Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Yarının Barışı ve Hukuku

Ebru Günay Ebru Günay
8 Kasım 2026
Yazı
0
Yarının Barışı ve Hukuku
0
SHARES
22
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Savaşın her türlü yıkıcılığını, saldırısını deneyimleyen kadınların barış süreçlerinde ne söyledikleri, ne talep ettikleri ve hukuk mekanizmalarındaki varlıkları son derece önemlidir. Erkek iktidar aklı kadını bu süreçlerin dışında tutmaya çalışsa da kadınların söyleyecek sözleri, barışı inşa edecek güçleri olduğu tartışmasız bir gerçektir. Kalıcı ve onurlu bir barışın gelişmesi, demokratik, özgür ve adil bir toplumun inşası erkeklerin ve egemen güçlerin insafına bırakılmayacak kadar hayatidir

Hak ve özgürlük mücadelelerinden demokratik ve adil hukuk tartışması hep konuşulan başat bir konudur. Dünyanın geldiği aşama itibariyle hukuk ve hak mücadelesi en çok tartışılan ve en güvensiz hale gelen alanlardır. Devletlerin ve iktidarların hukuk kurallarını kendi çıkarlarına göre eğip büktüğü, içini boşalttığı bir hakikattir. Ancak tüm bunlara rağmen de iktidarları frenleyen ve halkları koruyan en önemli araçlardan biri olduğu da tartışmasız bir konudur. Haliyle barış süreçlerini inşa ederken yeni ve demokratik bir hukuku da inşa etmek daha büyük bir önem taşıyor. Bu nedenle barışın hukuku, savaşın sona ermesini sağladığı kadar, bir o kadar da eşitsizliklerin de hukuk yoluyla aşılmasını gerektirir. Aksi halde hukuk, eski güç ilişkilerini yeniden üreten bir araç haline gelir.

Barış süreçleri yeninin, demokratik, eşit ve adil toplum inşası olduğu kolektif zamanlardır. Yılların alışkanlığını değiştirmek elbette zordur. Hele ki kadınlar için bu daha zorlu oluyor. Bu nedenle demokratik ve adil hukuk inşası en çok biz kadınlar için önemlidir. Kuşkusuz savaş, en çok kadınları etkileyen ve kadın bedeni üzerinden sürdürülen bir olgu olmayı sürdürüyor. Erkek-devlet aklının tarihsel ortak yaklaşımı da bu gerçeği pekiştiriyor. Kadın bedeninin savaşın hem hedefi hem de araç haline getirilmesi, barış süreçlerinde kadın iradesinin dışlanmasının en somut göstergelerinden biridir. Bu nedenle hukuki inşa, kadınların kendi bedenleri ve yaşamları üzerindeki söz hakkını güvence altına almadıkça eksik kalır.

Tarih boyunca ulus devletlerin oluşum süreçlerinde direnen toplumsal yapılar sistem dışına itilmiş ve inşa süreçlerinin dışında tutularak yok sayılmıştır. Ulus devletlerin erkek karakterli yapısı, kadınların taleplerini görünmez kılmış; kadınların dışlanmasını ve yok sayılmasını doğal bir süreç haline getirmiştir. İlginçtir ki ulus devletlerin savaş gerekçesi yaptığı “vatan”, “ülke” ve “toprak” gibi kavramlar, kadınla özdeşleştirilmiş; milliyetçi ve ırkçı düşüncelerin temelleri bu kodlarla oluşturulmuştur. Bu özdeşleştirme, kadınları hem korunan hem de feda edilebilen birer simgeye indirgemiş; kadınların kendi siyasi özne olarak var olma haklarını tarihsel olarak bastırmıştır.

Savaşın her türlü yıkıcılığını, saldırısını deneyimleyen kadınların barış süreçlerinde ne söyledikleri, ne talep ettikleri ve hukuk mekanizmalarındaki varlıkları son derece önemlidir. Erkek iktidar aklı kadını bu süreçlerin dışında tutmaya çalışsa da kadınların söyleyecek sözleri, barışı inşa edecek güçleri olduğu tartışmasız bir gerçektir. Kalıcı ve onurlu bir barışın gelişmesi, demokratik, özgür ve adil bir toplumun inşası erkeklerin ve egemen güçlerin insafına bırakılmayacak kadar hayatidir. Kadınların barış süreçlerine katılımı, temsiliyet meselesi olduğu kadar, barışın içeriğini, dilini ve sürdürülebilirliğini belirleyen temel bir koşuldur aynı zamanda. Bu katılım olmadan varılan anlaşmalar, çoğu zaman erkek egemen statükoyu yeniden üretir.

Kadınların barış süreçlerine katılımlarındaki en büyük engellerden biri de gelişen savaşlar ve çatışmalı ortamların ekseriyetle ulusal kurtuluş, kimlik ve etnik mücadeleler temelinde ele alınmasıdır. Bu durum genel çözüm yaklaşımlarının yeterli olabileceği algısını yaratmakta ve kadın katılımını engellemektedir. Ancak savaşın temelinde, cinsiyetler arasındaki eşitsizlikten kaynaklanan güç ilişkilerinin yattığı açıktır. Dünyadaki en uzun soluklu savaş, cinsiyetler arası eşitsizlik savaşıdır. Bu eşitsizliği azaltmak, barışı ve toplumsal inşayı kalıcı kılmak için kritik bir adımdır. Ulusal kurtuluş mücadeleleri ile cinsiyet eşitsizliği mücadelesinin birbirinden ayrılamaz olduğu gerçeği, özellikle Ortadoğu’daki deneyimlerde açıkça görülmüştür. Kadınlar, hem ulusal kimlik hem de toplumsal cinsiyet eşitliği taleplerini aynı anda yükseltmedikçe kalıcı bir barış mümkün olmamaktadır.

Kadın mücadelesi, kesintisiz bir devrim olarak tanımlanabilir. Kadın hareketinin sürekli güçlenmesi ve ivme kazanması, toplumsal inşa süreçlerini etkileyen önemli bir deneyimdir. Kalıcı bir barış ve güçlü bir toplumsal yapı, toplumun tüm bileşenlerinin, özellikle de kadınların katılımıyla mümkün olur. Aksi halde bu süreçler, toplumda karşılık bulamayan, her an bozulmaya hazır anlaşmalar olarak kalır. Kadın hareketinin biriktirdiği bu deneyim, barış süreçlerine kadın perspektifi yansıtır ve yeni bir toplumsal örgütlenme ve hukuk anlayışı taşır. Bu nedenle kadınların katılımı, barışın niteliğini doğrudan belirler.

Kuşkusuz her barış süreci kendine özgü bir yöntemle ilerlemiştir. Her olayın geliştiği koşullar farklılık gösterse de birbirine aktardığı muazzam bir deneyim vardır. Bu deneyimden yola çıkarak kendi özgün yöntemlerimizi geliştirmek bizleri başarıya götürecektir. Bu deneyimlerin en önemli ortak noktası, kadınların süreçlere erken ve etkin katılımının sağlandığı durumlarda barışın daha kapsayıcı ve kalıcı hale gelmesidir. Aksi durumda ise süreçler, kısa sürede eski çatışma dinamiklerine geri dönme riski taşır.

Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum sürecinde birçok önemli gelişme yaşandı. Kuşkusuz atılan adımlarda çok önemli bir fark öne çıkmaktaydı. Tarafların attığı adımlarda da devlet ve iktidar tarafında hep bir erkek aklı, erkek temsiliyeti öne çıkarken Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlarda, öne çıkan taleplerde, süreçlere katılımlarda, kadınların katılımı iradesinin yansıması hep oldu ve olmaya da devam edecek. Zira Kürt sorununun demokratik çözümünde en büyük özellik ve güç elbette ki Kürt Kadın Hareketinin önemli bir politik özne olmasıdır. Kürt kadınlarının her alanda örgütlenmesi, eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet gibi önemli kazanımlar elde etmesi toplumsal mücadele zeminindeki etkileri barış ve demokratik sürecinde de kendini hissettirdi. Bu kazanımlar Kürt kadınları tarafından uygulanmaya başlanmış ancak, Türkiye’deki tüm kadın hareketinin de ilham kaynağı olmuştur. Eşbaşkanlık uygulaması, siyasi iradenin paylaşılması gerektiğini somut olarak göstermiş, kadınların karar mekanizmalarından dışlanmasının kaçınılmaz olmadığını kanıtlamıştır.

Sürecin en önemli eşiklerinden biri elbette mecliste kabul edilen yasa oldu. Yasanın kabulü sonrası kurulan takip ve koordinasyon kurulunda kadınların olmaması tesadüf değil, kuşkusuz iktidar aklının bir tercihidir. Kadınların hak ve özgürlük taleplerini “aile ve sosyal politikalar” kavramına indirgeyerek kadınların varlığını ve iradesini kabul etmemelerinin somut yansımasıdır. Bu tercih, barış sürecinin toplumsal cinsiyet boyutunun bilinçli olarak ihmal edildiğini göstermektedir. Oysa kadınların kurul dışı bırakılması, sürecin meşruiyetini ve kapsayıcılığını zayıflatmaktadır. Kadınların taleplerinin “aile” kavramına hapsedilmesi ise, kadınların bireysel ve kolektif haklarının görünmez kılınmasının klasik yöntemlerinden biridir.

Savaş politikalarının, yine milliyetçi ırkçı söylemlerin kışkırttığı erkeklik her gün kadınları katletmeye devam ediyor. Günlük yaşanan bu kadın cinayetleri artık bir kadın kırımı düzeyindedir; dolayısıyla bu kadın kırım politikalarını sürecin içerisinde görmek ve çözüm politikaları üretmek toplumsal barışa önemli katkıları olacaktır. Eğer doğru temelde yürütülmez ve gerekli önemler alınmazsa barış süreçleri, kadınlar için yeni bir savaşın başlangıcı anlamına gelebilir.

Milliyetçi ırkçı savaş politikalarının kutuplaştırdığı toplumlarda bile cinsiyet mücadelesi tüm kadınların ortak sorunu olduğu için kadınlar farklı taraflarda yer alsalar da birbirlerini anlama, empati kurma ve en önemlisi ortak işler yapmada daha deneyimliler. Bu nedenle kadınlar arasında bir barışma kültürü ve en önemlisi barışma deneyimleri var. Bu deneyimlerden yararlanmak elbette kalıcı bir toplumsal barışta çok etkili olacaktır. Kadınların farklı siyasi ve etnik kimliklere rağmen ortak zemin bulabilmeleri, barış süreçlerinin en güçlü potansiyellerinden biridir. Bu potansiyel, resmi müzakere masalarının dışında da barışı inşa edebilecek toplumsal bir güç oluşturur. Kadınların biriktirdiği barışma deneyimleri, erkek egemen çatışma dilinin ötesinde yeni bir iletişim ve çözüm dili geliştirmeye olanak sağlar.

Barış süreçlerinde kadınların taleplerinin duyulması, çözüm dilinin cinsiyetçi ve eril söylemlerden arındırılması son derece önemlidir. Kadın cinayetlerinin artışını da savaş politikalarının bir sonucu olarak ele almak, bu bağlamda çözümler geliştirmek gerekmektedir. Çözüm dilinin eril söylemlerden arındırılması, barışın içeriğinin yeniden tanımlanması anlamına gelir. “Güvenlik”, “vatan”, “onur” gibi kavramların erkeklik kodlarıyla yüklü hali, barış süreçlerini de bu kodların dışında düşünmeyi engeller. Bu nedenle kadınların taleplerinin duyulması, yeni bir barış dilinin ve hukukunun inşasının ön koşuludur.

Kadınların barışma kültürü ve deneyimlerinden faydalanmak, toplumsal barışın sağlanmasında etkili olacaktır. Eşit temsiliyetin sağlanması ve kadınların barış süreçlerine etkin katılımı, daha kalıcı ve güçlü bir toplumsal barışın temel taşlarını oluşturacaktır. Kadınların etkin katılımı olmadan kurulan barış, çoğu zaman savaşın nedenlerini olduğu gibi bırakan bir ateşkes olmaktan öteye geçemez.

Sonuçta hukuku yeniden inşa etmek demek, aynı zamanda toplumsal umudu, demokratik, özgür ve adil toplumu inşa etmektir. Unutmayalım ki bugün hukukla tartıştığımız şey, aslında yarının barışıdır. Bu nedenle hukukun yeniden inşası, kadınların iradesini, deneyimini ve taleplerini merkeze almadıkça yarının barışı da bugünün eşitsizliklerini taşıyacaktır. Hukuk, barışın hem aracı hem de güvencesi olmalıdır ki, adil, özgür ve demokratik bir toplum inşa edilebilsin.

Etiketler: BarışBarış ve Demokratik Toplum Sürecibarış ve kadınerkek aklıErkeklikhukukKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiSavaşSayı 193
Önceki İçerik

Kadınlar Yan Yana Konuşacak ve Geleceği Eşitlik ve Özgürlük Arayışında Kuracak

Sonraki İçerik

Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor: Ortak Geleceğin Sorumluluğu

Sonraki İçerik
Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor

Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.