Sara ve Sêvê’yi aynı duyguda buluşturan hakikat tam da buydu. İki kadın, iki yoldaş olarak Tiamat, Lilith ve İnanna’nın, var ettiği çalınan toplumsal değerlerin izini sürüyorlardı. “Toplumun sırtına saplanan hançeri” sökmekti hedefleri. Biri Dersim dağlarının asiliğiyle diğeri Botan dağlarının direnişiyle yok edilmek istenen “Kurmanclığın” ve komünal yaşamın soluksuz savunucularıydı. Bulundukları tüm alanlarda yaşama soluksuzca katılmaları bundandı
Sara ve Sêvê… Onlar emeğiyle, kimliğiyle, mücadelesiyle Kürt halkının ve kadınların özgürlüğünü savunan, direnerek var olunabileceğini en yalın haliyle anlamla buluşturan, an’ı yakalamış, cevap olmayı bilmiş tarihin kendisi haline gelmiş, özgür kadın ve özgür ülke hayaline rehber olmuş kadınlar. Dolayısıyla onları ifade edebilmek oldukça güç! Dahası anlatmak kendi başına yeterli değil.
Sara; kırım ve sürgünleri yaşayan ama onca zulme rağmen direngenliğini giyinen Dêrsim coğrafyasında, 38 tertelesini iliklerine kadar hissetmiş bir ailenin; inatçı, asi çocuğu olarak gelir dünyaya. Kendi topraklarının hakikatinin hikayesini yazmayı, Dêrsim’in cellatlarının peşini bırakmamayı, dört bir tarafa dağıtılan, memleketinin kayıp kızlarının izini sürmeyi kendine görev bildi ve Dêrsim’in kaybedilen kızlarının en görünen yüzü ve sesi oldu. “Hep Kavga” ile geçti yaşamı, her türlü; sömürüye, köleliğe, inkara, erkek egemenliğe karşı.
“…Erken çağlarda hakikate ermiş bir kadın. Yaşamın kendisine hükmetmesine asla müsaade etmeyen bir asalet. Herkesi özgürlüğün mümkün olduğuna inandırmak için, küçük adımların atılmasının yeterli olacağına iman etmiş yürek…” olarak bahsediyor yoldaşları Sara’dan…
Kürt, kadın ve Alevi olmak kolay değildi bu coğrafyada. “Kürtlükten utanma!” nasihati ile sarsılıp üç temel hakikatin peşine düştü. “70’li yıllarda gelişen olaylar etkiliyordu. Deniz’lerin olayı, Kızıldere olayı etkiliyordu. Yine Dêrsim’de bir baskı da vardı. Devrimciliğe, yiğit önderlere genel bir sempati vardı” şeklinde ifade etmişti devrimci mücadeleyle buluşmasını.
Kadın, Kürt ve Alevi kimliğiyle ilk kadın olarak yer aldı hakikat kervanında ve “örgütlenmek özgürlüktür” düşüncesiyle yol aldı mücadelede. Mücadelesinin ilk yıllarında bazen Dersim’de bazen Bingöl’de bazen de Elazığ’da kıyımdan geçirilen, ayrık otu gibi ele alıp kökten sökülmeye çalışılan ‘Raa Heqî-Hak Yolu’ ve Kurmanc kimliğinin yeniden doğuşu için örgütlenme çalışmaları yürüttü.
Bir devrimci olarak insanları haklı bir davaya kazandırmak istiyorsanız, bunun için sadece sözün gücüne dayanmanız yetmez. Davanızın ve savunduğunuz değerlerin ete kemiğe bürünmüş hali olarak toplumun huzuruna çıkmadıkça yolunuza yoldaş edemezsiniz kimseyi. Toplumun bir yola inanması, yolun savunucularına inanmalarından geçer. Bu nedenle Sara yoldaş hakikati kendinde bedenleştirdiği için “hakikat aşktır” sözünün en güzel temsillerindendi ve tüm çalışmalarında sonuç aldı. Tıpkı Mazlum Doğan’ın dediği gibi; “İyi Bir Devrimci” oldu.
Yürüttüğü tüm örgütleme çalışmalarında özgürlük sevdalısı bir Kürt kadını olarak dokunduğu her alanda, her bireyde mucizeler yarattı. Bu duruşu ve kesintisiz kavgasının etkisiyle Kürdistan devrimi bir kadın devrimi halini aldı.
1979’da Elazığ’da arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi döneminde insanlık dışı işkencelerin yaşandığı Amed zindanındaydı Sara. 12 Eylül işkencecileri tüm erkek egemen ve geleneksel işkence yöntemleriyle sınadı Sara’nın inancını, iradesini ve direncini. Sara tüm bu insanlıktan yoksun işkencecilere karşı direncini bileyerek “kadın koğuşundan ihanet çıkmayacak” duruşuyla Esat Oktay’ın yüzüne tükürmüştü.
Bu haliyle, sadece zindandaki yoldaşlarının değil, tüm Kürdistan halkının umut, inanç kaynaklarından biri olmuştu. Zamanla yüzlerce Kürt kadını Sara’nın mücadelesinden etkilenerek hakikatiyle buluşma yoluna düştü.
12 Eylül zindanlarındaki sevdiklerinin görüş yolunu tutan, dışarıdan içeriye girene kadar bin bir zorluk ve zulümden geçen çocuk ruhuma en yalın haliyle sevgi dolu dokunan ilk devrimci kadın olmuştu Sara. Aileden bir efsane gibi dinliyordum Sara’yı ve onun devrimci inadını. Boyun eğmezliğini ve soylu duruşunu, kırılması imkânsız iradesini, tüm bu özelliklerinin yanında sevgi çağlayanı bir yüreğe hayranlık uyandıran bir canlılığa ve hareketliliğe sahipti Sara yoldaş. Görüş günlerinde önce yönünü biz çocuklara verir, duygumuza, öfkemize dokunurdu, adeta bize yaşatılmak istenen korku masalları yerine hakikatin hikayesini bir direniş türküsü gibi dile dökerdi.
Şüphesiz bir kadın olarak Kürdistan’da devrimcilik yapmak kolay değildi. Tanrıça kültürünü aştırmaya çalışan kadın, Kürt, Alevi inkarcısı ve kırımcısı faşist akla karşı “ah demeyerek” üç hakikatin de yeniden doğuşunun rehberi olmayı kendine yaşam felsefesi edindi Sara. 12 Eylül karanlığını özgür kadın kimliğiyle parçalamayı başardı. Sara’nın taşıdığı devrimci kadın kimliği gerek dışarıda mücadele yürüten yoldaşlarında gerek Dersim özgününde tüm Kürdistan halkında kendisine duyulan sempati, sevgi ve hayranlığı büyütmüştü.
Sakine Cansız’ın özgürlük mücadelesi ve pratiği aynı zamanda kıyımdan geçirilen, bitti denilen Dersim-Kürt-Alevi kimliğinin yeniden doğuşu, can bulması, Dersim kadınının hakikatiyle buluşup, tanrıça kültürüne dönüş mücadelesiydi. Yani bir kentin, bir halkın, bir inancın köklerine dönüş mücadelesiydi. Tam da bu nedenle Abdullah Öcalan Paris katliamını “ikinci Dersim katliamı” olarak tanımlamıştı. 9 Ocak katliamını planlayanlar öncelikle özgürlük hareketinin öncü kadrolarını katlederek Kürt özgürlük hareketini geriye çekmek istediler. Sakine Cansız’ın komplocular tarafından hedef alınmasının temel nedenlerinden biri öncü duruşuydu. Her şeyden önce kırk yıla yaklaşan bir devrimci pratiğin sahibi, Kürt halkının barış idealinin en canlı yürütücüsü ve en güçlü savunucularındandı. Özgürlük hareketinin öncü kadroları arasında yer alıyordu. İşkence tezgâhlarında, zindanlarda, özgür alanlarda ve halkın içindeki pratiğiyle yaşayan bir efsaneydi. Mücadelenin kadın öncülüğüne evrilmesinde belirgin bir yeri ve rolü vardı. Kürt halkı için yeri kolay doldurulamayacak bir değerdi. Uluslararası düzeyde de bilinen ve tanınan bir Kürt öncüsüydü.
Sakine Cansız’ın hedef alınması elbette sadece onun şahsına yönelik değildi. Aynı dönemde Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu barış süreci devam ediyordu. Bu katliam bir anlamıyla hem bu sürece darbe girişimi hem de Öcalan’ın tanımlamasıyla “ uluslararası komplonun devamı” niteliği taşıyordu.
Ancak komplocuların planlanları boşa düştü, Sakine Cansız’ın mücadesi temas ettiği her çocukta, kadında vücut buldu. Onun mücadelesi örgütlenen kadınların yoluna ışık oldu, evinin kapısından dışarı çıkamayan kadınların yüzlerini özgürlük mücadelesine çevirdi. Onun mücadelesi Kürdistan’dan başlayan kadın devriminin dünyaya yayılmasının rehberi oldu.
Sara’nın yaktığı özgürlük meşalesi ve açtığı yol Sêvê demir yoldaşı da tıpkı diğer Kürt kadınlar gibi etkilemiş ve o da bu kutlu yolun yoldaşı olmuştu. Mêrdin’in Savur ilçesinde dünyaya gelen Sêvê, savaş politikalarından dolayı küçük yaşlarda iken baskı ve göçle karşı karşıya kalarak köklerinden, hakikatinden kopartılmak istenerek ailesiyle birlikte Türkiye metropollerine sürgün edildi.
Ancak bu politikaların yürütücülerinin unuttuğu bir gerçeklik vardı; Botan kadının özgürlük ruhu ve direnişçi karakterinin tarihsel temelleri. Botan’ın binlerce kadın öncüsü vardır. Bu kadın öncüler Botan’ı özgürlük ruhunun ve direnişin kaynağı haline getirmişlerdir.
Sêvê ardılı olup kuşandığı bu ruhla zihindeki ve yürekteki tüm sınırların anlamsızlığını ispatlar, sürgün yaşama rağmen kimliğinden ve çalışmalarından uzak kalmayıp, yaşadığı tüm baskı ve zulme karşı kah bir pamuk tarlasında kah bir mahallede örgütlenme çalışmaları yürütür.
“İlk günlerden itibaren kadın bilinci, sürgün bilinci, Kürt olma bilincini taşıyan ve bununla mücadele etmeye hazır bir kadındı.” diye ifade ediyor yoldaşları Sêvê’yi. Şüphesiz; kadın özgürlük ruhuyla mayalanmış hiçbir direnişi yenmek mümkün değildir. Çünkü kadın özgürlük ruhu yenilmezliğin ruhudur. Sêvê de bu direnişçi ruhu anlamla buluşturan kadınlardan biri olarak yerini alıp ve hakikatinin, köklerinin izini sürerek Kürdistan’a verdi yönünü. “Ben Kürt kadınıyım ve varım” sözünü rehber edinip yılmadan, yorulmadan; ev ev, mahalle mahalle, gezip Kürt kadınlarını bu hakikatle buluşturur. Abdullah Öcalan’a karşı gerçekleştirilen uluslararası komplo birçok Kürt kadını, genci gibi Sêvê’nin yaşamında da dönüm noktası olur ve başta kadın çalışmaları olmak üzere birçok alanda çalışmalarını yürütmeye başlar.
Emeği, fedakarlığı, güler yüzü ve Kurdevari özelliğiyle ömrünü özgürlüğe adayan Sêvê Demir ve ondaki ülke, halk, insan ve yoldaşlık sevgisi tarif edilmezdi. Her devrimci dokunduğu insanda bir iz bırakır ama Sevê Demir’i tanıyan herkes onun aşıladığı umudu, fedakarlığı, tüm asimilasyon politikalarına karşın Kürt’lükte ve Kürtçe’de ısrarını, emekçiliğini, hissettirdiği kadın yoldaşlığını kendine rehber eylemiştir. Ahlaki politik toplum değerlerini, kendi kişiliğinde somutlaştıranlardandı Sêvê. Botan kültürünün yurtseverlik bilinci, mücadele değerlerine bağlılık ve Botan kadın toplumsalığının kendine duyduğu güven ile öncülük etti Silopi kadınları, halkı kendinden bilip bağrına bastı Sêvê’yi .
Derler ki; “Kadınlar her zaman zulme karşı öfke mayalanmasının gerçekleştiği yüreklerin ve vicdanların sahibidirler. Kadın vicdanı kadar gerçekleri gören adil olan vicdan yoktur. Ancak kadın vicdanı kadar zulme öfke duyan ve bunu topluma mayalayan başka bir güç de yoktur.
Sara ve Sêvê’yi aynı duyguda buluşturan hakikat tam da buydu. İki kadın, iki yoldaş olarak Tiamat, Lilith ve İnanna’nın, var ettiği çalınan toplumsal değerlerin izini sürüyorlardı. “Toplumun sırtına saplanan hançeri” sökmekti hedefleri. Biri Dersim dağlarının asiliğiyle diğeri Botan dağlarının direnişiyle yok edilmek istenen “Kurmanclığın” ve komünal yaşamın soluksuz savunucularıydı. Bulundukları tüm alanlarda yaşama soluksuzca katılmaları bundandı.
Tam da bu nedenle; Silopî’de DBP Parti meclis üyesi olarak çalışma yürüten ve ömrünü özgürlüğe adayan Sêvê Demir; “Ölürsem beni Feraşîn Yaylası’na gömün” dedikten iki gün sonra katledildi. Sêvê de Sara’lardan devraldığı direniş mirası ve tanrıçalaşan kadın kimliğiyle, Kürt halkının ve kadınların iradesini savunmuş, direnerek var olunabileceğini anlatmıştır.
Sara ile başlayıp Seve’lerle büyüyen kadın özgürlük mücadelesi Rojava’daki kadın öncülüklü devrimle tüm insanlığın yeni yaşam düşünü mümkün kılmıştır. Rojava devrimi Jin Jiyan Azadi felsefesine dönüşerek, dünya kadınlarının özgürlük manifestosu haline gelmiştir.
Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez ile Seve Demir, Pakize Nayır, Fatma Uyar’ı sevgiyle, özlemle anıyoruz.
