Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Kapitalist Modernite Kişiliğinin Sistematik Kötülüğüne Karşı Demokratik Modernite Kişiliğinin Örgütlü Toplum İyiliği!

Seyran Şık Karabulut Seyran Şık Karabulut
28 Haziran 2026
Yazı
0
Kapitalist Modernite Kişiliğinin Sistematik Kötülüğüne Karşı Demokratik Modernite Kişiliğinin Örgütlü Toplum İyiliği!
0
SHARES
39
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Batman’da Şifa Bakım Merkezi’nde, aralarında Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nde çalışan personel ve yöneticilerin de olduğu 83 kişi gözaltına alındığında orada yaşanılan vahşet duyuldu. Operasyon sonrası gizlilik ve yayın yasağı getirilerek yine kamuoyunun gerçeklere ulaşmasının önü kesilmeye çalışıldı. Ancak kadın örgütlülüğü öncülüğünde, bu dezavantajlı bireylerin hizmet aldığı bakım merkezinde nelerin yaşandığını kamuoyunun öğrenmesinin mücadelesi verildi ve olayın peşine düşüldü

Kapitalist modernite kişiliğinin birey ve toplum üzerinde yarattığı kişilik-zihniyet yapısı; bireyi toplumdan kopartıp toplumsal değerlere duyarsızlaştıran, kıymet biçilmeyen vicdanı yok sayan, toplumsal ahlaktan, kolektiviteden ve bütün toplumsal bağlardan kopartıp bireysel çıkar peşinde olan, rekabeti ve sermayeyi düşünen, her şeyi pazara ve fiyata indirgeyen, bireyi metalaştıran bir yapıdır. Kapitalist modernite kişiliği için para tanrı olarak görülür; bu kişilik paraya tapan kişiliktir. Bir de işbirlikçi yanı gelişir ve sistemle işbirliği içinde toplumda kötülük yumağına dönüşür. Bu kişilik, sermayesi ve sistemi için her türlü kötülüğü mübah gören, doyumsuz, tükettikçe tüketen; bunu cinsel hazzına da yansıtan, akıl, vicdan ve cinsel güdüler arasında bağ bırakmayan bir kişiliktir. Zaten aşırı tüketim zihniyeti, mevcut güdü ve bireysel zevkini tatmin etmek için bu kişiliğin içine girmeyeceği sapkınlık bırakmaz. Ahlaksızlık, tutarsızlık, insani değerlerden yoksunluk bireyi tutsak alır ve egemen güçler istedikleri politikaları bu kişilikler üzerinden yürütürler.

Bakın, Batman’da Şifa Bakım Merkezi’nde, aralarında Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nde çalışan personel ve yöneticilerin de olduğu 83 kişi gözaltına alındığında orada yaşanılan vahşet duyuldu. Operasyon sonrası gizlilik ve yayın yasağı getirilerek yine kamuoyunun gerçeklere ulaşmasının önü kesilmeye çalışıldı. Ancak kadın örgütlülüğü öncülüğünde, bu dezavantajlı bireylerin hizmet aldığı bakım merkezinde nelerin yaşandığını kamuoyunun öğrenmesinin mücadelesi verildi ve olayın peşine düşüldü. Çünkü duyulan iddialar vicdanları inciten, uykuları kaçıran iddialardı. Bu merkezde sosyal açıdan desteklenmesi gereken, rehabilite ve tedavi edilmesi gereken, bakıma muhtaç insanlara işkence, kötü muamele, taciz, tecavüz, kasten ölüme sebebiyet verme gibi birçok kötü uygulama gerçekleşmişti. Bu duyumlar, özellikle kadınların evinde oturmasını, seyirci kalmasını, sessiz kalmasını engelledi. Kısa bir süre sonra gizlilik kararı dosyadan kalktığında, bu duyumların vahşet boyutu doğrulandı. Dosyada mevcut görüntüler, konuşulanların ve duyulanların katbekat fazlasıydı.

En vahimi, orada çalışan kapitalist kişiliklerin, işbirlikçi, insani ahlaktan ve vicdandan uzak onlarca kişinin bu kötülüğe müdahil olmasıdır. Bu onlarca insanın müdahiliyeti normal bir durum değil. Özel savaş politikaları, bu kapitalist modernite kişilikleri üzerinden en hileli şekilde yürütülüyor. Amaç, bu kişilikler üzerinden parçaladığı toplumu egemen güç karşısında güçsüz kılmak, savunmasız bırakmak, maddi ve manevi her türlü sömürüye açık hâle getirmektir. Bu bakım merkezinde yaşanılanlar her şeyi gözler önüne seriyor; bu çok boyutlu saldırı zihniyetini ve niyetini tekrar gözler önüne serdi.

Tıpkı bu kentte yaşanılan İpek Er olayı gibi… Bakın, bu kentin kaderi değil; bu yaşanılanlar, özel savaş politikalarının bir de özellikle Batman’a yönelimidir. İpek Er, Batman’ın Beşiri ilçesinde 2020 tarihinde uzman çavuş olarak görev yapan Musa Orhan hakkında cinsel saldırı nedeniyle defalarca şikâyetçi olmasına rağmen şikâyeti değerlendirilmeyip sonuçsuz kalıyor. Yaşadığı cinsel saldırı ve psikolojik yıkıma dayanamayarak yaşanılanlara dair bir mektup bırakıp intihar girişiminde bulundu. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan İpek Er, 34 gün yaşam mücadelesi verdikten sonra hayatını kaybetti. Musa Orhan, savcılık tarafından tutuklanmak üzere mahkemeye sevk ediliyor ancak adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılıyor; dışarıda elini kolunu sallayarak dolaşmaya devam ediyor. Cezasızlık, bu coğrafyada başta kadın ve çocukların yaşam hakkı olmak üzere genel hak ihlallerinin en büyük zırhı oldu, olmaya da devam ediyor.

Kamunun gücünü arkasına alarak sistemin özel savaş politikalarının yürütücüsü olanların ve bu suçları işleyen hiçbir failin etkili bir ceza aldığına şahit olmadık. Musa Orhan, nitelikli cinsel saldırı suçundan 12 yıl hapis cezası alıyor; sonraki yargılama sürecinde ancak bu ceza iyi hâl indirimi alıp 10 yıla düşürülüyor. İpek Er’in ve ailesinin yaşadıkları, kolluk kuvvetinin kamunun gücüne güvenerek özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik olan taciz, tecavüz ve baskısının bir örneğiydi.

Evet, Batman tesadüf değil dedik. Bir de Batman’da Rojwelat Kızmaz, 9 Şubat 2024 tarihinde kaybolduktan üç gün sonra Ilısu Baraj Gölü’nde cansız bedeni bulunan Rojwelat’ın cenazesinin bulunmasının ardından başlatılan soruşturmada, olayın tüm yönleriyle araştırılmadığı ve kamera kayıtlarının yeterince incelenmediği yönündeki eleştirilere rağmen kısa süre içinde Rojwelat’ın ölümüyle ilgili yürütülen soruşturma dosyası “kovuşturmaya yer yoktur” ibaresiyle kapatılmıştı. Yakın zamanda Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümüne ilişkin dosya, ailenin sunduğu yeni deliller üzerine yeniden açıldı. Gülistan Doku’nun arkadaşıydı. Dersim’de uzun süre Gülistan Doku’yla beraber arkadaşlık ilişkileri güçlü olan iki genç kadındı. Gülistan Doku 2020 yılından bu yana kayıp. Gülistan Doku dosyasında yaşanan gelişmelerde, Rojwelat Kızmaz’ın ailesinin sunduğu delillerin Gülistan Doku’nun dosyasına da konulduğu kayıtlara geçmiş.

Evet, Gülistan Doku şahsında aslında Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesindeki kararlılığını; özel savaş politikalarıyla, psikolojik savaş, cinsel şiddet, uyuşturucu/fuhuş ağları, kadınlara yönelik sistematik baskı ve cezasızlık mekanizmaları yoluyla direnişi kırma, toplumu demoralize etme ve kontrolü sağlama stratejisini Gülistan Doku dosyasında çıkan gerçeklerde görmekteyiz. Vali, emniyet, hastane personeli gibi unsurların devlet içi çeteleşme ve kötülük örgütlülüğü olarak ifade edilebilecek ilişkileri söz konusudur.

Bakın; İpek Er, Rojwelat Kızmaz, Gülistan Doku, Rojbin Kabaiş ve çoğu ismini bilmediğimiz, üstü kapatılan Kürt kadınlarına yönelik yürütülen taciz, tecavüz, şiddet ve sonucunda ölüm olayları; mülki amirler, kolluk ve yerel işbirlikçiler eliyle özel savaş politikalarının, delillerin karartılması, “intihar” denilerek geçiştirilmesi, kamu görevlilerinin korunması yoluyla stratejik ve sistematik bir şekilde yaşatılan gerçekleridir. Bu olaylar cezasızlığın ve sistematik baskının kanıtıdır. Bu olaylar, devlet-kamu gücü ilişkilerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik olması gerektiğini bize gösteriyor.

Tekrar Şifa Bakım Merkezi’nde yaşanılan vahşet olayına dönecek olursak; yaklaşım zihniyeti aynı, sistemin stratejisi aynı, hedef toplumu sistematik bir şekilde çürütme yönelimidir. Bu yaklaşımın ve yönelimin önüne geçebilecek çözümü üretebilecek olanın yine toplumun kendisi olduğunun farkına varıp toplumu ahlaki ve politik değerine kavuşturmak gerekir. Kürt halkının dayanışma, yardımlaşma, kolektif yaşam özüne dönme çalışmalarını yapmak gerekiyor. Yani toplumu kadın şahsında xwebûn yapmak gerekir ki bir daha bu tür olaylar her kimin eliyle ve uzantılarıyla olursa olsun yaşatılmasın. Elbette bunun bir çözüm gücü mevcut sistemi yürüten devlet sistemidir. Elbette en ağır, caydırıcı ve etkili cezalar verilmeli ancak tamamen toplumda bu kötülüklerin ve kapitalist kişiliklerin kalkması için ahlaki toplum örgütlülüğü şart ve yaşamsaldır.

Bakın, Batman halkının özünde dezavantajlı bireylere yaklaşımda neler varmış: Merhamet var, dayanışma var, kolektif sahiplenme var ve en önemlisi toplumun değeri olarak görme var. Dezavantajlı bireyler hiçbir zaman dışlanmamış, unutulmamış ya da sorun olarak görülmemiş. Onlar, Kürdistan’ın her şehrinde olduğu gibi Batman’ın sokaklarında da toplumsal bir değer, mahallenin rengi, çarşının neşesi ve vicdanların canlı hatırlatıcılarıydı. Onlarla vakit geçirmek, onlara sahip çıkmak, dayanışma sağlamak en değerli mirastı. Çünkü halk bilirdi ki her bireyin bir hikâyesi, değerli bir yaşamı; her hikâyenin ve yaşamın öğretecek bir dersi ve yaşanmışlığı vardır.

Batman’ın Brako’su, Batman’ın en kutsanmış dezavantajlı bireyiydi. Kolektif bir dayanışmayla yalın ayak bir ömür geçirdi Batman sokaklarında. Bastığı toprak birçok hasta kişiye şifa olarak görüldü. Batman’ın Veso’su çarşıda adaleti canlı tutardı, sopasıyla ve kutsanıp kolektif dayanışmayla sevgiyle yaşardı. Şemo Piv, tombul yanaklarıyla torbasında çocuk neşesini taşır; sokaklarda çocukların masumiyet kolektivitesiyle yaşardı. Habib Başkan, Müniro, Melle Külli, Necme ile Misto ve onlarcası Batman ve Kürdistan’ın dört yanında benzerleriyle yaşardı. Heykelleri dikilir, belgeselleri yapılır, parklara, bahçelere, çarşıya isimleri verilirdi. Aileleri onlarla övünür, toplum onları gülistanın nadide gülleri, cevherlerin en kıymetlileri olarak görürdü. Onların varlığı şehrin, köyün, mahallenin ruhuydu, kolektif yaşamıydı. Merhameti canlı tutandı.

Kültürel yozlaşma ve neoliberal kapitalizmin topluma, bireye sirayetiyle birlikte toplumdan dışlanan, “engelli” olarak tanımlanan bireylere dönük kolektif yaklaşım bitirildi; dayanışma bitirildi ve bu bireyler devlete, piyasaya ve “profesyonel” kurumlara emanet edildi. Bakım evleri, rehabilitasyon merkezleri, “uzmanlar” devreye girdi. İnsan ilişkisinin ve toplum dayanışmasının yerini prosedürler; merhamet ve vicdanın yerini bürokrasi aldı. Tekrar önümüze kapitalizmin insanı verimlilik ve maliyet üzerinden değerlendirmesi çıkıyor. Kapitalizm, üretmeyen ve bağımlı görülen her bireyi bir yük olarak görür. Bu mantık en çok da dezavantajlı bireylere vurur. Akıl ve ruh sağlığı sorunu yaşayanları, engellileri, yaşlıları vurur. Devlet kurumları da bu sistemin içinde çoğu zaman denetimden uzak, vicdandan yoksun bir şekilde işler hâle geldi. Batman’daki Şifa Bakım Merkezi’ndeki iddialar da tam olarak bu yapısal çürümenin sonucudur.

Ahlaki karakterler kapitalist modernite kişiliklerine dönüştü. Devrimci karakter, öz karakter aşındı. Merhamet ve utanma en devrimci duyguyken utanma duygusu kalmadı. Çünkü bu halkın özünde güçlüye karşı durmak kadar dezavantajlıya, zayıfa sahip çıkıp dayanışma sağlamak da bir duruştu. Toplum, dezavantajlı bireye kolektif dayanışma sağlamayı onur meselesi yapardı. Bugün ise o devrimci vicdan, kapitalist kişiliğin bireyciliği, tüketim kültürünün ben odaklı neoliberalizmi altında eziliyor. İnsanlar kendi bireysel hayatlarının yüküyle boğuşurken dezavantajlılara dönük dayanışmanın ve kolektif yaklaşımın ortadan kalktığının farkında bile olamamıştır.

Batman’da bu acı olay sadece bir olay değil; bizi biz yapan özümüzden, kolektif yaşamımızdan, kültürümüzden ve değerlerimizden uzaklaşmanın faturasını önümüze koyuyor. Kürdistan’ın her yerinde benzer yozlaşma ve kapitalist kişiliklerin sirayetinin belirtileri görülüyor. Toplumun bağları zayıflıyor, mahalleler arasındaki dayanışma zayıflıyor, kolektif yaşam yaklaşımı bitiyor. İnsan ilişkileri ticari hâle geliyor.

Çözüm, tam da çokça konuştuğumuz komün yaşamda, kolektif akıl ve yaklaşımda, vicdana sarılmaktadır. Elbette devlet kurumlarını denetim altına almak, personel eğitimini artırmak, bağımsız gözlem mekanizmaları kurmak şarttır. Ama asıl mesele bunlarla bitmez. Asıl meselenin çözümü, demokratik modernite kişiliklerinde; insani öze dönüş, merhameti, vicdanı, ahlakı devrimci bir değer hâline getirmek ve kolektif akılla ihtiyaç üzerine komünle örgütlenmek, ahlaki ve politik toplumu oluşturmaktır.

Bakın, demokratik modernite kişiliğinin temel sorumluluklarının başında politik ve ahlaki sorumluluk gelir. Neolitik dönemin ahlaki-politik toplumundan ilham alır, iktidar öncesi topluluk yaşamını ve kolektif kadın öncülüğünü referans alır. Uygarlık tarihi boyunca devam eden demokratik direniş geleneğini sürdüren; yaşamın her alanında sorumluluk alan, toplumsal değerlere bağlı, yaratıcı fikirler üreten, toplumsal düşünen, toplumsal üreten demokratik modernite kişiliği; dayanışmayı, ortak iradeyi ve ortak aklı esas alır. Bağımlılık ilişkilerinden uzak, ilkesel bağlılık yanı güçlü; kölelik, sömürü ve tahakküme karşı dirençlidir. En önemli yanı da budur.

Çözüm, demokratik modernite kişiliğinin oluşturduğu komünlerdedir. Topluma, kadına, çocuğa, dezavantajlı bireylere yöneltilen bütün kötülüklerin, özel politikaların, toplumu çürütmeyi hedeflediğinin; ancak bu hedefin örgütlü toplumla boşa çıkartılacağının bilinciyle gece gündüz toplumda ahlaki ve politik örgütlenme çalışmasını yürütmek, bilinç oluşturmak ve toplumda iyiliği oturtmak boynumuzun borcu olmuştur.

Etiketler: BatmanCezasızlık PolitikalarıDemokratik moderniteGülistan Dokukapitalist moderniteMusa OrhanSayı 174Şifa Bakım Merkezi
Önceki İçerik

Belediyecilikte Kadınların Var Olma Mücadelesi

Sonraki İçerik

Kadın Fikriyatıyla Yerel Yönetimleri Yeniden Örmek

Sonraki İçerik
Kadın Konferansı ve Yeni Dönem Yol Haritası

Kadın Konferansı ve Yeni Dönem Yol Haritası

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.