Hem Şah’ın dayattığı sekülerlik deneyiminde hem de mollaların dayattığı düzende İranlı kadınlar, hakların ve özgürlüğün bütün ülkeye yayılmadığı sürece sorunun çözülmeyeceğini gördü. Tek bir kesimin bile dışlandığı bir ülkede kimsenin özgür ve eşit olmayacağını gören İranlı kadınların talebi bu yüzden demokrasi, eşitlik ve özgürlük
İran’da yıllar geçti, yöneticiler, rejimler değişti ama İranlı kadınların direnişi büyüyerek yerini korudu. İran’daki kadın direnişine ilişkin basına yansıyan ilk eylem 120 yıl öncesine ait; yüzlerce kadın dönemin yönetimine karşı temel hakları için yürüyor. 120 yıl önce başlayan yürüyüş bugün form değiştirse de büyüyerek, gelişerek devam etti.
İranlı kadınlar yeri geldiğinde dini faşizme, yeri geldiğinde zorla dayatılan “Batı seküleritesine” direndi. İranlı kadınların talepleri demokratik değişim, eşitlik ve özgürlük olarak yıllar içindeki yerini korudu. Hatta büyüyerek devam etti diyebiliriz. Hakları bir bir tırpanlanan kadınlar, önceki yaşama duydukları özlemlerini çocuklarına aktardı; özellikle kız çocuklarına. Böylelikle direniş anneden kızına miras olarak kaldı.
Şah’tan Mollalara Kadın Direnişi Hep Sürdü
Rıza Şah’ın devrilmesinde İranlı kadınlar öncü rol aldı. Şah’ın kadın bedeni ve giyimi üzerine dayatmacı zihniyeti İranlı kadınlar tarafından hep tartışıldı. Şah döneminde kadınlar evlenme, boşanma, oy kullanma, evlilik yaşının yükselmesi gibi temel kazanımlar elde etti. Fakat Şah’ın Batı’yı örnek alan bir İran yaratma çabası yine kadın bedeni üzerinde kendini gösterdi. Erkek ve kadın giyiminde çok sert reformlar getirildi. Şah’a göre kadınların başörtülü, çarşaflı olması ülkenin ilerlemesi önündeki büyük engellerden biriydi. Kadınların kamusal alanda çarşaf, peçe, başörtüsü kullanımı Ocak 1936’da yasaklandı; sadece geçimini seks işçiliği yaparak sağlayan kadınların kamusal alanda çarşaf kullanımı serbest bırakıldı. Muhafazakâr kadınlara yönelik hakaretvari uygulama çok sıkı bir şekilde uygulandı. Başta muhafazakâr kanat olmak üzere orta sınıf bu tutumdan çok rahatsız oldu. O dönem kadınların öncülüğünde birçok eylem ve yürüyüş gerçekleştirildi. Çarşaflı, başörtülü ve başörtüsüz kadınlar kitlelerin en önünde yer aldı. Şiraz, Horasan ve Meşhed gibi kentlerde yapılan yürüyüşlere dönemin ordusu müdahale etti ve birçok kişi hayatını kaybetti. İran’da farklı sınıflar, ideolojik kesimler Şah’a karşı bir isyan başlattı. Aralarında komünistlerin, sosyalistlerin, İslamcıların ve laiklerin bulunduğu bu geniş cephede kadınlar da en önde yerini aldı. Tarih 16 Ocak 1979’u gösterdiğinde Şah sürgüne gitti. Şah görevini İran Vekâlet Konseyi’ne ve muhalefete dayalı Başbakan Şapur Bahtiyar’a bıraktı. 11 Şubat 1979’da ise Ruhullah Humeyni’nin yönetimi ele geçirmesiyle birlikte monarşi resmen yıkılarak mollalar devri başladı. Mart 1979’da yapılan referandumla İslam Cumhuriyeti’ne geçiş resmileşti. Şubat ayından Mart’a kadar Humeyni, Kürtleri, sosyalistleri, komünistleri, kadınları, kendisine muhalif Sünni ve Şii mollaları bir şekilde tasfiye etmeyi başarsa da geniş muhalefet kesiminin sesini asla kısamadı.
Molla rejimine karşı direnişte binlerce kadın hayatını kaybetti; 1999, 2009, 2014, 2017, 2019, 2020, 2022, 2025 ve 2026 yıllarındaki ardı ardına gelen ayaklanmalarda en yüksek bedeli yine kadınlar ödedi.

İran’da Son 8 Mart
Mollaların yönetimi ele geçirmesi İran için dönüm noktası oldu. Kadın hareketi için de. Şah yönetiminden rahatsız olan kadınlar, Mollaların yönetimi altında da yaşamak istemiyordu. Kadınlar demokratik, eşit ve özgür bir yaşam istiyorlardı. Mollaların ilk yaptığı şeylerin başında ise evlilik yaşının düşürülmesi, kadınların örtünmesinin zorunlu hâle getirilmesi, eşlerinin izniyle çalışabilmeleri, doğum kontrolünün zorlaştırılması, kürtajın yasaklanması, tek başına seyahatin yasaklanması, eğitim görmek ya da farklı bir şehirde yaşamak için eş veya erkek akraba iznine tabi tutulması oldu.
Kadınlara yönelik baskılar arttıkça kadınların örgütlenme mücadelesi de arttı. İran’da 8 Mart 1979’da kadınlar alanlara aktı. Hem ellerinden alınan hakları hem de gelecekleri için Molla rejimine karşı ilk kitlesel eylemlerini gerçekleştirdiler. Protestoya katılan birçok kadın Şah yönetimine karşı çıkmış olsa da şeriatla yönetilmeyi de kabul etmiyordu. Eylemin en ön plana çıkan sloganı ise “Biz bu devrimi geriye gidelim diye yapmadık” idi.
Kadınlar isyanlarını büyütürken erkek aklı ise yine onlara “sabırlı olmayı” öğütledi; rejimin bir sonraki seçimde değişeceğini ve kadınların haklarının iade edileceğini söyleyerek kadınları oyalamaya çalıştı. Kadınlar ise isyanlarını daha da örgütledi.
1980-1988 yılları arasındaki Irak-İran Savaşı ise içeride baskının daha artmasına neden oldu. Başta kadınlar olmak üzere bütün muhalif tepkiler ve eylemler kanla bastırıldı. Mollalar iç cepheyi güçlendirme adı altında kendine karşı olan kesimlerin çoğunu tutukladı, öldürdü veya idam etti. Molla rejimi iktidarını sağlamlaştırdı.
Çok sayıda kişinin öldürülmesi ve buna rağmen kadın direnişinin geri adım atmaması nedeniyle kadınlara yönelik baskıların bir kısmı gevşedi. Sistemin devam edebilmesi için kadınlara nafaka hakkı, çocukların velayeti, boşanma hakkı ve savaşla birlikte ellerinden alınan bazı mesleklerde çalışma izni geri verildi. Tarihler 2005’i gösterdiğinde ise iktidara Ahmedinejad geldi ve kadınların hakları tekrar tırpanlanmaya başlandı. Kadınların evde vakit geçirmesi teşvik edildi, bazı mesleklerde çalışmaları zorlaştırıldı, akşam saatlerinde çalışmaları yasaklandı. Hasan Ruhani’nin 2013’te iktidara gelmesiyle birlikte bazı adımlar atılsa da kadınlar için yaşamak, çalışmak ve özgürlük hâlâ çok zordu.
Yıllardır biriken kadınların öfkesi 2014’e gelindiğinde artık durdurulamaz hâle geldi. Kadının saçının, bedeninin ayıp olduğunu ve örtünmesi gerektiğini söyleyen rejime karşı kadınlar eylemleri ülkenin dört bir yanına yaydı. Kadınlar kamusal alanlarda örtü takmayarak, ellerinde beyaz eşarplarla her kentte eylem yaptı. Birçok kadına hapis, para ve kamusal alandan dışlanma gibi cezalar verildi. Kadınlar eylemlerini 2018’e kadar devam ettirdi; kadınlar her Çarşamba günü meydanlara başörtüsüz çıktı, “Beyaz Çarşamba” kampanyasını büyüttü. On binlerce kadın sanal medyada başörtüsüz fotoğraflarını #whitewednesdays etiketiyle paylaştı.
16 Eylül 2022’de Jina Emînî’nin “kıyafet kurallarına uymadığı” gerekçesiyle gözaltındaki işkence nedeniyle hayatını kaybetmesinin ardından ise ülkenin dört yanında kadınlar alanlara çıktı. Kadınlar öncülüğündeki eylemlerin temel sloganı ise “Jin, jiyan, azadî” oldu. Eylemlerin ikinci gününde erkeklerin de katılımıyla Mollalara karşı her kesimden kadın ve erkek direnişi büyüdü. Onlarca kadın eylemlerde öldürüldü, onlarcasının gözü plastik mermilerle hedef alındı, yüzlercesi tutuklandı, onlarcası idam edildi. Yaklaşık üç ay süren eylemlerin öncü gücü kadınlar oldu; gündüzleri bir araya gelerek birbirini ve erkekleri örgütlediler, geceleri ise isyanı büyüttüler.
Saç Yoksa Ceza da Yok
Eylemlerin azalması ve rejimin kadınlara yönelik baskıyı artırmasının ardından yüzlerce İranlı kadın saçlarını kazıttı. “Saç yoksa örtü de yok” paylaşımları yapan kadınlar, kazıttıkları saçlarıyla meydanlarda eylemlerde yer almaya devam ettiler.

Ekonomik Kriz Eylemlerinde de Kadınlar Alanlardaki Yerlerini Aldılar
Tahran Çarşısı’nda 28 Aralık 2025’te başlayan ekonomik talepli eylemler, protestoların ikinci gününde demokrasi ve özgürlük eksenine döndü. Eylemlerin yine öncü gücü kadınlar oldu. Yüzlerce noktada halk değişim isteğini haykırdı. Rejim yine halkın istediklerine kulak vermektense eylemleri kanla bastırmayı tercih etti. Net rakamlar bilinmese de 6 bin ile 86 bin arasında ölümden, 300 bine yakın tutuklamadan, 20 bine yakın idamdan bahsediliyor. Eylemlerde binlerce kadının öldürüldüğü ve tutuklandığı da edinilen bilgiler arasında.
Eylemler devam ederken binlerce genç kadın eylemlere hazırlandıkları videoların altına “Ölümden korkmuyorum, mollalarla yaşamaktan korkuyoruz” yazarak paylaşımlar yaptı. Binlerce kadın Hoseyn Saberi’nin “Gülüm ey yar” şarkısını eylem görüntüleriyle paylaşarak ailelerine vasiyetlerini açıkladı. Şarkıda en dikkat çeken kısım ise “Sabah savaşa gideceğim, ölürsem mezarıma gel, ama benim için ağlama, gurur duy” dizeleri.
İsrail’in İran’a resmen savaş açmasıyla birlikte sokaklardaki hareketlilik azalsa da İranlı kadınlar geleceğe dair umutlarını ve beklentilerini paylaşmaya devam ediyor.
İranlı Kadınlar Nasıl Bir İran İstiyor?
İran kozmopolit bir ülke; çok farklı ırk, inanç ve halk bir arada yaşıyor. Elbette yazdıklarımızın yüzde yüz bütün İranlı kadınlar ve halkları için geçerli olamayacağı bilinciyle yazıyoruz fakat İran’ı son yıllarda sarsan bütün eylemlerin temel talepleri özgürlük, demokrasi ve şeffaflıktı. Kadınlar yıllardır hem Şah’a hem mollalara verdikleri mücadelelerde demokrasi, özgürlük ve eşitlik talep etti.
Hem Şah’ın dayattığı sekülerlik deneyiminde hem de mollaların dayattığı düzende İranlı kadınlar, hakların ve özgürlüğün bütün ülkeye yayılmadığı sürece sorunun çözülmeyeceğini gördü. Tek bir kesimin bile dışlandığı bir ülkede kimsenin özgür ve eşit olmayacağını gören İranlı kadınların talebi bu yüzden demokrasi, eşitlik ve özgürlük.
İranlı Kadınlar Geri Çekilmedi, Yürüyüşleri Devam Ediyor
İranlı kadınların önderliği olmadan İran’da demokratik bir değişimin olamayacağı su götürmez bir gerçek; bu yüzden İranlı kadınlar bütün eylemlerde en önde yürüyor.
İran’ın geleceği ne Şah yönetiminin tekrar dönüşünde ne de dini yönetimdedir; İran’ın geleceği kadınların yürüteceği demokratik ve özgür bir İran’dır.
120 yıllık direniş tarihi boyunca farklı yaştan, halktan, sosyal sınıftan ve inançtan kadınlar, bütün kadınların özgür ve eşitlik içinde yaşaması için eylemler yürüttüğü İran’da mücadele hâlâ cesaretle, dolu dizgin devam ediyor. Kadınlar hâlâ bulabildikleri bütün alanlarda, sokaklarda, sanal medyada, duvarlarda taleplerini yazıyor, söylüyor. İranlı kadınların büyük çoğunluğunun üzerinde hemfikir olduğu gelecekte demokratik, özgür, eşitlikçi ve tiran olmayan bir İran var.
İranlı kadınlar Şah’ın dayatmalarını nasıl “çaresiz kurbanlar” gibi beklemediyse, mollaların da boyunduruğunu öyle beklemedi; en ön saflarda kendileri ve sonraki nesil kadınlar için mücadele ettiler. Nihai hedefleri olan demokratik, eşit ve özgür bir topluma ulaşılıncaya kadar mücadeleye devam edecekler ve asla geri çekilmeyecekler.

