8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak öneren Clara Zetkin’den Plaza de Mayo Anneleri’nden Latin Amerika’daki Ni Una Menos hareketine kadar uzanan ortak tarih, kadın dayanışmasının sınır tanımadan yan yana gelişini sağladı
İstanbul’dan, Ankara’dan, Diyarbakır’dan ve daha birçok kentten kadınlar yaklaşık iki ay önce “yan yana gelip meselelerimizi konuşmalıyız” dedi ve hazırlıklarına başladı. 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Ankara’da “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansı için 500’ün üzerinde gazeteci, yazar, akademisyen, siyasetçi ve aktivistin de aralarında olduğu kadınlar ile sözleşti ve buluştular.
Konferansın ilk dakikasından itibaren özlemle, kucaklaşmalarla salona geçildi.
Açılış konuşmaları sanatçılar Feryal Öney ve Rugeş Filiz tarafından Türkçe, Kürtçe ve Ermenice yapıldı. Sabah sabah müzik mi? şaşkınlığını anlamsız kılan bir performans sergilendi. Ortak ezgiler hep bir ağızdan dillendirildi ve yan yana gelmenin özlemiyle ilk dakikadan itibaren halaya bıraktı kadınlar kendilerini.
“Özgürlükler, demokrasi, adalet ve eşit yurttaşlık”
İlk oturumda Gültan Kışanak, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Feride Eralp, Zeynep Altıok Akatlı, Hidayet Şefkatli Tuksal ve siyaset bilimci Füsun Üstel anlatımlarıyla başladı.
Oturumda kadınların özgürlük mücadelesi, eşit yurttaşlık, demokrasi ve barışın toplumsallaşması üzerinde duruldu. Kadınların ailede, siyasette ve kamusal alanda kendi iradeleriyle söz ve karar sahibi olması gerektiği vurgulandı. Kürt sorununun çözümünde toplumun sorumluluğu, anadilinde eğitim, inanç özgürlüğü ve hakların güvence altına alınması gibi konular katılımcıların katkılarıyla konuşuldu. Erkek egemen normlar, ataerkil hiyerarşiler ve siyasetin eril dili sorgulanırken, savaşın yalnızca silahlı çatışmalardan ibaret olmadığı, kadınların bedenlerinde ve gündelik yaşamlarında da etkisini sürdürdüğü ifade edildi. Nüfus politikaları, bakım emeğinin kadınlara yüklenmesi ve kadın haklarına yönelik gelişen baskılar da tartışılan konular arasındaydı. Kadın hareketi ile Kürt kadın hareketinin ortak mücadele olanakları ve farklılıkları koruyarak, ortaklıkların geliştirilmesi gerektiği üzerinde duruldu.
Kadınlar kendi gündemleri ve sorunlarının yanı sıra barış, adalet, demokrasi, eşit yurttaşlık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve örgütlenme özgürlüğü kürsüye çıkıp anlatmaya başladığında bir sonraki konuşmacıya hem ilham verdi, hem de aynı coğrafyada olup birbirilerinin dertlerinden nasıl uzakta olduklarını aslında bu sorunlarının kaynağını belirleyerek ne yapmak gerektiğini açığa çıkarttıklarını gördüler. Bundandır ki, “kadınlar yan yana geleceği konuşuyor” tam anlamıyla bir slogandan öteye geçti.
Kadınların özgürlük mücadelesi ile eril siyaset düzeninin yarattığı tıkanıklıklar gündelik yaşamımıza bile nasıl etki ettiğini, tek tek söz alan kendi yaşadıklarından anlatı.
Bu bağlamda, İpek Er’in annesi Hikmet Kılınç da salonda söz alarak adalet talebini kızından geriye kalan saçlarıyla haykırdı.
“Doğanın ve yaşamın özgürleştirilmesi mücadelesi” başlıklı ikinci oturumda ise ekoloji, kadın özgürlüğü ve kapitalist sistemin doğa üzerindeki etkileri ele alındı. Ekoloji mücadelesinin politik yönüne dikkat çekilerek, savaşın toprak, su kaynakları, ormanlar ve yaşam alanlarında yarattığı yıkım konuşuldu. Kürdistan’daki kömür, petrol ve maden faaliyetleri, köylerin boşaltılması ve ağaç kesimleri üzerinden doğa talanı tartışıldı. Farklı bölgelerde yürütülen ekoloji mücadelelerinin ortaklaştırılması, kadınların öncülüğünde doğayı koruyan ve yerel halkın üretimini esas alan çalışmaların geliştirilmesi gerektiği belirtildi.
Konferansın son oturumu, “Barış ve adalet mücadelesi” başlığıyla gerçekleştirildi. Bu bölümde barışın nasıl kurulacağı, kadınların sürece eşit katılımı ve karar mekanizmalarının da üzerinde duruldu. Siyasi partilerde kota uygulanması, kadınların mücadeleyle elde ettiği kazanımlar, demokratik cumhuriyet, demokratik entegrasyon ve farklı halkların birlikte yaşamı tartışıldı. Geçmişte yaşananlarla yüzleşme, hakikat ve adalet arayışı, yas hakkı, yaşamını yitirenlerin onuru ve toplumsal hafızanın korunması da barışın temel meseleleri olarak ele alındı. Barış Anneleri’nin konuşmalarında ise, “Artık tek bir damla kanın akmasına tahammülümüz yok” denilerek, barış talebi öne çıktı.
Konferansın tüm anlarına yansıyan bir başka duygu da kadınların yüzyıllar boyunca birbirinden devralarak, bugüne taşıdığı direniş kültürü ve dayanışmanın yarattığı ortak hafızaydı.
8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak öneren Clara Zetkin’den Plaza de Mayo Anneleri’nden Latin Amerika’daki Ni Una Menos hareketine kadar uzanan ortak tarih, kadın dayanışmasının sınır tanımadan yan yana gelişini sağladı.
Her dönemde başka biçimlere bürünen bu mücadele, kadınların birbirinden öğrendikleri, deneyimlerini paylaştıkları ve birlikte hareket ettiklerinde nasıl büyük bir toplumsal güce dönüştüklerinin de tarihidir. Zapatista kadınlarının kendi örgütlenmelerini kurma deneyiminden Ortadoğu’da barış ve özgürlük mücadelesini kadınların sözüyle büyütme çabalarına kadar pek çok deneyim, bu ortak hafızanın parçalarıdır. Bugün #NiUnaMenos, #MeToo, #NotOneLess, #8M ve #JinJiyanAzadî gibi farklı coğrafyalarda yankılanan sloganlar da birbirinden kopuk mücadelelerin değil, birbirine ulaşan kadın seslerinin ifadesidir.
Konferansta bütün bu tarihsel deneyimlerin yeniden hatırlanması, kadın dayanışmasının, aynı yerde yan yana gelmekten ibaret olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Dayanışma, kendinden önce yürüyen kadınların mücadelesini tanımak, onların deneyimlerinden güç almak ve devralınan mücadeleyi yeni kuşaklara taşımaktı. Yıllar içerisinde kurulan bağlar, paylaşılan acılar, ortaklaşan sözler ve birlikte verilen mücadeleler kadınların hafızasında birbirine eklenerek bugüne ulaştı. Çünkü kadınlar yan yana geldiklerinde yalnızca birbirlerine güç vermiyor, aynı zamanda birbirlerinin yarım kalan sözlerini, hayallerini ve mücadelelerini de devralıyorlar. Bir kadının açtığı yol, başka bir kadının yürüyüşüyle genişliyor; bir yerde yükselen ses, başka bir coğrafyada yankı buluyor. Konferansın asıl anlamı da bu tarihsel bağı yeniden hissetmek, birbirimizin hikâyesinde kendimizden bir parça bulmak ve bu mücadeleyi birlikte sürdürmenin önemini hatırlamaktı.
Kapanış saati geldiğinde hepimiz zamanın ne kadar hızlı geçtiğine şaşırdık. Çünkü uzun zamandır içimizde biriktirdiklerimizi, biz doğrudan söze dökmesek bile kürsüye çıkan her bir yoldaşımız bizim yerimize konuşmuştu. Salondaki her ses birbirinin yankısı olmuştu ama yine de yan yana yürünecek bu yolda konuşacak daha çok şeyimiz vardı.
Konferansın kapanışında kadınların bu buluşmayla sınırlı kalmayarak, ortak mücadeleyi sürdürmeyi, farklı kentlerde ve mahallelerde benzer buluşmalarla yan yana gelerek, sorunlarını birlikte tartışıp çözüm yolları geliştirmesi yönünde irade ortaya konuldu. Böylece konferans boyunca farklı başlıklar altında yürütülen tartışmalar, kadınların ortak sözünü ve dayanışmasını büyütme kararıyla birleşti. Kadınlar yan yana geleceği konuşacak ve geleceğini eşitlik, adalet ve özgürlük arayışında kuracaktır.

