Mayıs, şehitler ayının kadın yüzü; başka bir tarih yazımı ve inşasıdır. Hakikate şahitlik etmenin yanında, kadının toplumsal özünün, insanın insanlaşmasındaki anayanlı toplumsal gerçekleşmenin yeniden tanımlanması ve ispatıdır.
İnsandaki metafizik hakikati açığa vuran; bedensel varoluşun aşıldığı, hayranlık, hayret ve dehşet duygusunu bir arada yaşatan an ve gerçeklik, şehadet gerçekliğidir. Buradaki dehşet; olumsuzluk ya da korkunçluk anlamında değildir. Hatta sarsıcılığı ve etki gücü ifade edildiğinde bile, edebiyattaki “korkunç güzel” tanımıyla örtüşen bir anlam taşır. Bu anlamda şunu belirtmek yerinde olur: Şehitler hem en büyük toplumsal değer, hem geleceğin inşası için dayanak olan en büyük miras, hem de ispatlanmış hakikattir. Zira ancak bir amaç ve anlam, insanın kendi varoluşundan daha büyük ve daha önemliyse, insan kendini ona bedel verebilir; kendi varlığını ona adayabilir. Elbette o büyük anlam ve amaç, toplumsal olduğu oranda hakikatle örtüşür.
İspatlanmış hakikattir şehadet. Neden? Çünkü hem uğruna feda olunanın şahitliği anlamında ispatlanmıştır, hem de insandaki esnek zekânın olumsuzluğa da açık olan değişkenliği ve gerileme olasılığı, şehitte ve şehadette yoktur. Bir amacın doğruluğu, uğruna nelerin bedel verilebileceği ve fiziksel varoluşu aşan toplumsal metafizik gerçeklik ispatlanmıştır. Bu nedenle şehitler gerçeği, en büyük değer ve tereddütsüz takip edilebilecek çizgidir.
Mayıs şehitleri, dünya devrim tarihine damgasını vurmuş evrensel bir gerçeklik ve hakikattir. 1972 Denizler, 1973’te ser verip sır vermeyen devrimci İbrahim Kaypakkaya, 1977 Taksim 1 Mayıs şehitleri bir kızıl destan gibidir. Anadolu’yu kucaklayan atılgan bir slogan gibidir. Buradan Kürdistan’a uzanan bir roman, bir dengbêj ağıdı, bir kardeşlik türküsüdür Mayıs.
Özgürlük Hareketi, tüm bu değerler ve şehitler mirası üzerinde göğermiştir. Bu anlamda, Özgürlük Hareketi’nin tarihi ve hakikati bir şehitler hakikatidir demek yerinde olur. Üstü betonlanmış bir mezar durumunda olan, artık yeşermesi imkânsız bir kuru odun olduğu düşünülen Kürt gerçekliğinin yeşerebileceğine dair inanç, her şeyden önce şehitler gerçeğiyle gelişmiştir. Haki Karer’in şehadeti böylesi tarihsel bir hakikattir. O sadece devrimci olmamış, sadece öncü olmamış; aynı zamanda bir Türk olarak Kürdistan’ın özgürlüğü için bedel olmayı bilmiş, bu gerçekliğe ve hakikate şahitlik etmiştir. Haki Karer’in şehadetiyle; davaya inancı büyüterek ispatlanmış bu hakikati gerçekliğe dönüştürme ya da bundan vazgeçme tercihleriyle yüz yüze kalan Özgürlük Hareketi, partileşme kararıyla şehadet hakikatinden yana tavrını netleştirmiştir. Bundan sonrası, bu tercihin ateşten bir nehir gibi ufka uzanma tarihi ya da zorlu, acılı ve korkunç güzel maratonudur.
Mayıs ayı, bu maratonun en kızıl koşulduğu yüz metre, en gürül akan nehir kavşağı ya da ateş güllerinin en yoğun açtığı bahçedir. Şehitler ayı olması bu nedenledir. Halil Çavgun şahsında ilk halk serhıldanından Dörtlerin ateş halayına, Mehmet Karasungur ve İbrahim Bilginlerin ihanete karşı tereddütsüz direnişine, Êrîş ve Andokların inkâr karşısında öze yürüyüş destanına dönüşerek büyür.
Mayıs şehitler ayının kadın yüzü, başka bir tarih yazımı ve inşasıdır. Hakikate şahitlik etmenin yanında, kadının toplumsal özünün, insanın insanlaşmasındaki anayanlı toplumsal gerçekleşmenin yeniden tanımlanması ve ispatıdır. Değil midir ki Leyla Kasım’ın şehadeti ve idam sehpasındaki sözleri olmasa, 1973’te İbrahim Kaypakkaya’nın hemen yanı başında özgürlüğün hakikatine şahitlik eden Kürt kadınlarının olduğunu, bu kadınların nasıl bir bilinç, ruh ve irade taşıdığını bilemeyecektik.
11 Mayıs 1992’de Tetwan’da şehadete ulaşan Ozan Mizgîn, yani Gurbet Aydın, devrimciliğin de hakikat gibi bütünlüklü olduğunu hem yaşamı hem de mücadelesiyle tarihe not düşer. Özgürlük Hareketi tarihinin ilk özgün kadın örgütü olan YJWK’nin inşasında ve müzikte tarihe önemli bir miras bırakan Koma Berxwedan’ın kuruluşunda yer alır. İlk kadın eyalet komutanı olması, kadının öz gücü ve öz güveninin gelişim düzeyini ifade ederken; bir eyaletten bir eyalete geçerken kolektif yürüyüşünü stran’a dönüştürecek kadar sanat yüklüdür. “Bêlûk rêket” stranı bu yaratıcılığın eseridir.
9 Mayıs’ta Ferzad Kemanger, Elî Heyderiyan ve Ferhat Wekîlî ile birlikte idam edilen Şîrîn Elemhûlî, İran rejiminin kadına giydirdiği kefeni yırtma ve Kürt halkının tutsak edildiği kemendi koparma cesaretidir. Şîrîn Elemhûlî, bu anlamıyla Kürt kadınının direnişçi özünün çağsal özetidir. Bugün Afrika’dan Uzakdoğu’ya, dünyanın dört bir yanına uzanan Jin Jiyan Azadî gerçekliği, bu hakikatin evrenselleşme ve insanlığa mal olma düzeyidir.
Şehitler ayı olarak Mayıs; şehadet gerçeği ve bunun özgün yüzü olan kadın şehitler şahsında tarih yazmaya, bugünde tarihi inşa etmeye devam etmektedir. Bu nedenle şehidi anlamak; hakikati, gerçeği ve kendini anlamaktır.

