Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Hanım’ın Çocukları

Jiyan Tosun Jiyan Tosun
31 Mayıs 2026
Yazı
0
Hanım’ın Çocukları
0
SHARES
40
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Biz Hanım’ın 5 çocuğu, annemizin her cumartesi günü evden çıkışını görürdük. Özel bir gündü cumartesi günü. Önceleri nereye gittiğini bilmezdik. Bir süre sonra onunla birlikte gitmeye başladığımız günleri hayal meyal hatırlıyorum. Annemizle birlikte, baba diyebileceğimiz ve babamızın adını telaffuz edebileceğimiz tek yer olan Cumartesi Meydanı’nda babamızı bulmaya gidiyorduk…

1995’ten bu yana her yıl 17–31 Mayıs tarihleri arasında anılan Gözaltında Kayıplar Haftası’nın 31. yılındayız.

Gözaltında Kayıplar Haftası için kendi kişisel hikâyemi yazmam istenmişti ama ben eşi gözleri önünde polisler tarafından kaçırılan ve 5 çocuğuyla baş başa kalan annem Hanım Tosun’un hikâyesini yazacağım.

Kürdistan’da Olağanüstü Hâl Kanunu’nun yürürlükte olduğu 1993 yılının Ekim ayı. Annem Hanım, Lice’den çıkıp hapishanede olan babamı ziyarete gider. Döndüğünde köyündeki evi askerler tarafından yakılmış, köy imamı olan babası öldürülmüştür. Annem, en büyüğü 12, en küçüğü ise henüz 2 yaşında olan beş çocuğuyla birlikte Diyarbakır merkeze göç eder.

Diyarbakır’da gözaltında kaybetmelerin, faili meçhul cinayetlerin ve işkencenin yaygın ve sistematik bir şekilde yaşandığı, güvenli bir hayat sürmenin mümkün olmadığı 1994 yılında hapishaneden çıkan babam Fehmi, Diyarbakır’a dönmek yerine doğrudan İstanbul’a gider. Kısa bir süre sonra bizi de yanına alır.

Böylece annem Hanım, köyünü ve babasını kaybetmesinin ardından, bir de dilini bilmediği; kendisini özgürce ifade edebildiği Zazacayı konuşma imkânından da mahrum kalacağı İstanbul’a göç etmek zorunda kalır.

Ancak İstanbul’a gelmek de o büyük korkunun gerçekleşmesini engelleyemez. 19 Ekim 1995 tarihinde, akşam yemeği için babamı beklerken birden onun “Beni öldürecekler!” çığlığını duyduk ve bu ondan duyduğumuz son şey oldu… Bu çığlık uzun yıllar boyunca Hanım’ı ve çocuklarını evin içinde derin bir sessizliğe mahkûm etti.

Annem Hanım, 31 yıl önce babamın ve bu çığlığa sebep olanların peşine düştü. O zamanlar annem Hanım’ın neler yaşadığını bilmeden onu evde beklerdik. Yıllar sonra, İHD ve Cumartesi Meydanı’nda (Galatasaray Meydanı) gözaltında zorla kaybetmelere karşın birlikte mücadele ettiği arkadaşlarından öğrendik babamı ararken neler yaşadığını. 2 yıl içinde evi yakılan, babası öldürülen ve ardından da kocası gözleri önünde polisler tarafından kaçırılan, 5 küçük çocuk annesi, 30’lu yaşlarında, derin bir yoksulluk içinde, dilini bilmediği bir şehirde tek başına kalan bir kadın sevgili annem Hanım… Önceleri tek başına, sonrasında ise İHD’deki hak savunucularıyla beraber, hiç değilse babamın naaşını bulmak için kaç kez morglara gitti, bazen evin yolunu bulamadı, tüm yaşadıklarına rağmen 5 çocuğu için hayatta kalma çabası…

Biz Hanım’ın 5 çocuğu, annemizin her cumartesi günü evden çıkışını görürdük. Özel bir gündü cumartesi günü. Önceleri nereye gittiğini bilmezdik. Bir süre sonra onunla birlikte gitmeye başladığımız günleri hayal meyal hatırlıyorum. Annemizle birlikte, baba diyebileceğimiz ve babamızın adını telaffuz edebileceğimiz tek yer olan Cumartesi Meydanı’nda babamızı bulmaya gidiyorduk…

Sevdiğimiz birinin ölümü, hele ki öldürülmesi, kuşkusuz en acı verici ve baş edilmesi en zor deneyimlerden biridir. Ölümle yüzleşme ve onu kabullenme süreci sevdiğimiz kişiye gerçek anlamda veda edebildiğimiz anda başlar. Bu an, genellikle sevdiğimiz kişiyi mezarına layıkıyla yerleştirdikten sonra başlar. Ardından gerçekleşen yas ritüelleri, dualar ve sevdiğimiz kişiyle manevi olarak kurulduğunu düşündüğümüz o seslenişler aracılığıyla acıyla baş etme süreci kolaylaşır, yas süreçlerine eşlik eden dayanışma ise yasın yükünü hafifletir. Sevdiğimiz kişiyi unutmayız ama ona ne olduğunu bilir ve zamanla ölümünü kabulleniriz.

Ancak gözaltında zorla kaybetmelerde bütün bunlar mümkün olmaz. Ne sevdiğiniz kişinin akıbetini öğrenebilirsiniz ne de ona veda edebilirsiniz. Ne sevdiğiniz kişinin öldüğünü kabul edebilirsiniz ne de yaşadığını. Ne çiçeklerle kuşatacağınız bir mezarınız ne de eğer inançlıysanız, sevdiğiniz kişinin ruhu için edebileceğiniz duanız vardır. Gözaltında kaybedilen kişi tamamen hukuk alanının dışında bırakılırken onu sevenler, yaşadıkları müddetçe sürecek olan büyük bir belirsizlik alanında bırakılır. Hanım ve onun 5 çocuğu, bu belirsizlik sürecinde sessizliğe gömüldük. Uzun yıllar, belki 15 belki de 20 yıl, baba kelimesini ve babamızın adını birbirimizin yanında söylemedik. Sanırım başkaları da bizi incitmemek için babamızın adını bizim yanımızda söylemedi ya da çocuk dünyamda öyle kaldı. Babam kaybedildikten sonra bizler Fehmi ve Hanım’ın çocukları değildik, sadece Hanım’ın çocuklarıydık. Yalnızca babamızı ararken, Cumartesi Meydanı’nda ve diğer kamusal alanlarda söyledik baba kelimesini ve babamızın adını.

Annem Hanım, babamı ararken başkalarının hakkını da savunan bir kadına dönüştü. Kendisine yaşatılan onca şeye karşı çok öfkeliydi ama kin tutmadı. Başkalarının benzer acılar yaşamasını hiç istemedi, hakkaniyetini ve vicdanını kaybetmedi. Çocuklarına da kin tutmayı öğretmedi; kimden gelirse gelsin, bedeli ne olursa olsun haksızlık karşısında direnmeyi ve mücadele etmeyi öğretti. Cumartesi Anneleri/İnsanlarıyla birlikte yürüdüğü bu 31 yıllık mücadele tarihinde dayanışmanın bir parçası oldu. Annem, çok sevdiği eşi olan babamızı aramaktan hiç vazgeçmeyerek bize, zorla kaybetmenin yarattığı travmayla, bu büyük işkenceyle baş etmeyi öğretti, öğretmeye devam ediyor.

31 yıl önce, gözaltında zorla kaybetmelere karşı her cumartesi saat 12.00’de kırmızı karanfillerle sevdiklerimizin fotoğraflarını tutup sessizce oturmaya başladığımız o meydan, bizler için kocaman bir çığlık mekânı oldu. Evde birbirimizi üzmemek için babamızın adını anamazken, babamızın adını anabildiğimiz, yaşadığımız işkencenin acısını bir nebze olsun hafifleten bir mücadele alanı Cumartesi Meydanı.

Bu 31 yıllık süreçte annem artık yalnızca annem değil, o ve onun mücadele arkadaşları aynı zamanda mücadele arkadaşlarıma dönüştüler. Gözaltında zorla kaybetmelere karşı mücadele eden, tıpkı annem gibi çocuklarını Galatasaray’da büyüten Kiraz Şahin’in ve bugün artık aramızda olmayan diğer kadınların bıraktığı yerden, annemle birlikte mücadeleye devam ediyoruz.

Etiketler: Cumartesi Anneler/İnsanlarıDiyarbakırFaili meçhullerFehmi Tosungalatasaray meydanıHanım TosunİHDKayıp YakınlarıKayıplar HaftasıSayı 170
Önceki İçerik

Düşünmenin Cesareti, Eylemin Onuru: Hannah Arendt’in Düşünce Evreninde İktidar, Şiddet ve Kamusal Alan

Sonraki İçerik

31 Yıldır Sürülen İz: Onarıcı Adalete Doğru Hakikati Ararken

Sonraki İçerik
Hafızayı Diri Tutanların Adıdır Cumartesi Anneleri/İnsanları

Hafızayı Diri Tutanların Adıdır Cumartesi Anneleri/İnsanları

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.