Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Baskıya, Savaşa, Şiddete Karşı BİV’in Bir Yıllık Mücadelesi

Yasemin Özgün Yasemin Özgün
1 Mart 2026
Yazı
0
Baskıya, Savaşa, Şiddete Karşı BİV’in Bir Yıllık Mücadelesi
0
SHARES
3
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Bir yıllık deneyim, önemli bir politik tespiti netleştirdi: Barış, otomatik olarak kadınların eşitliğini, özgürlüğünü ve yaşam güvencesini getirmez. Erkek şiddetinin son bulması, cezasızlığın ortadan kalkması ve patriyarkanın çözülmesi kadınların barış mücadelesi ile gerçekleşir.Bu nedenle burada sözünü ettiğimiz barış, Kürt meselesinin demokratik ve eşitlikçi çözümünü içeren; halkların, inançların, kimliklerin ve kadınların eşit olduğu bir toplumsal düzeni ifade eder

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, 2024 yılında yalnızca bir politik girişim olarak değil, bir hatırlama ve yeniden kurma çağrısı olarak ortaya çıktı. Amaç, kadınların barışa dair kolektif hafızasını yeniden canlandırmak, yıllara yayılan mücadele deneyimini bugünün siyasal koşullarında yeniden üretmek ve barışı kadın mücadelesine dayalı bir politik hat olarak örmekti. Bu çağrı, barışın kadınlar açısından hiçbir zaman yalnızca silahların susması anlamına gelmediğini bilen bir yerden yükseldi. Çünkü bizler kadınlar için barışı; eşitlik, özgürlük, şiddetsiz bir yaşam ve kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma hakkı olarak tarifledik.

İnisiyatifin çıkış noktası, barış ihtiyacını bireysel bir duygu olmaktan çıkarıp kolektif bir politik talebe dönüştürmekti. Her birimizin barışa neden ihtiyaç duyduğunu birbirimize yeniden anlatmak, bu ihtiyacı toplumsallaştırmak ve kadınları barışın öznesi olarak kurmak, bir yıllık hattın temel yönünü belirledi.

22–23 Şubat 2025: Barışı Konuşmak, Savaşı Teşhir Etmek

Bu hattın düşünsel zemini, 22–23 Şubat 2025’te gerçekleştirilen Kadınlar Barışı Konuşuyor çalıştayında kuruldu. Türkiye’nin farklı kentlerinden yüzü aşkın kadının katıldığı bu buluşma, barışın bugünkü anlamını tartışmaya açtı. Savaşın yalnızca çatışma bölgelerinde yaşanan bir olağanüstü hal olmadığı; ekonomi politikaları, yoksullaştırma, güvencesizleştirme ve kadın emeğinin değersizleştirilmesi yoluyla gündelik hayatın içine yerleştiği tespiti, tartışmaların ortak zeminini oluşturdu.

Atölyelerde savaş ekonomisi ile kadın emeği arasındaki bağ, barış mücadelesi ile kadın mücadelesinin neden birlikte yürümek zorunda olduğu ve kadınların nasıl bir barış istediği soruları ele alındı. Küresel ölçekte sağ siyasetin yükselişiyle birlikte jeopolitiğin toplumsal taleplerin önüne geçtiği, bir halkın yok edilmesinin, kadınların köleleştirilmesinin, muhaliflerin hapsedilmesinin ve şiddet üzerine kurulu rejimlerin “barış” söylemiyle meşrulaştırılabildiği bir siyasal zeminde yaşadığımız tespiti yapıldı.

Tam da bu nedenle kadınların barış politikasının inşası, bir tercih değil zorunluluk olarak tarif edildi.

Barışın Toplumsallaşması: Sokaktan Meclis Önüne

Çalıştayda ortaklaşılan en güçlü vurgu, barışın kadınlar arasında toplumsallaşması gerekliliğiydi. Bu perspektif, 31 Mart 2025’te TJA öncülüğünde Amed’de gerçekleştirilen Toplumsal Barış ve Demokratik Çözüm Yürüyüşü’ne Ankara, İstanbul ve İzmir’den kadınların inisiyatif pankartıyla katılmasıyla kamusal alana taşındı.

24 Mayıs 2025’te Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde yapılan açıklama ise bu hattın siyasal taleplerini somutladı. Kadınlar burada üç acil talebi dile getirdi:

  • Siyasetin suç sayılmasına son verilmesi ve siyasi mahpusların serbest bırakılması
  • Sınır ötesi askeri operasyonların durdurulması
  • Kayyım rejiminin kaldırılması

Henüz Meclis’te bir komisyon kurulmamışken yapılan bu çağrı, barışın hukuki zeminini oluşturma sorumluluğunun Meclis’e ait olduğunu hatırlatan bir müdahaleydi. Aynı zamanda kadınların müzakere süreçlerinde yer almasının bir temsil meselesi değil, barışın toplumsallaşmasının koşulu olduğu vurgulandı.

Müzakereyi Kadınlar Konuşuyor: 14 Haziran 2025

14 Haziran 2025’te İstanbul’da gerçekleştirilen ve İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan ile yapılan buluşma, kadınların barış süreçlerinde doğrudan söz kurduğu önemli momentlerden biri oldu. Bu kapalı toplantı, kadın hareketinin müzakere süreçlerine dair bilgi alabileceği, tartışabileceği ve kendi politik hattını kurabileceği bir zemin yarattı.

Bu buluşma, kadınların barışı yalnızca dışarıdan destekleyen değil, kuran ve yön veren bir özne olma iddiasını güçlendirdi.

Saldırı Altındaki Kadınlarla Dayanışma

19 Temmuz 2025’te Suriye’de HTŞ ve bağlantılı cihatçı grupların Alevi kadınlara yönelik saldırılarına karşı yapılan eylem, savaşın kadın bedenini hedef alan erkek egemen şiddetine karşı bir söz kurdu.

3 Ağustos 2025’te İstanbul’da gerçekleştirilen Ezidî soykırımı söyleşisi ve ardından yapılan eylemler, IŞİD’in kadınlara yönelik sistematik suçlarına karşı uluslararası feminist dayanışmanın bir parçasıydı. “Ezidî kadınlar yalnız değildir” vurgusu, barış politikasının enternasyonalist boyutunu görünür kıldı.

6 Eylül 2025’te Filistinli kadınlarla dayanışmak için 16 ilde sokağa çıkılması ve İsrail’e ambargo çağrısı yapılması, kadın barış politikasının işgal karşıtı karakterini açık biçimde ortaya koydu.

18 Aralık 2025: Savaşa Değil Kadınlara Bütçe

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Meclis’te süren 2026 yılı bütçe görüşmelerine ilişkin Ankara ve Eskişehir’de basın açıklamaları düzenledi. “Savaşa değil kadınlara bütçe” diyerek savunma harcamalarına ayrılan payın artışına tepki gösterdik. Eylemde, Battaloğlu’nun vurguladığı gibi, “Savunma sanayii 2002’de 5 milyar dolarken bugün 65 milyar dolarlık bir endüstriye dönüştü. Her tank, her SİHA, her ‘yerli üretim’ açıklaması kadınların yaşamından eksilen bir pay anlamına geliyor. Savaş ekonomisi, kadınların hayatını doğrudan daraltan bilinçli bir politik tercihtir” sözleriyle iktidarın savaş politikalarını eleştirdik.

Adalet Rejimi, Cezasızlık ve Barışın Riskleri

15 Ekim 2025’te Meclis’te kurulan komisyona sunulan rapor, Türkiye’deki adaletsiz suç ve infaz rejiminin barış açısından nasıl bir risk oluşturduğunu ortaya koyduk. Kadınları öldürmekle tehdit eden erkeklerin cezasızlıkla ödüllendirildiği, buna karşılık siyasetçilerin, gazetecilerin, öğrencilerin ve hak savunucularının cezaevinde tutulduğu bir düzende barışın toplumsal karşılık bulmasının mümkün olmadığını vurguladık.

30 Kasım 2025’te 11. Yargı Paketi’ne karşı yapılan eylemde de aynı vurgu tekrarlandı: Kadınların güvenliğini sağlamayan bir hukuk düzeni barışın zemini olamaz.

Rojava: Sınırda Kurulan Dayanışma

2026 yılı başında Rojava’ya yönelik saldırılara karşı Ankara, İstanbul ve İzmir’de yapılan eylemler; Birleşmiş Milletler önünde Kobane kuşatmasına karşı gerçekleştirilen açıklama ve 29 Ocak’ta Suruç sınırında yapılan buluşmada sınırları aşan bir dayanışma hattı kurmaya çalıştık.

Bu eylemlerde dile getirilen taleplerle — kuşatmanın kaldırılması, insani yardım koridorunun açılması, halkların kendi kaderini tayin hakkının tanınması ve kadınlara yönelik savaş suçlarının yargılanması — kadınların barış politikası çerçevesini açık biçimde ortaya koyduk.

27 Şubat 2026: “Kadının Adı Yok”a İtiraz

27 Şubat 2026’da Ankara’da “komisyon raporunda “kadının adı yok”, peki bu neden sorun? başlığı altında bir basın açıklaması yaptık ve BİV olarak, Meclis Komisyonu’nun kadınları yok sayan raporuna karşı itirazımızı kamuoyuyla paylaştık. Kadınların deneyimi, emeği ve sözü dışarıda bırakılarak kurulan hiçbir sürecin kalıcı bir barış yaratamayacağını vurguladık.

Sonuç: Barışı Kurmak, Özgürlüğü Kurmak Demek

Bir yıllık deneyim, önemli bir politik tespiti netleştirdi: Barış, otomatik olarak kadınların eşitliğini, özgürlüğünü ve yaşam güvencesini getirmez. Erkek şiddetinin son bulması, cezasızlığın ortadan kalkması ve patriyarkanın çözülmesi kadınların barış mücadelesi ile gerçekleşir.Bu nedenle burada sözünü ettiğimiz barış, Kürt meselesinin demokratik ve eşitlikçi çözümünü içeren; halkların, inançların, kimliklerin ve kadınların eşit olduğu bir toplumsal düzeni ifade eder.

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin bir yıllık deneyimi bize bir kez daha gösterdi ki barış, kendiliğinden gerçekleşecek bir süreç değil; öznesi olunan, mücadeleyle kurulan bir toplumsal dönüşüm. Bu dönüşümün kadın hareketlerinin birikimiyle örülmediği her durumda ise barış, kadınlar açısından eksik, kırılgan ve hatta kimi zaman yeni eşitsizlik biçimlerini yeniden üreten bir düzen olarak karşımıza çıkabilir.

Bu süreçte hukuk alanının ve politik mücadelenin önemini de konuştuk. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkılabildiği, nafaka hakkının tartışmaya açıldığı, kazanılmış hakların geri alınmaya çalışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Hukuki güvencelerin ortadan kaldırılması, militarizmin ve otoriterliğin güçlenmesiyle doğrudan bağlantılı. Bu yüzden barış mücadelesi, aynı zamanda haklarımızı savunma mücadelesi anlamına geliyor.

Bu nedenle kadınlar için barış talebi, hiçbir zaman yalnızca silahların susması anlamına gelmez. Çünkü savaşın olmadığı koşullarda da erkek şiddeti, cezasızlık politikaları, güvencesizleştirme, yoksulluk ve siyasal dışlanma devam edebilir. Silahların susması, erkek egemenliğinin sona erdiği anlamına gelmez; çatışmanın bitmesi, kadınların eşit yurttaşlar haline geldiği bir toplumsal düzenin kurulduğunu garanti etmez. Tam da bu yüzden kadın hareketi, barışı bir sonuç olarak değil, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak tarif eder.

Kadınların barış süreçlerinin dışında bırakıldığı, karar mekanizmalarında yer almadığı ve deneyimlerinin politik bilgi olarak tanınmadığı hiçbir süreç kalıcı ve toplumsal bir barış üretemez. Çünkü barışın toplumsallaşması, ancak kadınların özneleşmesiyle mümkündür. Kadınların emeğini, bedenini, sözünü ve hafızasını yok sayan bir barış, erkek egemen düzenin farklı bir biçimde yeniden kurulmasından başka bir anlama gelmez.

Bu nedenle barış ile kadın mücadelesi arasında kurulan bağ, stratejik bir tercih değil, kurucu bir zorunluluktur. Kadın mücadelesi, barışın yalnızca müzakere masalarında değil, hayatın her alanında kurulması gerektiğini hatırlatır. Evde, sokakta, işyerinde, mahkemede, Meclis’te ve sınırların ötesinde… Kadınların şiddetten uzak, güvenceli, eşit ve özgür bir yaşam kurabildiği ölçüde barış gerçek bir anlam kazanır.

Bugün bu topraklarda barıştan söz etmek, aynı zamanda Kürt meselesinin demokratik ve eşitlikçi çözümünü, cezasızlık rejiminin son bulmasını, siyasal katılımın önündeki engellerin kaldırılmasını ve kadınların hayatlarını belirleyen tüm patriyarkal mekanizmaların dönüşmesini talep etmek demektir. Bu taleplerden herhangi birinin eksik kaldığı bir barış, kadınlar açısından yarım kalacaktır.

Dolayısıyla kadın barış politikası, iki yönlü bir mücadeleyi ifade eder: Hem savaş politikalarına hem de patriyarkaya karşı yürütülen eş zamanlı bir mücadeleyi. Kadınların özgürleşmediği bir barışın gerçek olmayacağını bilmek ve barışı kadınların özgürlüğüyle birlikte düşünmek, bu hattın en temel politik iddiasıdır. Barışı kurmak, aynı zamanda özgürlüğü kurmaktır. Ve bu özgürlük, kadınların eşit söz ve karar hakkına sahip olduğu, şiddetin olmadığı, emeğin değersizleştirilmediği, kimliklerin inkâr edilmediği bir toplumsal düzeni ifade eder.

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin bir yıllık deneyimi, bize tam da bunu gösteriyor: Barış beklenen değil, kadın mücadelesiyle adım adım örülen bir süreçtir. Kadınlar bu sürecin yalnızca tanıkları değil, kurucularıdır.

Ve bu yüzden kadınlar için barış, ancak özgürlükle birlikte vardır.

Etiketler: BarışBarışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifiBİVFeminizmİstanbul SözleşmesikadınKadın DayanışmasıKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiSavaşSayı 157
Önceki İçerik

Berxwedana Zimanê Kurdî

Sonraki İçerik

‘Başka Bir Düzen Mümkündür’ Demenin Ötesi: 27 Şubat Çağrısı

Sonraki İçerik
Direnişi Örerek Şafağı Karşılamak

Direnişi Örerek Şafağı Karşılamak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.