Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

İstisna Halinin Kural Haline Gelmesi: Kürt Çocuklarının Yaşamında Kalıcılaşan OHAL

Yasemin Soydan Yasemin Soydan
19 Nisan 2026
Yazı
0
İstisna Halinin Kural Haline Gelmesi: Kürt Çocuklarının Yaşamında Kalıcılaşan OHAL
0
SHARES
2
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Çatışmasız bir ortamda yaşama hakkına sahip olan çocukların, Kürt illerinde hak ve özgürlüklere erişim açısından ciddi sınırlamalarla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Bu durum, çocukların gündelik yaşamında derin ve kalıcı etkiler yaratmakta; travmatik bir çocukluk yaşamalarına neden olmaktadır. Çatışma ortamının süreklilik kazanması ise, bu etkilerin yalnızca bireysel düzeyde kalmayıp kuşaklar boyunca aktarılma riskini artırmaktadır

Türkiye’de 1923’ten günümüze uzanan süreçte, olağanüstü yönetim uygulamaları kesintisiz olarak hayatımıza dahil olmuştur. Bu dönemlerde hayata geçirilen güvenlik politikalarının etkileri, OHAL’in ya da sıkıyönetimin resmen sona ermesinden sonra da hissedilmeye devam etmiştir.

1923 ile 1987 yılları arasında çeşitli dönemlere yayılan toplam 26 yıllık bir sıkıyönetim pratiği görülürken, 1987-2002 arasında bu kez yaklaşık 15 yıl süren bir OHAL rejimi yürürlükte kalmıştır. 2016-2018 döneminde de 2 yıl OHAL rejimi olmak üzere Türkiye’de toplamda 43 yıl olağanüstü yönetim usulleri uygulanmıştır.[1]

Yine Türkiye’de 16 Ağustos 2015 tarihinde başlayan sokağa çıkma yasakları ile Kürt şehirlerinde yaşanan yoğun çatışma süreci de her ne kadar resmi bir OHAL ilanı olmasa da Türkiye tarihinde özel bir dönemi kapsamaktadır. Bu süreçte özellikle şehir merkezlerinde yaşanan çatışmalar ve sokağa çıkma yasaklarıyla şekillenen bir başka gayri resmi olağanüstü yönetim süreci deneyimlenmiştir.

OHAL’i en basit haliyle anlamak için şuradan başlamak gerekir: Hukuka göre OHAL, savaş ya da ülkenin varlığını tehdit eden büyük bir tehlike durumunda, devletin belirli bir süre için temel hak ve özgürlükleri kısmen askıya alabilmesine imkân tanıyan bir yönetim biçimidir.

Ancak pratikte, özellikle Kürt şehirlerinde OHAL yalnızca geçici bir önlem olarak kalmamış, zamanla gündelik hayatın bir parçası haline gelmiştir. 1987-2002 yılları arasında uygulanan OHAL, ilk etapta “Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği’nin kurulmasıyla başlamıştır. Bir kararnameyle Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkâri, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van bu valiliğe bağlamışı; Adıyaman, Bitlis ve Muş ise çevre (mücavir) iller olarak tanımlanmıştır. Batman ve Şırnak’ın il statüsü kazanmasıyla birlikte, 1990’a gelindiğinde bu yapının kapsadığı il sayısı 13’e çıkmıştır.[2]

Bu sistemle birlikte bölgede alışılmış idari düzenin dışına çıkan bir yönetim modeli oluşturulmuştur. Bölge valilerine oldukça geniş yetkiler verilmiş ve bu durum, klasik valilik yapısının sınırlarını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır.

Başlangıçta Kürt şehirlerinde daha çok kırsal alanlarda uygulanan politikalar, 1990’lı yıllarda çok daha sert ve yaygın sonuçlar doğurmuştur. Özellikle bu dönemde köy boşaltmaları ve zorunlu göçler yoğunlaşmış; pek çok yerleşim yeri terk edilmek zorunda bırakılmıştır. Aynı yıllarda zorla kaybedilmeler ve faili meçhul cinayetler nedeniyle binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Devlet politikaları çerçevesinde gerçekleşen zorla yerinden edilme sürecinde ise, tahminen 1,5 ila 3 milyon arasında Kürt sivil yaşadığı yerleri bırakıp kent merkezlerine göç etmek zorunda kalmıştır.[3]

2006-2009 yılları arasında, güvenlik politikalarının ağırlık merkezi kademeli olarak şehirlere kaymıştı. Bu dönemde toplumsal gösterilere yönelik müdahaleler belirgin şekilde artmış ve daha sert hale gelmiştir. Önceden daha çok kırsalda uygulanan güvenlik yaklaşımı, bu kez kent merkezlerinde, özellikle protesto ve gösterilere müdahale aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bu çizginin devamında, 2015 yılları ile başlayan sokağa çıkma yasakları süreci ise çok daha ağır sonuçlar doğurmuştur. Bu dönemde şehir içlerinde ağır silahların kullanılması, özel yetkili güvenlik güçlerinin yoğun biçimde devreye girmesi ve zırhlı araçların yaygın şekilde sevk edilmesi gibi uygulamalar bölgesel olağanüstü hal rejiminin gittikçe ağırlaştırılmasına ve Kürt şehirlerine yerleştirilmesine zemin hazırlamıştır. Bunun sonucunda, önce kırsalda başlayan olağanüstü güvenlik politikalarının zamanla şehir merkezlerinde de derinleştiği bir dönem yaşanmıştır.

Sokağa çıkma yasakları nedeniyle, 2014 nüfus sayımına göre sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı ilçelerde yaşadığı bilinen en az 1 milyon 642 bin kişinin en temel yaşam ve sağlık hakları ihlal edilmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın 27 Şubat 2016 tarihli açıklamasına göre, en az 355 bin kişi yaşadıkları il ve ilçeleri terk etmek zorunda kalarak zorunlu göçe maruz bırakılmıştır.[4]

2015-2016 yılları arasında yaşanan yoğun çatışmalı süreç, kent yaşamında derin ve kalıcı değişimlere yol açmıştır. Bu dönemin ardından birçok şehirde gündelik hayat eski haline dönemeyecek ölçüde dönüşmüştür. Kürt şehirlerinin önemli bir kısmı büyük ölçüde yıkılmış ve yeniden inşa edilmiştir. Bu süreçte yerinden edilen milyonlarca insan önceki yaşam alanlarına geri dönememiştir. Yaşanan hak ihlallerinin ardından kent merkezlerinde hem fiziksel hem de sosyal anlamda belirgin bir kopuş oluşmuştur. Şehir içi düzen, güvenlik politikaları ve idari işleyiş köklü biçimde değişmiştir.

Çatışmaların ardından, Kürt şehirlerinde çok sayıda yeni karakol, kalekol, polis kontrol noktası ve Özel Harekat birimi kurulmuştur. Emniyet teşkilatıyla birlikte Özel Harekat personeli şehir içi güvenliğe dahil edilmiştir. Bu durum, ağır silahların ve zırhlı araçların kent merkezlerinde daha görünür ve sürekli hale gelmesine neden olmuş; böylece güvenlik odaklı yeni bir şehir düzeni ortaya çıkmıştır.

Bunun sonucunda, Türkiye’de diğer illerde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yapılması gereken bir işlemin icrası için kolluk, zırhlı araçlar ve ağır nitelikte silahlar kullanmazken; Kürt illerinde gerekli herhangi bir işlemin icrası Özel Harekat Timleri tarafından zırhlı araçlar ve ağır nitelikte silahlar günlük rutinin bir parçası haline gelmiştir.

Tüm bu güvenlik politikaları, hukuki düzenlemeler ve sahadaki uygulamalar bir araya geldiğinde, 2000’lerin başında kalan OHAL’in yalnızca geçici bir yönetim biçimi olarak kalmadığı görülmektedir. Aksine, özellikle kent merkezlerinde zamanla kendi meşruiyet zeminini üreten ve kalıcılaşan bir yapıya dönüştüğü söylenebilir.

Bugün gelinen noktada, OHAL dönemine özgü güvenlik anlayışının etkileri doğrudan gündelik yaşamın içine yerleşmiş durumdadır. Bu yaklaşım, yaşam alanlarının içinde, sosyal hayatla iç içe geçmiş bir biçimde varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

OHAL, aslında istisnai ve geçici bir yönetim biçimi olarak tanımlansa da, Kürt şehirlerinin sürekli “tehlike barındıran yerler” olarak sunulması, bu durumun zamanla olağanmış gibi algılanmasına yol açmıştır. Oysa yönetim tarzı ve asayiş uygulamalarının Türkiye’nin diğer şehirlerinden belirgin biçimde farklı olması, ortada sıradan değil, aksine olağan dışı bir işleyiş olduğunu açıkça gösterir. Resmî olarak OHAL’in sona erdiği ifade edilse de, pratikte yerleşik bir “fiili OHAL” düzeninin varlığı gündelik yaşamın pek çok alanında hissedilmektedir.

Bu durum, istisna halinin kalıcılaştığı; sosyal yaşam ile sert güvenlik politikalarının iç içe geçtiği bir tablo yaratmıştır. Güvenlik güçleriyle sivillerin gündelik hayatta bu denli yakın ve sürekli temas halinde olması, yaşam alanlarının yoğun güvenlik unsurlarıyla çevrelenmesi Kürt çocuklarının yaşamlarını bütünüyle etkilemektedir.

Resmî makamların zaman zaman dile getirdiği “sivillerin zarar görmediği” yönündeki açıklamalara karşın, 2000-2020 yılları arasında kayıtlara yansıyan verilere göre en az 385 çocuğun hayatını kaybettiği, 850’den fazlasının ise yaralandığı görülmektedir.[5] Bunun yanı sıra, çocukların psikolojik gelişimi ve büyüme süreçleri de bu koşullardan doğrudan etkilenmektedir.

Çatışmasız bir ortamda yaşama hakkına sahip olan çocukların, Kürt illerinde hak ve özgürlüklere erişim açısından ciddi sınırlamalarla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Bu durum, çocukların gündelik yaşamında derin ve kalıcı etkiler yaratmakta; travmatik bir çocukluk yaşamalarına neden olmaktadır. Çatışma ortamının süreklilik kazanması ise, bu etkilerin yalnızca bireysel düzeyde kalmayıp kuşaklar boyunca aktarılma riskini artırmaktadır.

Bu nedenle çocuklar, hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmadığı, yönetimle sürekli bir güvensizlik ilişkisinin üretildiği ve ihlallerin kural haline geldiği bir sistem içinde büyümek zorunda bırakılmaktadır. Nitekim çatışma süreci ve güvenlik eksenli uygulamaların, çocukların fiziksel, psikolojik ve sosyal iyi oluşunu etkileyebilecek bir “tecrit” alanı ürettiğini; yani yaşam alanlarının tamamının güvenlik eksenli daraltıldığını, hak ve özgürlüklerin sürekli bir sınırlamaya sokulduğunu görebiliyoruz. Bu çerçevede, Kürt illerinde büyüyen çocukların yalnızca çatışma süreçlerine tanıklık etmekle kalmadığı; aynı zamanda toplumsal ve bireysel düzeyde dışlanma ve izolasyon risklerinin arttığı bir ortamda yetiştiği görülmektedir.

Bu tecridin etkileri yalnızca mekânsal sınırlamalarla sınırlı kalmamaktadır. Aynı zamanda sosyal hayata katılımın zayıflaması, temel haklara erişimin zorlaşması ve geleceğe dair beklentilerin daralması gibi daha geniş sonuçlar da doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu durum, çocukların sosyal ilişkilerini, güvenlik algılarını ve uzun vadeli gelişimlerini doğrudan etkileyen bir zemin olarak değerlendirilebilir.

Bu çerçevede bakıldığında, çocuk haklarına ilişkin temel metinlerde vurgulanan barış, sevgi ve hoşgörü ortamının Kürt çocukları açısından yeterince karşılık bulmadığı görülmektedir. Esasında içinde bulunduğumuz Barış ve Demokratik Toplum Süreci içinde hala bu konuların tam olarak aydınlatılmadığı, temel bir yüzleşmenin yapılmadığını görmekteyiz. Resmi olarak yansıtılan tarihsel sürecin gerçek ile örtüşmediğini, demokrasi ve barış anlayışının bundan etkilendiğini görmekteyiz. Dolayısıyla yaşanan ve resmiyette gösterilenin şeffaflaşması ve birbiri ile örtüşmesi şu an için toplum olarak en ihtiyaç duyduğumuz şey olmaktadır. Kürt çocukların yaşamında çözülmez bir sorun haline gelen “OHAL rejiminin” aslında kalıcılaştığını ve yaşam alanlarımızın en ince noktasına kadar yerleştirildiğini, sürekli bir güvensizlik ve olağan dışı hukuk-yönetim sistemi inşa ettiğini okuyabilmenin öncelikli olarak ele alınması gerektiğini düşünmekteyim.

Çocukların özgürlük, güven ve barış duygusu içinde büyüyemediği bir ortam, daha hayatın başlangıcında onları görünmez sınırlarla çevreleyen bir yapıya işaret etmektedir. Bu nedenle, çocukların maruz kaldığı bu çok katmanlı ihlaller karşısında sessiz kalmamak, hak temelli bir yaklaşımı ısrarla savunmak hepimizin sorumluluğudur. Özellikle Kürt çocukların deneyimlediği ağır güvenlik politikalarının, yalnızca bugünü değil, geleceği de şekillendirdiğini görmek gerekir. Çocukların özgürce oyun oynayabildiği, kendilerini ifade edebildiği ve korkudan uzak büyüyebildiği bir yaşamın tesisi; ancak geçmişle yüzleşme, şeffaflık ve adaletin gerçek anlamda işletilmesiyle mümkün olacaktır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, çocukların üstün yararını merkeze alan, hak ve özgürlükleri güvence altına alan yeni bir hukuk ve özgürlükçü bir toplumsal yapı inşasıdır. Bu doğrultuda, başta hukukçular olmak üzere tüm kesimlerin sorumluluk alması; çocukların, sivil toplumun ve hak mücadelesi yürüten kesimlerin sesine kulak verilmesi zorunludur. Ancak bu şekilde, kalıcı bir barışın ve gerçek bir demokrasinin inşası mümkün olabilir.

Son Not:


[1] Bkz. İnsan Hakları Derneği OHAL KHK’ları ve İnsan Hakları Mücadelesine Etkileri.

[2] Muhammed BEHÇET, Olağanüstü Hal Uygulaması ve Teorik Temelleri

[3] Adnan Çelik, ‘1990’lı Yılların Olağanüstü Hâl Rejimi ve Savaş: Kürdistan Yerellerinde Şiddet ve Direniş,’ Toplum ve Kuram, Sayı 9, Bahar 2014, s. 111.

[4] Bkz. TİHV Dokümantasyon Merkezi, ‘16 Ağustos 2015 – 20 Nisan 2016 Tarihleri Arasında Sokağa Çıkma Yasakları ve Yaşamını Yitiren Siviller.’

[5] Öldürülmeselerdi Arkadaşlarımız Olacaklardı: Kürt İllerindeki Çocuklara Yönelik Yaşam Hakkı İhlalleri

Etiketler: Çocukçocuk cinayetleriÇocuk haklarıÇocuk hakları sözleşmesiÇocuk işçiliğiKürtKürt çocuklarohalSayı 164Yaşama Hakkı
Önceki İçerik

Jin Jiyan Azadî’den Savaşa: İran’da Kadınların Bitmeyen Mücadelesi

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.