Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Sosyalist Bir Sistemin Yolu Kadın Özgürlüğünden Geçer

Sebahat Tuncel Sebahat Tuncel
17 Mayıs 2026
Yazı
0
Sosyalist Bir Sistemin Yolu Kadın Özgürlüğünden Geçer
0
SHARES
7
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı üzerinden 1 yıl 3 ay geçti. Bu süre içerisinde daha çok silahlı mücadelenin sonlandırılması ve bunun için yapılması gerekenler, devletin adım atıp atmayacağı, sürecin nereye evrileceği konuşuldu. Bu konular güncel ve önemli olmakla birlikte, yeni sürecin karakteri ve kadınların, halkların ve inançların özgürlüğü konusunda neler vadettiği; erkek egemen kapitalist sistemden çıkış ve toplumcu sosyalist bir yaşamın nasıl örüleceği, bunun imkânları, yol ve yöntemleri ne yazık ki çok fazla tartışılmadı. Bu açıdan geçen süre, barış, eşitlik ve özgürlük talep eden halklar, ezilenler, emekçiler ve sosyalistler açısından nefes aldırıcı bir süreç olsa da yeni mücadelenin yol ve yöntemlerinin geliştirilmesi, sosyalist bir sistemin geliştirilmesi için gerekli siyasi, örgütsel ve eylemsel pratikler ne yazık ki yetersiz kaldı.

27 Şubat 2025 Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, sadece silahlı mücadelenin sonlandırılması değil, bundan sonraki mücadelenin hangi yol ve yöntemle yürütüleceğini ve yeni bir yaşamın nasıl inşa edileceğine dair de bir yol haritası sunması açısından bir çağrıdan daha fazla anlam içermektedir. Sayın Öcalan o nedenle, “Bu yeni dönemin program çerçevesidir.” dedi. Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’yla da bu çerçevenin nasıl somutlaştırılacağını, pratikleştirileceğini ifade etti. Bugüne kadar manifestoyu ve yeni dönemi anlamak için önemli çalışmalar, kadın, gençlik ve halk buluşmaları yapıldı. Bugünden sonra yapılması gereken, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin halkların, inançların ve kadınların hayatlarında neleri değiştireceğini ve bundan sonraki mücadelenin yol ve yöntemlerinin nasıl olacağını tartışmak, bunu pratik politika hâline getirmek, toplumsal ve siyasal sorunlara çözüm üretmektir. Bu programı pratikleştirmek; Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü, eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, adaleti ve barışçıl bir yaşamı örmek, örgütlemek ve gereğini yapmak, demokratik siyaset alanının sorumluluğundadır.

Kadınlar olarak yıllardır yürüttüğümüz eşitlik ve özgürlük mücadelesinin birikimi ve deneyimlerini şimdi bu yeni sistemin inşası için zaman kaybetmeden seferber etme sorumluluğu ile karşı karşıyayız. Sayın Öcalan, Demokratik-Ekolojik-Kadın Özgürlükçü paradigma, yani toplumcu sosyalizmin inşasında kadınlara merkezi bir rol biçmiştir. 8 Mart vesilesiyle gönderdiği kadın bildirgesinde, bu merkezi rolü ve paradigmanın hayat bulmasında kadın özgürlüğünün olmazsa olmaz bir ilke olduğunu çok net bir şekilde görüyoruz.

Temel ilke şudur: Kadın özgürlüğü, tüm toplumsal sorunların çözümünün temelidir. Demokratik toplumun ve sosyalizmin inşası, kadın ile kurulan eşit, özgür ve demokratik ilişkiye dayanır. Bildirgenin girişinde şu ifadeler yer almaktadır: “Gerek 27 Şubat 2025 Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, gerekse de Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, kadın özgürlüğünü sosyalizmin temel konusu olarak işlediği gibi, güncel çözümünü de bütün toplumsal sorunların çözümünün zemini hâline getirmiştir. Özgür kadın sorunu, günümüzün en can alıcı sorunudur. Demokratik topluma ulaşmanın, sosyalist olmanın temel koşulu, kadın ile kurulan demokratik, eşit ve özgür ilişkidir. Gerek demokratik modernite paradigması ve gerekse de Jineolojî ile geliştirdiğimiz kavramsal ve kuramsal çerçeve temelinde bu konuda önemli bir başlangıç yapılmıştır. Ancak bunun pratik politikası, yani inşası, temel sorumluluk ve görev olarak önümüzde durmaktadır.” Bu değerlendirme, yeni dönem stratejisi ve siyasetinin merkezinde kadın özgürlüğü temelinde yeni bir toplumsal düzenin inşa edilmesini ve bu inşanın kadınlar tarafından, komünal temelde gerçekleştirilebileceğini çok net olarak ifade etmektedir.

Bu bağlamda 8 Mart Bildirgesi’nde ifade edilen temel amaçlar; kadının toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda tam özgürlüğünü sağlamak, erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı eşitsizlikleri ve sorunsallıkları ortadan kaldırmak, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü ve antikapitalist bir toplum oluşturmaktır. Bu amaçlara ulaşmanın yolu da kadın öncülüğünde demokratik, komünal ve sosyalist bir yaşamı inşa etmektir. 8 Mart Bildirgesi’nde, “Kadınlar açısından tarih, şimdi ve gelecek ilişkiselliğinin doğru kurulmasının” özgürlüğe giden yolda önemli bir başlangıç noktası olduğuna dikkat çekilmektedir. Kadınların toplumsal yaşamdaki öncülük rolü, insanlığın gelişimindeki seyri ve erkek egemenliğinin nasıl geliştiği; kadının toplumsal, ekonomik ve yönetim alanlarının dışına itilerek nasıl köleleştirildiği anlaşılmadan çıkış yapmanın mümkün olmayacağı, yaşadığımız tarihsel toplumsal deneyimlerden de açığa çıkmıştır. Kadını metalaştırarak sömürünün merkezine yerleştiren kapitalist sistemi aşma konusunda, “reel sosyalist teoride toplumsal sorunların doğru konulmayışı, anacıl toplumun doğru formüle edilmemesi, gelişen devletçi uygarlığın da doğru çözümlenmemesine yol açmıştır.” Karl Marx’ın “meta çözümlemesi” kadını merkezine alarak yapılsaydı, belki de bugün sistem krizini aşma konusunda daha ileri bir konumda olunabilirdi. Sayın Öcalan yaptığı değerlendirmede, Marx’ın kapitalizm çözümlemesini meta ve artı değer üzerine inşa ettiğini, bunun sınırlı bir kapitalizm tahliline kapı araladığını, kadını merkezine alan bir tahlilin bunu tamamlayacağını ifade ederek, “Kapitalizmde metaların kraliçesi kadındır.” diyerek kadının mülkleştirilmesine ve köleleştirilmesine dikkat çekmektedir. Demokratik ya da toplumcu sosyalist sistemin gelişebilmesinin de ancak doğru ve bütünlüklü bir sistem analizinden geçtiğinin altını çizmektedir. Sayın Öcalan’ın bildirgede yer verdiği, “Geliştirdiğimiz demokratik modernitenin üçlü sac ayağı olan kadın özgürlüğü, ekolojik ve antikapitalist demokratik sosyalist toplum inşa edildiği oranda sosyalist çıkıştan bahsedilebilir.” belirlemesi önemlidir. Öyleyse bu sistemden çıkışın ve sosyalist bir sistemin yolu kadın özgürlüğünden geçer. Burada önemli soru şudur: Peki, bu nasıl mümkün olacak?

8 Mart Bildirgesi aynı zamanda sosyalizmin hangi temeller üzerinde gelişeceği ve bunun nasıl inşa edileceğine dair bir program da sunmaktadır. Bu programın temel stratejisi, kadın özgürlüğünün tüm politikaların merkezinde yer almasıdır. Kadına yönelik her türlü ayrımcılık, şiddet, emek ve beden sömürüsüne karşı mücadele ederek kadın-erkek eşitliğini ve kadınların özgürlüğünü önceleyen bir mücadele esas alınmadan ne sistemden çıkış ne de yeni bir sistemi inşa etmek mümkündür. Bildirgede de belirtildiği gibi, “Eğer şimdiye kadarki özgürlük sorunları yarım kalmış, başarısızlığa uğramışsa; bireysel özgürlüklerden ulusal özgürlüğe kadar hâlen en temel konular tartışma konusuysa, bunun temel nedeni kadına dayalı özgürlüksel çıkışların, kadına dayalı toplumsal özgürlük zemininin esas alınmamasındandır.” Bu nedenle kadın özgürlüğünü merkezine almayan hiçbir programın ve çalışmanın başarı şansı yoktur. Sayın Öcalan, yaşanan bu kriz ve sorunsallığı “Jineolojî” ile aşmak istediğinin altını çizerek doğru bir başlangıç yapıldığını, bir kadın kurtuluş ideolojisi olarak Jineolojî’nin akademik dünyada ve basında yoğun biçimde tartışıldığını ve geliştirildiğini, bu teorik gelişmenin pratikleşmesinin önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu teorinin pratikleşme zemininin de komün olduğunu ifade etmektedir. Yaşamın her alanında kadınların, gençlerin ve toplumun sorunlarına çözüm geliştirecek öz örgütlülük ile katılımcı, demokratik komünlerin inşasında kadın özgürlüğü temel bir ilke olarak yaşam bulduğunda, sosyalistler için de özgürlükçü bir sistemden bahsetmek mümkün olacaktır.

Sonuç itibarıyla Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, özgürlüğe çağrıdır. Şimdi bize düşen, bu çağrıya kulak vermek ve gerekeni yapmaktır. Yeni manifesto, merkezine kadın özgürlüğünü almış ve tüm siyasal, toplumsal ve ekonomik mücadelenin merkezine oturtmuştur. Manifestoda kadın, “artık metaların kraliçesi değil, özgürlüğün tanrıçası” olarak tanımlanmıştır. Erkek egemen kapitalist sistemin binlerce yıldır kadınlardan çaldığı özgürlük ateşi yeniden kadınların eline verilmiştir. Şimdi kadın hareketine düşen görev, bu özgürlük ateşiyle kadına dayatılan tüm kölelik zincirlerinden bağlarını kopararak özgürlüğün yolunu aydınlatmak ve kadın özgürlüğünü merkezine alan sosyalist bir sistemi inşa etmektir. Hepimize kolay gelsin.

Etiketler: Barış ve Demokratik Toplum ÇağrısıFeminizmKadın haklarıKadın MücadelesiKadın ve SosyalizmKürt kadın mücadelesiÖzgür Kadın HareketiSayı 168Sosyalizm
Önceki İçerik

Mayıs Şehitleri: Kızıldan Gül Bahçesi

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.