Brezilya’da Guarani halkından yerli kadınlar, topraklarını savunmada ve şiddetle mücadelede öncü bir rol üstlenerek topraklarını devletin pençesinden geri alıyor. CONAQ gibi, Afrika kökenli toplulukları temsil eden Quilombola örgütleri, farklı topluluklardan kadınların siyasal örgütlenmesini güçlendiriyor ve kadınların toprakları üzerinde özgürlük taleplerinin görünürlük kazanmasına katkı sunuyor. Brezilya’da ve diğer ülkelerde toprakların sınırlarının belirlenmesi, kadınların mücadelesinin merkezinde yer alıyor
Abya Yala kadınlarının tarihi; sömürgeleştirmeye, ataerkilliğe, ırkçılığa ve ekonomik sömürüye karşı direnişin tarihidir. Ancak bu tarih aynı zamanda alternatifler inşa etmenin, yaşamı savunmanın, topluluklar ve örgütlenmeler yaratmanın da tarihidir. Günümüzdeki mücadelelerini anlayabilmek için atalarından devraldıkları köklere bakmak, maruz kaldıkları tarihsel şiddeti tanımak ve aynı zamanda örgütlenme, liderlik ve dönüşüm kapasitelerini merkeze almak gerekir.
Güncel mücadele: Toprak, beden ve özerklik
21. yüzyılda Abya Yala kadınları; diktatörlüklere ve kötü yönetime, ekstraktivizme, madenciliğe, monokültür tarımına, büyük ölçekli altyapı projelerine, petrol endüstrisinin genişlemesine, kadın cinayetlerine ve suyun özelleştirilmesine karşı topraklarını savunmanın ön saflarında yer alıyor. Bu faaliyetler yalnızca ekosistemleri yok etmekle kalmıyor; halkların kültürel varlığını sürdürmesini de tehdit ediyor, toplulukları yerinden ediyor ve kadınların üzerine düşen iş yükünü ve bakım sorumluluklarını artırıyor. Dolayısıyla toprağı savunmak, yalnızca araziyi değil; dili, hafızayı, gıdayı, maneviyatı ve yaşamı sürdürmek için gerekli koşulları da savunmak anlamına geliyor.
Meksika’da kayıp yakınlarını arayan annelerin direnişi, kadınların kişisel yaslarını kolektif örgütlenmeye ve adalet mücadelesine nasıl dönüştürdüklerinin tarihsel bir örneği olarak karşımızda duruyor. Madres Buscadoras (Kayıp Arayan Anneler) olarak bilinen bu kadınlar, zorla kaybetmenin mağduru olan çocuklarını ve yakınlarını arıyor. Zapatista Hareketi ile kayıp yakınlarını arayan bu anne kolektifleri arasında bir dayanışma buluşması hazırlıklarının duyurulması (Ekim 2026 için planlanan), bu mücadelenin toplumsal dayanışma açısından taşıdığı önemin altını çiziyor.
Honduras’ta Berta Cáceres’in mücadelesinden kalan miras, Lenca kadınlarına direniş ruhuna ilişkin derin bir kavrayış kazandırdı. Bugün de baraj projelerine ve su kaynaklarının yağmalanmasına karşı direnişlerini sürdürüyorlar. Son dönemde, Berta Cáceres’in öldürülmesiyle ilgili adalet ve devletin hesap verebilirliği meseleleri yeniden gündeme geldi. Aynı ülkede OFRANEH (Honduras Siyah Kardeşlik Örgütü), Garifuna halkının ata topraklarını, kültürünü ve özerkliğini korumak için mücadelesini sürdürüyor.
Amazon’da yerli kadınlar yalnızca ormansızlaşmaya, yasa dışı madenciliğe ve topraklarının yağmalanmasına karşı mücadele etmekle kalmıyor, aynı zamanda yaşam alanlarını korumak amacıyla kolektif örgütlenme biçimleri de geliştiriyor. Bunun önemli bir örneği, Ekvador’da bölgelerini yasa dışı madencilikten korumak için çalışan 35 yerli kadından oluşan Yuturi Warmi grubudur. Amazon’da yerli kadınlar yalnızca ormansızlaşmaya, yasa dışı madenciliğe ve topraklarının yağmalanmasına karşı mücadele etmekle kalmıyor, aynı zamanda yaşam alanlarını korumak amacıyla kolektif örgütlenme biçimleri de geliştiriyor.
Brezilya’da Guarani halkından yerli kadınlar, topraklarını savunmada ve şiddetle mücadelede öncü bir rol üstlenerek topraklarını devletin pençesinden geri alıyor. CONAQ gibi, Afrika kökenli toplulukları temsil eden Quilombola örgütleri, farklı topluluklardan kadınların siyasal örgütlenmesini güçlendiriyor ve kadınların toprakları üzerinde özgürlük taleplerinin görünürlük kazanmasına katkı sunuyor. Brezilya’da ve diğer ülkelerde toprakların sınırlarının belirlenmesi, kadınların mücadelesinin merkezinde yer alıyor.
Özellikle Arjantin, Uruguay ve Şili’de feminist hareket ve kadın hareketi, toplum üzerinde etkili olan ve tüm dünya için bir model oluşturan güçlü dönemlerden geçti. Toplumun tüm kesimlerinin katıldığı kitlesel seferberlikler, kadınlara yönelik çeşitli hakların güvence altına alınmasını sağladı. Bunlar, kadınların ve muhalif kimliklerin karşı karşıya kaldığı koşullara yanıt olarak toplumsal düzeyde ortaya çıkan hareketlerdi; kendiliğinden gelişen bir tepki, toplumsal bir yansımaydı. Arjantin’deki Ni una menos (Bir Kadın Daha Eksilmeyeceğiz), Şili’deki 8M Hareketi ya da Arjantin ve Brezilya’da kürtaj hakkı için yürütülen kampanyalar, bu topraklardaki tüm kadınların tarihine damgasını vurdu.
Hafızanın yeniden kazanılması da bir diğer temel mücadele alanıdır. Arjantin’de Plaza de Mayo Anneleri ve Büyükanneleri, son diktatörlük döneminde kaybedilen yakınlarını arama mücadelesini kolektif hafıza açısından en önemli eylemlerden birine dönüştürdü. Arjantin’de bu ekim ayında düzenlenen ve son 39 yıldır her yıl gerçekleştirilen, on binlerce hatta yüz binlerce kadının ve muhalif kimliğin katıldığı Ulusötesi Kadınlar ve Muhalif Kimlikler Buluşması’nın da gösterdiği gibi, Abya Yala kadınları mücadelelerinin çeşitliliği içinde ekstraktivizme ve ataerkilliğe karşı koymanın bir yolunu buluyor. Kadınların atasal ve komünal hafızasını yeniden sahipleniyorlar.
Ekvador’da yerli kadınlar, yıkıcı madencilik faaliyetlerine karşı direnişlerini ve su kaynaklarını koruma mücadelelerini sürdürüyor. Saraguro kadınlarının Fierro Urku bölgesinde su kaynaklarını ve ekolojik alanları korumayı amaçlayan çabaları bunun somut bir örneğidir. Peru’da Máxima Acuña’nın topraklarını ve su kaynaklarını Conga madencilik projesinden koruma mücadelesi, kadınların büyük ölçekli madenciliğe karşı direnişinde önemli bir tarihsel dönüm noktası olarak duruyor. Ağustos 2026’da Amazon bölgesinden yerli kadın liderler, Amerikalılar Arası İnsan Hakları Komisyonu önüne çıktı. Bu girişim, topraklarını ve topluluklarını savunan kadınlara özel koruma sağlanması gerekliliğini bir kez daha ortaya koydu.
Son yıllarda kadınların siyasi partilerde ve parlamentodaki görevlerdeki varlığı önemli ölçüde arttı. Kadınların seslerini duyurmak ve Abya Yala’da kadınların maruz kaldığı örtük kadın cinayetlerine, kaybetmelere ve şiddete karşı haklarını korumak amacıyla hükümetlerde, parlamentolarda, partilerde ve benzeri yapılarda görev alan kadınların bulunduğu çok sayıda ülke var.
Kolombiya, Şili, Arjantin, Honduras ve Bolivya’da ortaya çıkan faşist hükümetler karşısında kadınlar, siyasetin tüm alanlarında örgütleniyor: sokaklarda, meydanlarda, kırsal alanlarda, kentlerde, parlamentoda, senatolarda, dağlarda, kırda ve üniversitelerde.
Baskı ve direniş: Kadınların gücü
Hakların aşınması ve yaşam koşullarının giderek güvencesizleşmesi, kadın mücadelelerinin derinleşmesine ve kıta genelinde uluslararası ittifakların oluşmasına yol açan etkenler arasında yer alıyor. Kadınların direniş deneyimleri, onların yalnızca doğanın koruyucuları değil, aynı zamanda kolektif, demokratik ve ekolojik yaşam biçimlerinin kurucuları olduğunu gösteriyor.
Kadınlar, öz örgütlenme, atasal bilgiyi koruma, sorumlulukları paylaşma ve dayanışma ağları geliştirme yoluyla alternatif yaşam biçimleri inşa ediyor. Bu çabalar; doğanın yağmalanmasına, sömürgeci tahakküme ve kaynakların dizginsizce sömürülmesine dayanan kapitalist mantığa karşı duruyor.
ECLAC’a (Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu) göre, 2024 yılında Latin Amerika ve Karayipler’deki 26 ülke ve bölgede en az 3.828 kadın cinayeti ya da toplumsal cinsiyete dayalı şiddet sonucu ölüm kaydedildi. Bu rakamlar, toplumsal sınıfları aşan bir şiddetin boyutlarını ortaya koyuyor. Bununla birlikte sonuçları; yoksul kadınlar, yerli kadınlar, Afrika kökenli kadınlar, göçmen kadınlar ve kadın insan hakları savunucuları açısından özellikle ağır oluyor.
Geçtiğimiz ay Arjantin, Şili, Brezilya ve Kolombiya topraklarında kitlesel protestolar yaşandı. Görüntülerde, topluluklarını ve topraklarını savunan gençlerin ve kadınların yüzleri görülüyor.
Abya Yala kadınlarının mücadelesi, nihayetinde yaşam, onur ve halkların kendi kaderini tayin hakkı için verilen bir mücadeledir. Atalarından devraldıkları miras yalnızca geçmişe ait değildir: Bugünün direnişini besleyen ve geleceğin olanaklarını açan canlı bir güçtür. En büyük güçlerinden biri, topluluk oluşturma, mücadeleleri birleştirme ve hafızayı siyasal eyleme dönüştürme becerilerinde yatıyor. Bu güç, sömürgecilikten, ırkçılıktan ve ataerkillikten arınmış; toplumsal adaletin, halkların özerkliğinin ve Dünya’ya özen göstermenin herkes için onurlu bir yaşamın temel ilkeleri olduğu toplumların inşasına katkı sunuyor.

