Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

MESEM’ler Üzerine Bazı Meseleler

Hülya Çapar Duran Hülya Çapar Duran
19 Nisan 2026
Yazı
0
MESEM’ler Üzerine Bazı Meseleler
0
SHARES
1
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre, 2025 yılında en az 94 çocuk, güvencesiz çalışma koşulları altında hayatını kaybederken, en az 17 çocuk MESEM programı kapsamında yaşamını yitirmiştir 

Zordur elbet yaşamak, ağzınızda gümüş kaşıkla doğmadınızsa şayet. Ve zordur anlamak, yaşama dair belirlenen kuralların hep kâğıt üzerinde yazılı olduğunu görüp de erişemiyor olmak! Örneğin “eğitim hakkı” anayasal bir haktır ancak toplumun neredeyse yarısı bu haktan mahrumdur. Sözleşmeler, anlaşmalar, kanun “çocuğun üstün yararı” der durur, lakin o “üstün yarar” sadece bir klişeden ibarettir. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin ilk maddesinde “onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.” yazar ancak çoğu çocuk, 18 yaşından epey önce yetişkin olmuştur artık. Tüm bu yazılı belgeler sadece bir yasak savma mekanizması olmanın dışında bir anlam taşımaz, çocukluğu sokaklarda, fabrikalarda, yoksul evlerin açlık kokan duvarlarında geçenler için.

Kapitalist dünyanın en acımasız dönemine doğan şimdiki çocuklar için ise “çocukluk” sadece masaldan ibaret bir tanım değil de nedir? Ekranların, fabrikaların, teknolojinin gelişen her adımının çocukların hem çocukluğunu hem de boğazındaki lokmayı çaldığını herkes bilir, lakin herkes susar. Sistemin çökmesine kimsenin tahammülü yoktur: mesela sermayenin, mesela fabrikaların, mesela piyasaların… Bu acımasız çarklar işçileştirilen çocukları doğurdu ve o çarklar bu çocukları birer birer öldürüyor; hem fiziken hem ruhen.

Gelelim mevzuya: Türkiye’de çok sayıda çocuğun çeşitli vesilelerle eğitim alanı dışına itildiği biliniyor. Tüm dünyanın düzenini değiştiren pandemi ve elbette süregiden savaşlar, her gün daha fazla çocuğun eğitim dışına itilmesinin en önemli müsebbipleri olarak duruyor karşımızda. Ülkelerinden göçe zorlanan milyonlarca çocuk, dağıldıkları dünyanın dört bir yanında ucuz iş gücünün önemli bir parçası durumunda. Güvencesiz koşullarda çalışan milyonlarca çocuk, ölümle burun buruna olduğu halde çalışmak zorunda. Ülkeler, daha doğrusu sistem ise bu durumu sonlandırmanın değil, devamını sağlayacak yöntemleri geliştirmenin peşinde. Son 13 yılda 836’dan daha fazla çocuğun işyerlerinde yaşamını yitirmiş olduğu kayıtlara geçmiştir. Bu ölümler bizlerin bağrını yakıyor ama sermaye ya da daha doğru bir tabirle sistem, birer fire gözü ile bakıyor. Sömürü düzenin devamı,  “iş”in devamı olarak görüldüğü için, sönen yüzlerce hayatın onlar açısından bir önemi yok. Mühim olan üretim, mühim olan tüketim, mühim olan insanlık değerlerinin vahşice yok edilmesi. 

Türkiye’de çocuk emeğinin sömürülmesi meselesi, adına MESEM denilen ve “eğitim süreci” ile ilişkilendirilerek “masum” hatta “gerekli” gösterilen bir sistem aracılığı ile yönetilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olan Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ortaöğretim kademesinde bulunan meslek okulları olup 9 Aralık 2016’de Resmi Gazete’de Yayımlanan kararla kurulmuştur. Çıraklık eğitimi, örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınarak “Çırak öğrencilerin ahilik kültüründen gelen usta çırak ilişkisiyle mesleklerini işbaşında öğrenmeleri”nin amaçlandığı ifade edilmiştir. MEB bu bağlamda çırak öğrencilere asgari ücretin yüzde 30’u, kalfa öğrencilere ise asgari ücretin yüzde 50’si oranında ödeme yapmaktadır. Ancak bu ödemelerin yapılıp yapılmadığı, gereken usullerde gerçekleşip gerçekleşmediğine dair elimizde net bir veri olmamakla birlikte, çocuğu çocuğun anlatımı ücretlerinde de aksamalar olduğu yönünde. 

Kuşkusuz mesleki eğitim, nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ve istihdamın artırılması önemlidir. Ancak bu yönlü çalışmanın bir çıktısı olarak izah edilen MESEM’ler; nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi yerine çocuk emeğinin sömürüsü olanak sağlayan kurumlar olarak varlığını sürdürmektedir. 

Her ne kadar çocukların eğitime devamı öngörülmüş gibi gözükse de çocuklar eğitim merkezleri yerine fabrikalarda çalışmaktadır. Eğitim merkezlerinde, eğitim için gerekli olan modern donanım ve materyaller bulunmamaktadır. Mesleki eğitim veren öğretmenlerin sayısının yetersiz olması ve mevcut öğretmenlerin sürekli mesleki gelişim olanaklarından yeterince faydalanamaması, eğitimi kalitesizleştirmektedir. Yani esasen eğitim konusuna ayrılmış bir bütçe olmaması ve bu sistemin salt fabrikada çocukların işçi statüsünde çalıştırılması odaklı oluşu ciddi bir sorun alanıdır ve iddia edildiği gibi nitelikli iş gücü ve istihdam gibi bir amaç söz konusu değildir. 

Son yıllarda çok sayıda iş cinayeti meydana gelmesi üzerine Milli Eğitim Bakanlığı, 81 ilin valiliğine gönderdiği 2024/36 sayılı genelge ile verdiği, okullarda ve işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin artırılması, işyerlerinin beceri eğitimi için öğrenciye uygun olup olmadığının tespiti ile gerekli kriterleri taşımayan işyerlerine öğrenci gönderilmemesi yönündeki talimatın yeterli olmadığı son yıllarda yaşanan iş cinayetleri ile netlik kazanmıştır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre, 2025 yılında en az 94 çocuk, güvencesiz çalışma koşulları altında hayatını kaybederken, en az 17 çocuk MESEM programı kapsamında yaşamını yitirmiştir 

17 yaşındaki İnşaat İşçisi Alperen Enes Ural, 17 yaşındaki İnşaat İşçisi Murat Can Eryılmaz, 15 yaşındaki Mobilya İşçisi Erol Can Yavuz, 15 yaşındaki inşaat işçisi Sedat Kurt, 16 yaşındaki Yakup Güneş, 14 yaşındaki Metal İşçisi Arda Tonbul, 17 yaşındaki Ömer Çakar, 16 yaşındaki Zekai Dikici ve 17 yaşındaki Ulaş Dumlu MESEM çalışmaları nedeniyle yaşamlarını yitirmiştir. Salt bu veriler, MESEM adı altındaki projenin, aslında sermayedarlar için ucuz işgücü olanağı yaratılması için oluşturulduğunun açık izahıdır. Sadece iş cinayetleri değil, çocukların her türlü istismarına da zemin hazırlayan bir projedir MESEM. Bu program kapsamında bir fırında çalıştırılan çocuğun, işyeri sahibi İsmail Çelik’in tecavüzüne maruz kaldığı haberleri de kamuoyuna yansımış olup, çocukların tamamen çürümüş bir sistemin çarklarının arasına bırakıldığını görüyoruz. Üstelik cezasızlık politikası burada da işliyor. İsmail Çelik’in tutuklanmadığı, hatta onun işyerine hala çocukların stajyer olarak gönderildiği biliniyor.  Konu gayet net, bu konuda yorum dahi yapılmasına gerek yok sistemin çocukları nereye koyduğunu izah için. Evet, sistem ya da daha doğru bir ifade ile kapitalizm, çocukları yok saymaya devam etmekte, sermayeye peşkeş çekmekte beis görmemektedir. 

Nisan 2023 tarihi itibarıyla mesleki teknik eğitim çerçevesinde döner sermaye kapsamındaki üretim gelirlerinin 2 milyar lira olduğu, ancak bu gelirden öğrenci ve öğretmenlere düşen payın yalnızca 300 milyon lira olduğu ifade edilmektedir. Üretim gelirinin 2023 yılı sonunda yaklaşık 3,5 milyar liraya yükseldiği tahmin edilirken, sonraki yıllarda bu artış eğiliminin devam ettiği görülmekte, buna karşın, öğrencilerin aldığı ücretler yasal olarak asgari ücrete endeksli kalmaya devam etmektedir.

2026 yılı itibariyle net asgari ücret 28.075 TL olarak belirlenmiş ve bu doğrultuda staj ve çıraklık ücretleri de güncellenmiştir. Buna göre MESEM kapsamında 9, 10 ve 11. sınıf öğrencileri asgari ücretin en az %30’u oranında, yani yaklaşık 8.422 TL, 12. sınıf öğrencileri ise en az %50’si oranında, yani yaklaşık 14.037 TL ücret almaktadır. Dolayısıyla ücretlerde nominal bir artış görülse de bu artış, sistemde yapısal bir değişimden değil, doğrudan asgari ücrete yapılan zamdan kaynaklanmaktadır. Öğrencilere ödenen ücretlerin hâlâ asgari ücretin belirli bir yüzdesine sabitlenmiş olması, üretim gelirlerindeki artışa rağmen öğrenci payının görece sınırlı kalmaya devam ettiğini göstermektedir.

Çocuk yoksulluğuna ilişkin güncel veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kaynaklı olup, son açıklanan verilere göre çocukların yaklaşık %31,3’ü yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bununla birlikte daha geniş ölçütler esas alındığında, çocukların %36,8’inin yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunduğu, bazı çalışmalarda ise bu oranın %40’a yaklaştığı görülmektedir. Bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, her 10 çocuktan en az 3’ünün, geniş tanımla ise yaklaşık 4’ünün yoksulluk koşullarında yaşadığı anlaşılmaktadır.

Nüfusa oranlandığında bu durum, çocukların önemli bir bölümünün eğitim hayatından kopma riskiyle karşı karşıya kaldığını ortaya koymaktadır. Nitekim artan yoksulluk, çocukların erken yaşta işgücüne katılımını teşvik etmekte ve bu durumun iş dünyası tarafından ucuz işgücüne dönüştürüldüğü görülmektedir. Güncel veriler, çocuk yoksulluğunun yalnızca devam etmediğini, aynı zamanda derinleşme eğilimi gösterdiğini ortaya koymakta olup, önümüzdeki dönemde tablonun daha da ağırlaşabileceğine işaret etmektedir ki yaşanan son gelişmeler dikkate alınırsa tablo zaten vahim!

Önce Suriye, sonra Ukrayna, Filistin, Gazze, Lübnan şimdi ise İran savaşı son derece katmanlı ve acımasız bir şekilde seyrediyor ve halihazırda MESEM’lerle ilişkide olan yaş grubu çocuklar bu savaşın içine doğmuş ve savaşın içinde büyümeye çalışan bireyler. Yani şiddetin içine doğan ve şiddet sarmalının içinde büyüyen bir nesilden söz ediyoruz. Sosyal politikaların yapısal sorunlara eğilmediği, eğitim sisteminin çocukları yok saydığı, derin bir ekonomik kriz ve bunun getirdiği geleceksizlik kaygısı ile boğuşmak zorunda bırakılan yeni nesil, çaresiz. İşte bu büyük çaresizliğin neticelerine, önce Siverek’te ardından Maraş’ta tanıklık ettik. Yüreğimiz parçalanırcasına yaşadığımız bu gerçeklik, içinde bulunduğumuz ve kapitalizmin yarattığı çoklu krizlerdir. İlgili kurumlar ve sorumlular bu krizi görmek ve çözmek yerine çocukların hayatlarından çalan sistemler icat ettiler ve etmeye devam ediyorlar. Yaşamları, belki de çağın en acımasız dönemine tesadüf eden çocuklar için gerçek ve yapısal bir çözüm üretilmediği müddetçe, bunu üzülerek ifade etmek isterim ki, yaşanan tüm sorunlar katlanacaktır. 

Bu nedenle bir kez daha ve bir kez daha ifade etmek isterim ki, çocukları kapitalist sistemin acımasız döngüsü içerisine hapsetmek yerine, onlara çocukluklarını yaşayabilecekleri, eğitim hakkına tam ve eşit biçimde erişebilecekleri, yoksulluğun ve sömürünün gölgesinden uzak, güvenli ve onurlu bir yaşam sunulması gerekmektedir. Çocuklara çocukluklarının geri verildiği, emeklerinin ucuz işgücü olarak görülmediği, hayallerinin ekonomik zorunluluklara kurban edilmediği yeni bir yaşamın örülmesi, yalnızca sosyal bir sorumluluk değil, aynı zamanda adil ve insan onuruna yakışır bir toplum düzeninin kurulabilmesi için tek kurtarıcı yoldur. Çünkü çocukların korunmadığı, eğitimden uzaklaştırıldığı ve yoksulluğa mahkûm edildiği bir düzende ne toplumsal adaletten ne de gerçek bir gelecekten söz etmek mümkündür; gerçek gelecek ancak çocukların özgür, güvende ve umut içinde büyüyebildiği bir toplumla inşa edilebilir.

Çocukların sömürülmeyecekleri toplumsal üretim süreçlerine özgür bir şekilde katılmaları için onlarla dayanışma içerisinde olmak etik ve politik bir sorumluluk olarak görülmelidir. Ancak bu bakış açısı ile özgür, güven içinde ve umudun her daim yeşertildiği bir toplum tahayyülümüze ulaşabiliriz.

Etiketler: çocuk cinayetleriÇocuk haklarıÇocuk hakları sözleşmesiçocuk işçiÇocuk işçiliğiiş cinayetleriKatledilen çocuklarMESEMSayı 164
Önceki İçerik

Bayram’dan Bayram’a Çocuklar…

Sonraki İçerik

Çocuk İşçiliği ve MESEM: Kapitalizmin Karanlık Yüzü

Sonraki İçerik
İstisna Halinin Kural Haline Gelmesi: Kürt Çocuklarının Yaşamında Kalıcılaşan OHAL

İstisna Halinin Kural Haline Gelmesi: Kürt Çocuklarının Yaşamında Kalıcılaşan OHAL

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.