Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Kadın Cinayetleri Durdurulabilir

Fidan Ataselim Fidan Ataselim
8 Mart 2026
Yazı
0
Kadın Cinayetleri Durdurulabilir
0
SHARES
29
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Kadına yönelik şiddet, cinayet ve istismar hiç olmadığı kadar “örtbas edilebilir” bir zeminde. Öyle bir iklim ki; İzmir’de selde yitirdiğimiz Balımnaz ve Nergiz Türkkal kardeşlerin ölümü bile bugün şüpheli. Uzun süren mücadelesiyle adalet arayan Fatmanur Çelik ve kızı Hifa’nın ölü bulunması da bu karanlık tablonun bir parçası

2025 yılı verileri önümüzde duruyor: 294 kadın cinayeti, 297 şüpheli kadın ölümü. Yıllardır hazırladığımız raporlar karanlık bir eşiğe ulaştı: İlk kez şüpheli kadın ölümleri, kadın cinayetlerinden çok yaşandı. Bu bir istatistik sapması değil; cezasızlığın yeni sığınağıdır.

Sadece geçtiğimiz Şubat ayında 23 kadın cinayeti işlendi, 29 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Yine aynı Şubat ayında, tek bir günde altı kadın hayattan koparıldı: Filiz, Aylin, Gönül, İlknur, Kübra ve Zeynep. Bu ölümler birer kader ya da tesadüf değildi. Önlenebilir cinayetlerdi.

Öldürülen kadınlardan ikisinde devletin “koruma” sözü olan “uzaklaştırma kararı” vardı. Bir arkadaşımız sığınakta kalıyordu; yalnızca çocuklar için eve döndüğünde, o güvenli alanın dışına çıktığı an öldürüldü.

Ceyda Yüksel davası ise karşımızda bir ibret vesikası gibi duruyor. Serkan Dindar tarafından katledilen Ceyda için 5,5 yıldır sürdürdüğümüz adalet mücadelesinde, failin “cinsel yakınlık beklentisine hayır denilmesi” haksız tahrik indirimi sayıldı. Bu karar, kadınların “hayır” deme hakkına yargı eliyle vurulmuş bir darbe olarak tarihe geçti.

Uluslararası ilişkiler siyasi tarihinde bir ilki yaşatan Türkiye’de oluyor bunlar. İlklerle övünen siyasi iktidarımızın bu topraklardaki kadınlara “armağanı”, kendi ülkesinde ve adını taşıyan şehirde imzaya açılan Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) ayrılan ilk ülke olmak oldu.

Hukuksuzca geri çekilen o imza ile kadınların bu topraklarda yaşadığı şiddet sarmalı arasında kanlı bir nedensellik görüyoruz.
Çünkü o imza, kadını koruyan dört ana kalkanın (4P) fiilen indirilmesi anlamına geliyordu:

  • Önleme: Şiddeti doğuran zihniyetle mücadele erozyona uğradı; şiddet artık daha “karartılabilir bir iklimde” yeşeriyor.
  • Koruma: Uzaklaştırma kararı olan kadınların öldürülmesi, devletin “koruma” görevini sadece kağıt üzerinde bıraktığını gösteriyor.
  • Kovuşturma: Şüpheli ölümlerin cinayetleri geçmesi, etkin soruşturma yükümlülüğünün zayıfladığını ve faillerin “intihar” veya “kaza” süsü arkasına saklanabildiği bir cezasızlık boşluğu bulduğunu gösteriyor.
  • Bütüncül Politikalar: Kurumlar arası koordinasyonun kopmasıyla, kadınlar sığınaktan eve adım attıkları an savunmasız bırakılıyor.

O gece masada bırakılan imza, bugün sokaktaki failin elinde bir “sessiz onay belgesi”ne dönüştü. Kadınları koruyan hukuki kalkanlar indirildikçe, şiddet failleri daha da cesaretleniyor. Çünkü cezasızlık yalnızca adaletsizlik yaratmaz; aynı zamanda yeni suçların da zeminini hazırlar.

Kadına yönelik şiddet, cinayet ve istismar hiç olmadığı kadar “örtbas edilebilir” bir zeminde. Öyle bir iklim ki; İzmir’de selde yitirdiğimiz Balımnaz ve Nergiz Türkkal kardeşlerin ölümü bile bugün şüpheli. Uzun süren mücadelesiyle adalet arayan Fatmanur Çelik ve kızı Hifa’nın ölü bulunması da bu karanlık tablonun bir parçası.

Oysa bu tabloyu değiştirmek mümkün. Bu bir kader değil, bir tercih meselesi.
Kadın cinayetleri durdurulabilir; yeter ki o koruma kalkanları yeniden, tavizsiz bir şekilde inşa edilsin. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun etkin biçimde uygulansın. Çünkü bu ülkede kadınlar yaşamak istiyor, ölmek istemiyor.

Karanlık Dağıtılabilir, Gerçekler Gün Yüzüne Çıkabilir

Şüpheli kadın ölümlerinin artışı hızlansa da toplumsal irademiz ve siyasi kararlılığımızla yaşam hakkımızı korumak mümkün. Üzeri örtülmeye çalışılan her bir şiddeti, istismarı ve cinayeti açığa çıkarmak da bizim elimizde.

İntihar ve kaza süsü verilmiş, cezasız bırakılmış, soruşturması etkin yürütülmemiş nice ölümde gerçekler bizim ısrarımızla açığa çıktı. Çünkü her şüpheli ölümün arkasında mutlaka saklanan bir gerçek vardır. Onlar bizim somut kazanımlarımız, adalete tutunacağımız dallarımızdır:

Eskişehir’de Sevim Özdemir’e intihar etti diyeceklerdi. Adli tıp raporu sayesinde Mehmet K. tarafından boğarak öldürüldüğü ortaya çıktı. Oysa fail de camdan atlamış ortak intihar senaryosuna her şeyi uydurmuştu.

İzmir’de Duygu Bölükbaşı banyoda havlupana asılı halde ölü bulunmuştu. Davasında tırnaktan çıkan DNA’ya rağmen beraat kararı verilmişti. Keşif raporu “intihar değil” derken, hakimin “vicdani kanaati” cezasızlığın kapısı oldu. Ama yılmadık; erkeğin beyanına sonsuz güvenen o yargı pratiği, istinafta mücadelemizle bozuldu.

Manisa’da 2009 yılından beri kayıp olan Ebru Koyuncu’nun öldürüldüğü 17 yıl sonra açığa çıkabildi. Ebru kayıp, adı konmamış katil cezasızdı.

İstanbul’da Ece Kılıçarslan evindeki balkondan düşerek ölü bulundu. Şiddet gördüğü, uzaklaştırma kararı aldırdığı bir fail vardı karşımızda. Adli tıp, fizik ve kriminoloji uzmanlarının hazırladığı bilimsel raporlar; Ece’nin “düşmediğini”, omzundan itilerek “atıldığını” kanıtladı.

Hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez. Bu yüzden her şüpheli ölümün peşini bırakmamak hayati önem taşıyor. Olay yeri incelemelerinin eksiksiz yapılması, adli tıp raporlarının titizlikle hazırlanması, tanıkların dinlenmesi ve dosyaların “intihar” ya da “kaza” denilerek hızla kapatılmaması gerekir. Momentum ve düşüş açısı hesaplamaları, HTS kayıtları, DNA eşleştirmeleri… Gerçeğe ulaşmak için hepsi gereklidir. Ama en çok da politik irade gerekir. Ve o irade, susmayan ve vazgeçmeyen bizleriz.

Kadınlar hayatları için minnet etmiyor; biz de siyasi iktidar karşısında minnet etmeyeceğiz.
Biz biliyoruz ki gerçekler saklanabilir ama yok edilemez. Kadınlar susmadıkça, dayanışma büyüdükçe ve mücadele ısrarla sürdürüldükçe karanlık mutlaka dağılır.

Kadın cinayetleri durdurulabilir.
Şüpheli kadın ölümleri aydınlatılabilir.
Cezasızlık sona erdirilebilir.

Çünkü bu ülkede kadınların istediği net:
Ölmek değil, yaşamak. Eşit ve özgür yaşamak – bunu hak ediyoruz.

Etiketler: 8 Mart 20268 mart dünya emekçi kadınlar günü8 Mart Dünya Kadınlar GünüBarışFeminizmKadın haklarıKürt kadınlarSavaşSayı 158
Önceki İçerik

Kadınlara Karşı Kurulan Siyaset

Sonraki İçerik

8 Mart’ın Tarihsel Seyri

Sonraki İçerik
8 Mart’ın Tarihsel Seyri

8 Mart’ın Tarihsel Seyri

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.