sahasına dönüşür.
Medya-Devlet-Cezasızlık Üçlüsü
Kadına yönelik şiddetin medyada ele alınış biçimi, devlet politikalarından bağımsız değildir. Cezasızlık politikalarının hâkim olduğu bir ortamda medya da çoğu zaman bu cezasızlığı yeniden üretir. Failin “iyi hal”, “tahrik” gibi gerekçelerle aklanması, haber metinlerine sorgulanmadan taşınır. Medya, hukuki süreçleri eleştirmek yerine, çoğu zaman resmi açıklamaların taşıyıcısı olur. Bu durum, şiddetin politik boyutunun üzerini örter.
Ne Yapmalı?
Kadına yönelik şiddetin yaygınlaşmasında kullanılan dil, verme şekli, kullanılan görseller medyanın şiddeti yaygınlaştırmasında olumsuz rol oynamasına neden olurken bunun tersi de mümkün. Yani medya doğru bir yaklaşımla şiddetin önlenmesinde birincil derecede rol da oynayabilecek bir alandır. Yani kadına yönelik şiddetle mücadelede medyanın rolü tali değil, kurucudur. Bu nedenle çözüm de yalnızca “daha dikkatli haber yapmak” söylemleri ile sınırlı değildir. İhtiyaç duyulan şey, ideolojik bir kopuştur. Fail odaklı, erkek egemen zihniyeti teşhir eden, kadını nesneleştirmeyen, şiddeti dramatize etmeyen, meşrulaştırmayan, faillere yöntem göstermeyen bir medya dili mümkündür. Ancak bu dil, mevcut iktidar ilişkileriyle çatışmayı göze alan bir kadın odaklı-özgürlükçü medya perspektifiyle kurulabilir. Dolayısı ile medya ya şiddetin ortağıdır ya da mücadelenin parçası. Arada bir yerde durma ihtimali yoktur.
Bunun için özgür basın geleneği içinde yer alan ve kadın odaklı haberciliği esas alan mecralar, kadına yönelik şiddetin medyada ele alınışına dair önemli bir karşı-hat sunmaktadır. Özgür basın şiddeti “olay” ya da “adli vaka” olarak değil, erkek egemen sistemin sürekliliği içinde ele alır. Haber dilinde failin açık biçimde tanımlanması, devletin sorumluluğunun görünür kılınması ve kadının yaşamının teşhir edilmemesi temel ilkelerdendir. Özgür basında kadına yönelik şiddet haberleri, sansasyonel başlıklardan ve dramatik anlatılardan arındırılır; kadının maruz kaldığı şiddet bir merak nesnesi haline getirilmez. Bunun yerine şiddetin politik, toplumsal ve tarihsel bağlamı açığa çıkarılır. Özgür basın bu yönüyle yalnızca etik bir habercilik yapmaz, aynı zamanda ideolojik bir pozisyon alarak eril zihniyetli medyanın kurduğu dili bozar. Kadına yönelik şiddeti normalleştiren, romantize eden ve bireyselleştiren ana akım anlatılara karşı, şiddeti sistematik bir tahakküm biçimi olarak teşhir eden bu yaklaşım, medyanın mücadele alanı olabileceğini de somut biçimde ortaya koyar.

