Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Yoksulluk Nafakası Değil, İnsana Yaraşır Bir Ekonomik Güvence

Sakine Esen Yılmaz Sakine Esen Yılmaz
21 Haziran 2026
Yazı
0
Yoksulluk Nafakası Değil, İnsana Yaraşır Bir Ekonomik Güvence
0
SHARES
15
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Karşımızda uluslararası sözleşmeleri yok sayan, demokratik değerlerle değil ebedî iktidar uğruna her şeyi yozlaştıran bir güç var. Bu güç ve onun yarattığı yozlaşmalara keskin bir neşter vurulmadan herhangi bir alanda sorunların çözülmesini beklemek boşa zaman ve enerji kaybından başka bir anlama gelmeyecektir

Anayasa Mahkemesinin Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesindeki süresiz nafaka ibaresini iptal etmesi ve 12. Yargı Paketi ile yeniden düzenlenmesi, bir yandan AKP iktidarının iş başına gelmesinden bu yana devam eden kadınları ikincilleştirme ve kadınlar üzerinden toplumu kendi hedefleri doğrultusunda yeniden dizayn etme stratejisinin bir parçası, diğer yandan hukuk sisteminin iktidarın elinde, erkekleri koruyan kullanışlı bir aparata dönüştürüldüğünün çarpıcı bir göstergesi. On yıllar içerisinde kadınlara karşı sistemli ve örgütlü olarak suç işleyen ve bu suçları cezasızlıkla adeta destekleyen bir düzen kuruldu.

Bu düzen içerisinde kadınlara önce anne ve eş olma rolü biçildi. En az üç çocuk doğurması öğütlendi, şiddete uğrasa bile “kol kırılır, yen içinde kalır” yaklaşımıyla boşanmaması tavsiye edildi. Kadınlar için erkeğe bağımlı bir hayat öngörüldü. Bu bağımlılık ilişkilerini reddeden kadınlar boşanma aşamasında ya da sonrasında erkekler tarafından şiddete uğradı, öldürüldü. Şimdi de boşanmaları durumunda zaten hâlihazırda kuş kadar olan ve fiilî olarak ödenmeyen yoksulluk nafakası, yani boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın, temel geçim giderlerini karşılayabilmek için diğer taraftan mali gücü oranında nafaka isteyebileceğini düzenleyen yasa maddesi ortadan kaldırılıyor. Hem de ilk bakışta kulağa makul ve tutarlı gibi görünen; fakat aslında büyük bir dezenformasyona dayanan argümanlarla. Deniliyor ki nasıl bir yıl evli kalınıp boşandıktan sonra ömür boyu erkekler boşandıkları eşlerinin geçimini sağlamakla yükümlü olur? Sözüm ona nafaka verdikleri için evlenemeyen ve hayatlarını yeniden kuramayan erkekler varmış (?) Bir de nafaka yüzünden boşanma sonrası tartışmalar ve anlaşmazlıklar uzuyormuş. Boşanma sonrası ve sırasında tartışmalar ve şiddet, erkeğin kadınları kendi mülkleri olarak görmesinden kaynaklanıyor ve erkeklerin nafaka yüzünden tekrar evlenemedikleri de koca bir yalandan ibaret.

Gerçekçi olmak gerekirse esas mesele, asgari ücretin neredeyse dörtte biri kadar olan ve çoğu zaman ödenmeyen nafakanın varlığında erkeklerin omzunda bir yük olması ya da bu nafakanın ödenmemesi hâlinde kadınların olduklarından çok daha fazla mağdur olmalarından ziyade, kadınların sindirilmesi ve boşanmak isteyen kadınlar üzerinde caydırıcı bir etki yaratması beklentisi. Aksi takdirde bugün Meclis’te tek başına çocuk büyüten ve yoksul olan kadınlar için özel teşvik kredileri, vergi muafiyetleri, sağlık, eğitim, komünikasyon destekleri; kadınların iş bulmalarını kolaylaştıracak kurslar vb. ile ilgili yasal düzenlemeler konuşuluyor olunabilirdi.

AKP iktidarı, iş başına geldiğinden beri kadınları eve kapatma ve aile içine hapsetme stratejisini sistematik biçimde hayata geçiriyor. Taktik olarak da bir grup erkek eliyle önce bir kamuoyu yaratıyor, ondan sonra da yasama ve yargıyı devreye koyuyor. Peki bir sonraki adım ne olacak? Geçtiğimiz haftalarda dolaşıma sokulan “Evde kalsın kızlar ne olur Reis” videosuna bakacak olursak sonraki adımın kadınların çalışma hayatına katılımı ile ilgili olabileceği şüphesi hiç de komplovari olmayacaktır.

Bugüne dek yaşananlar ortadayken peki kadınlar ne yapmalı? İktidarın kadınlara yönelik bu stratejisi nasıl boşa çıkarılabilir? Esasında kadınların ve kadın örgütlerinin üzerinde durmaları gereken kritik noktanın bu olması gerekiyor.

Bunu yapabilmenin yegâne yolu kadınların kendilerini güçlendirmelerinden geçiyor. Yasalar elbette ki önemli. İstanbul Sözleşmesi için de nafaka hakkı ya da kadınların eşit yurttaşlık hakları için de mücadeleye devam edilmesi gerekiyor. Ancak içinde bulunulan koşullarda var olan yasaların dahi keyfî bir biçimde uygulanmaması ya da boşa çıkarılması gerçeğiyle karşı karşıyayız. Karşımızda uluslararası sözleşmeleri yok sayan, demokratik değerlerle değil ebedî iktidar uğruna her şeyi yozlaştıran bir güç var. Bu güç ve onun yarattığı yozlaşmalara keskin bir neşter vurulmadan herhangi bir alanda sorunların çözülmesini beklemek boşa zaman ve enerji kaybından başka bir anlama gelmeyecektir.

Bununla beraber düşüncelerimizi ve hayatlarımızı kendi başımıza özgürleştirmenin olanaklarını bulmalıyız. Öz güç, öz savunma, otonom örgütlenmeler bu konuda bir çıkış noktası oluşturabilir. Dernek veya platform örgütlenmeleri kadınların güçlenmesi için artık ne yazık ki yeterli değil. Basın açıklamaları ve yürüyüşler yapmak da öyle. Daha farklı dayanışma ağlarına ihtiyacımız var. Mesela kadınların işsiz kaldıklarında iş bulmalarına yardım edebilecek, şiddete maruz kaldıklarında kapısını çalabilecekleri kız kardeşlik evlerine ihtiyaç var. Bütün bunlar belki bir ütopya gibi görünüyor; ancak şimdiye kadar bir distopya olarak gördüğümüz her şey iktidar eliyle gerçekleştirildi ve gerçekleştirilmeye devam ediliyor. O hâlde neden bizler de ütopyalarımızı gerçeğe dönüştürmeyelim? Şimdiye dek her yöntemi denedik. En büyük gece yürüyüşlerini yaptık. En güzel bildirileri kaleme aldık. Kadınlar aleyhine çıkarılmak istenen yasaları durdurduk. Yeni yasalar yapılmasını sağladık. Peki ne oldu? Başladığımız yere geri dönmediysek de dönmek üzere olduğumuzu gördük. Artık bazı şeyleri farklı yapmak zorundayız. Neden kadınlar yoksulluk nafakası için mücadele etsin? Bizlerin yoksulluk nafakasına değil, insan onuruna yaraşır bir ekonomik güce sahip olması gerekir. Esasında bunun olanakları için mücadeleyi örgütlemeliyiz. Yoksa her seferinde yeni bir saldırı yasası ve ona karşı geliştirilen protesto gösterileri, sonrasında kabullenme ve sönümlenme şeklinde devam eden döngüden çıkamayacağız.

Etiketler: Boşanma HakkıFeminizmİstanbul SözleşmesiKadın DayanışmasıKadın haklarıKadın MücadelesiKadınların MücadelesiKürt kadın mücadelesinafaka gaspıNafaka hakkıSayı 173
Önceki İçerik

Aile mi, Kadın mı?

Sonraki İçerik

Nafakayı da Yaşamı da Savunuyoruz

Sonraki İçerik
Gasp Paketleriyle Yaşamlarımızı Zincirleyemezsiniz!

Gasp Paketleriyle Yaşamlarımızı Zincirleyemezsiniz!

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.