Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Herkes Sevdiğini Alsın, Çekilsin

Burçak Sel Burçak Sel
20 Eylül 2026
Yazı
0
Herkes Sevdiğini Alsın, Çekilsin
0
SHARES
23
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Yönetimsel olarak her zora düştüğümüzde, asıl mücadele edilmesi gereken meselelerin (yoksulluk, eşitsizlik, özgürlükten yoksun olmak gibi) üzerine ustalıkla perde çekilerek, her koşulda tutacağından emin olduğumuz bir   “değeri” araçsallaştırmak için çok düşünülmüş olduğunu sanmak ise tam bir safdillik doğrusu. İnsana saf değil meczup derler hatta

12 Eylül 2026’da yaşananlar, ülkemizde “kamu düzeni” kavramından idarenin ne anladığını ya da bu genel nizamı sağlamakla mükellef olanların, bunu nasıl hayata geçirmek istediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Toplumun geniş kesimlerince[1] epey bir müddettir- siz deyin çeyrek asırdır; ben, hadi o kadar da haklarını yemeyelim iyimserliğiyle son 10 yıldır diyeyim, devlet denilince onun soğuk yüzünün (polis, hapishane gibi) ilk akla gelmesinin bir tesadüf olmadığını da bir kez daha deneyimlemiş olduk. Birbirinden “iç açıcı” tecrübesiyle dillere destanlar yazıyor hakikaten ülke insanı.

Çılgınlar gibi düğmesine basılan bu butona kaç kez daha basılacağını, şiddetinin ne olacağını ise kestiremiyoruz. Ülkenin kimi şehirlerinde eşanlı olarak yapılan, üstelik çoğu sabaha karşı olan operasyonlarla pek çok aktivist gözaltına alındı. İçlerinden kimileri tutuklandı. Hepimiz olan bitenin akıbetini büyük bir endişe ile merak ederken, kamunun kudretine bu olanlar yakışıyor mu diye sormak isteriz elbette. Ve daha kötüsü, bu soruyu içerde cevap arayanların, dışarda arayanlardan niceliği anbean artıyor. Sonumuz hayır olsun.

Bütün dünya kamuoyunun neredeyse ilk gündemlerinden birine yerleştiğimiz bu günlerde, hak örgütleri ve savunucuları, kelimenin gerçek anlamıyla yerlere serilip, hatta ezip geçilerek yok edilmek istendi. Halktan çok sert bir şekilde ayrıştırılıp, en “geçer akçe” olan ahlak kisvesine sahip olmamakla damgalandılar. Aileyi tehlikeye atmakla yaftalandılar. Artık nasıl bir “ahlak” ve “aile” anlayışımız varsa, üzerine tir tir titrediğimiz her halimizden belli gerçekten. En çok da bu insanların onurunu hiçe sayarken, her birinin, bu ülkedeki bir ailenin ferdi olduklarını yok saydığımızdan.

Yönetimsel olarak her zora düştüğümüzde, asıl mücadele edilmesi gereken meselelerin (yoksulluk, eşitsizlik, özgürlükten yoksun olmak gibi) üzerine ustalıkla perde çekilerek, her koşulda tutacağından emin olduğumuz bir   “değeri” araçsallaştırmak için çok düşünülmüş olduğunu sanmak ise tam bir safdillik doğrusu. İnsana saf değil meczup derler hatta. Bayraktır, ezandır ve gördüğümüz gibi ahlaktır, neredeyse her daim en büyük “ortak kesenler” olarak, değerine haiz olmayanı, buralarda kendi hançeriyle mıhlarlar hep. Genellikle de en aç olduğumuz zamanlarda yakalarlar düşmanlarını. Aç bilaçken. İdaremizin yine sermayesinden yiyor olduğunu biliyoruz efendim. Hem öyle ya, devlet dediğinin baskı aygıtı ‘şiddet kullanarak işler’.[2] Doğru söze ne hacet şimdi?

Sözün başında kamu düzeninden dem vurmuştuk. Onun nasıl işlediğinden. Herkes, kendinden istediği gibi sarf ededursun; biz buraya ilişkin olarak birkaç şey daha söyleyelim. Biraz da biz sarf edelim. Ama bilgi birikimimizden. Şöyle ki, modern anlamda intizam-ı amme devrindendir- ki 4 Temmuz 1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu burada bir miattır, devletimiz kolluk aracını bu kavramın merkezine tam anlamıyla oturtmuştur. Ve buna göre, kamu düzeni, Türkiye hukukuna neredeyse başlangıçtan beri soyut bir ahlak öğretisi olarak değil, esas olarak idari kolluğun amacı olarak yerleşmiştir. Kötü bir şey olmayan bu ivme, eksenden kayılmadığı müddetçe son derece olumlu da bir gelişmedir. Boşanmak istediği eşi tarafından bıçaklanmak üzere olan bir kadını, failinin elinden canı pahasına kurtaran bir polis memurunu hangimiz sevmedik? Harçlığını çıkarmak için semt pazarında işçilik yapan bir çocuğu öldüresiye döven kalabalığı dağıtanını ya da? Hala sevmeye de adayız. İçi nefret dolu olanların aksine, güzellik arayıp bulmak da üzerimize yoktur bizim.

Başka bir şekilde anlatacak olursak, devletin, ülkenin karış karış her yerinde kamu düzeni denen, aslında o kadar da anlamı, istenilen yere çekilmeye sanıldığı gibi müsait olmayan bu olguyu inşa ederken tam olarak meselesinin yurttaşlara “nasıl yaşamaları gerektiğini” öğretmek değil; güvenliği ve huzuru koruyarak ortak yaşamın maddi koşullarını sağlamak olduğudur. Yani hukuksal olarak garanti edilen, toplumun bütünlüğünü ve barışını bozmamak; ona karşı ancak bir tehdit vuku bulduğunda tüm kudretini kanalize etmektir. Yöneliminden dolayı birini ya da hak ve hizmetlere erişim açısından tecrit edilenlerin sırf hakkını savunuyor diye örgütleri, üstelik hepimizin en yumuşak karnından yakalayarak “ahlaksız” ilan etmek değildir mesela. Herkesin sevdiğini alıp istediği yere çekilmeye hakkı vardır. “Herkes sevdiğini alsın çekilsin // Sen otur yanıma hallarımı söyleyim” [3]

Kamunun vazifesi, hele ki manipülasyona son derece meyyal değerleri (toplumu ahlaksızlığa özendirmek!) kullanarak, toplumu ayrıştırmak olamaz. Ne etik olarak ne de hukuki olarak kabul edilebilir bir şey değildir bu. Bodrum Marina’ya sahip olan büyüklerimizden, onların yolundan koşa koşa gidenlerden de daha teşhircisini cümle alem görmedi hem. Yetişilemedi. Bir, ABD’deki deli ve şürekası belki…Yarışırız lakin. Epey zorlu da bir müsabaka olur. Kendi yaşam görüşümüzden, kendi anlam dünyamızdan başka hangi zemin varsa yerle yeksan ederek ya da hangi fert varsa onu özgürlükten alıkoyarak herhangi bir düzen tesis edilemez. Bu olsa olsa, ülkenin koca bir mahpushaneye dönüştürülmesi demektir.

“Ailem güvende” adındaki ve ismiyle tezatlık açısından müsemma bu operasyonda, gönül, yeni eğitim öğretim döneminin henüz başladığı bu günlerde, evindeki yetişkinlerin örneğin rahatsızlığı nedeniyle çalışmak zorunda kalan çocukların, yoksulluğun kırıp geçirdiği hanelerde bilumum iğrenç konuda (uyuşturucu, gasp, hırsızlık, fuhuş…) uzmanlaşmış çeteler tarafından etrafı sarılan gençlerin, sistematik şekilde şiddete maruz kalan kadınların ya da herhangi bireyin tespit edilerek korunmaya alındığı bir manzara arzulardı. E tabii bunun için İstanbul- Esenyurt’ta hemen her sokak başında cirit atarak 11 yaşındaki çocuklarımıza kadar tuzağına düşüren esas ahlaksızların hakkından gelmiş bir kamu düzeni şart. Hala en bedava şey hayaldir diyelim bari ne yapalım.

Son olarak ortaya atıldığı 1984’ten beri kamu düzeni denilince dünyaca referans kabul edilen ve uluslararası insan hakları hukukunun önemli yorum kaynaklarından bir ilkeyi bırakalım buraya: İnsan haklarına saygı, kamu düzeninin vazgeçilmez bir parçasıdır.[4] Hatta öyledir ki karşı koyan, kamu düzenini değil sağlamak; sadece bozacaktır. Bozulan kamu düzeninin, onarımı ve bakımından da yine sadece kamu sorumludur.


[1] Laik olmak kaydıyla Hanefi, Sünni, Müslüman, Türker’dir kastedilen. Baskın Oran Hoca bu kategoriyi, kısaca LAHESÜMÜT olarak kavramsallaştırmıştır.

[2] ¹ Louis Althusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, çev. Alp Tümertekin, İstanbul: İthaki Yayınları.

[3] Gesi Bağları türküsünden bir alıntıdır.

[4] Siracusa İlkeleri, 1984, §22.

Etiketler: 12 Eylül1984Aile YılıAilem GüvendeDirenişhukukJin DergiKamu DüzeniMücadeleSayı 186Yoksulluk
Önceki İçerik

Ortadoğu’da Jin Jiyan Azadî ile Özgürleşmek

Sonraki İçerik

Jin Jiyan Azadî Şafağında Yeni Bir Yaşam İnşa Ediyoruz

Sonraki İçerik
Jin Jiyan Azadî Şafağında Yeni Bir Yaşam İnşa Ediyoruz

Jin Jiyan Azadî Şafağında Yeni Bir Yaşam İnşa Ediyoruz

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.