Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Tarih Yazan Cinse Dayatılan Özel Savaş Aparatları

Öznur Değer Öznur Değer
11 Ocak 2026
Yazı
0
Tarih Yazan Cinse Dayatılan Özel Savaş Aparatları
0
SHARES
22
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Günümüzün en yaygın ve tehlikeli özel savaş aparatını “uyuşturucu” ve “fuhuş” politikaları oluşturuyor. Bu özel savaş aparatları ise en çok kadınlar üzerinden kendini var etmeye çalışıyor. Yaşamın ve toplumun öncü gücü olan kadının zihin ve bedeninin teslim alınmasıyla, toplumun iradesi tahakküm altına alınmak isteniyor

Lilith ile başlayan, İnanna ile süren ve Sara ile devam eden bir direniş kimliğidir kadın kimliğinin kendisi. Tarih sayfası boyunca adeta küllerinden yeniden doğan kadınlar, bugün haykırdıkları “jin, jiyan, azadî” felsefesiyle yeniden hayat buluyor.

Tarihin en kuytu derinliklerinden özgürlüğü, varlığı, kimliği için mücadele eden kadının bugün Simone de Beauver’in tanımıyla ikinci cins konumuna düşmesi, tarihsel, kültürel, sosyal etkiler bıraktı elbette yaşamda. Tarih yazan cins, bugün tarihe karışmak isteniyor. Peki neden ve nasıl?

Fiziki savaşla teslim alınamayan Zarifelerin, Beritanların ruhu bugün kapitalist sistemin en önemli sacayaklarından olan ulus-devlet zihniyetinin açığa çıkardığı özel savaş politikalarıyla esir alınmak isteniyor. Çoklu amacı bulunan özel savaşın temel amacı ise hafızasızlaştırma ile kimliği yok etme, yani yeni bir “benlik”, “bellek” ve yeni bir kimlik (kimliksizlik) yaratmadır.

Özel savaş tarihi Cumhuriyet’in kuruluşunda

Türkiye’de özel savaşın tarihi Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar uzanıyor. Yani özetle, Kürtler başta olmak üzere tüm “öteki” veya “azınlık” halklar ve özelde de kadınlar ile çocuklar özel savaşın yegane hedefi oldular Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana. Varlığın inkarı ile başlayan özel savaş zihniyeti, 21’inci yüzyıldan önce fiziken yok etme politikasına endeksliyken, zamanla bu durum bedeni koruyup ruhu teslim almaya, yani özel savaşa dönüştü. 2000’li yılların başından itibaren bir yandan fiziken imha süreci devrede tutulmaya devam ederken, öte yandan da düşünsel anlamda ruhu teslim altına alma politikası inceden inceye örülmeye başladı. Devlet kurumları ve resmi mekanizmalarla pek haşır neşir olmayan Kürdistan halkı, kendini bu politikadan koruyabilirken, özel savaşın asıl hedefi gelecek kuşağa çevriliydi. Özel savaşın ilk kurbanı olan çocuklar, okullarda maruz kaldıkları asimilasyon politikalarıyla yeni bir kimlik kazanmaya başladı. Ardından dil, kültür gibi kimliği tanımlayan temel varlık göstergeleri yok sayılmaya başladı. İşte 2000’lerin başında “eğitim-öğretim” adı altında okullarda Kürt çocuklara dayatılan “inkar” politikası ile yürütülen özel savaş politikası, 21’inci yüzyılın ikinci çeyreğinde ise daha farklı metotlarla devreye konuldu.  

Toplum uyuşturulmak isteniyor

Günümüzün en yaygın ve tehlikeli özel savaş aparatını “uyuşturucu” ve “fuhuş” politikaları oluşturuyor. Bu özel savaş aparatları ise en çok kadınlar üzerinden kendini var etmeye çalışıyor. Yaşamın ve toplumun öncü gücü olan kadının zihin ve bedeninin teslim alınmasıyla, toplumun iradesi tahakküm altına alınmak isteniyor. Uyuşturucu, zihni teslim alarak yeni bir “benlik” yaratmayı amaçlamakla, temelinde hafızasızlaştırmayı, belleksizleştirmeyi hedefliyor. Bedenin uyuşmasıyla zihnin teslim alınması politikası olan uyuşturucuya özendirme veya sürükleme, giderek yaygınlaşan ideolojik aygıtlardan biri. Türkiye kentlerinde de oldukça yaygın kullanılan uyuşturucu, Kürdistan’da ise toplumu ideolojik ve inançsal olarak yok etmenin bir metodu olarak devrede tutuluyor. Özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşan uyuşturucu kullanımının Kürdistan’da çocuk yaşa kadar düşmesi içler acısı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Son verilere göre uyuşturucu kullanma yaşı 9’dan 5’e kadar düşmüş durumda. Bu ağır tablo, toplumu çocuklar üzerinden yeniden şekillendirmenin “modern” türü. Çoklu etki ve sonuçları olan uyuşturucu kullanımı, öncelikle bilinci tüketen ve iradesizleştiren realitesiyle, toplumda ciddi bir huzursuzluk uyandırma amacı taşıyor. Ancak başka bir özel savaş metodu olan “kanıksama” ile uyuşturucu kullanımı toplumsal bir sorun olmanın ötesinde bireysel bir arzu olarak lanse edilmek isteniyor. Bu durum, birey-toplum arasındaki ilişkiyi yeniden tartışmaya açarken, bireyin toplumdan, toplumunsa bireyden ne denli kopmuş olduğunun özeti mahiyetinde.

Kadın üzerinden yeni bir toplumsal dizayn

Peki tarihte toplumsallığı yaratan cins olan kadının uyuştur-ma politikasıyla toplum dışına itilmesine ne demeli? Gençler ve çocuklar üzerinde yaygın bir araç haline gelen uyuşturucunun elbette en çok etkilediği kesimlerden birini kadınlar oluşturuyor. Bu anlamda en dezavantajlı grup arasında yer alan kadına bir de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin eklenmesiyle kadın, ikincil bir düşüşü yaşamış oluyor. Uyuşturucuya sürüklenen kadın bir erkeğin aksine “düşürülmüş” değil toplum nezdinde büyük oran “düşmüş” sıfatıyla nitelendiriliyor. Düşürülen değil, düşen kadın ise toplumsal afarozun ilk kurbanı olup intihara sürüklenebiliyor. Bu durum toplumsal anlamda kolektif bir suç unsuru oluştururken, ne yazık ki toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelli toplum, kadının maruz kaldığı uyuşturulma politikası sonucunda intihara sürüklenmesinde herhangi bir sorumluluk payı görmüyor. Oysa uyuşturucuya zorlanan, alıştırılan bir erkek için durum çok daha farklı. Toplumun yapı taşı olan ve aynı zamanda devletinse proto-tipi olan “aile” yapısı, erkeği “illet” dedikleri uyuşturucu bataklığından kurtarmak için adeta toplumsal seferberlik ilan eder. Düşen erkeğin bir canavara dönüşmesi ise an meselesidir. Tabi bu durum karanlık ağa, yani uyuşturucu ağına düşürülen her iki cins için de benzer olduğu kadar farklı sonuçlar da doğurur. Özcesi, özel savaş aparatının modern kılıfı olan uyuşturucu ile toplumsal değerler, ahlaki ölçüler aşındırılarak, yeni bir uyuşuk toplum yaratılmak istenir. Bununla birlikte sorgulamayan ve biat kültürü üzerine inşa edilen bir toplum var edilmek isteniyor. Ve toplumu yaratan kadın üzerinden bu şekillenmenin yapılmak istenmesi ise oldukça manidar.

Fuhuş özel savaşın acı tezahürü

Özel savaş aparatının en acı tezahürü ise fuhuş. İşte bu metodun büyük paydası kadınlara düşüyor. Tarihsel süreçten bu yana tanık olduğumuz savaşlarda kadını “ganimet” olarak gören anlayışın modern tezahürü ise kadını fuhuşa sürükleme politikası olarak karşımıza çıkıyor. Acı bir gerçeği barındıran bu durum, bizi tarih sahnesine sürüklerken, altında yatan ideolojik argümanı ise görünmez kılamıyor. “Topluma hükmetmek için önce toplumu yaratanı teslim almak gerekir” anlayışıyla yaklaşılan kadın, savaşta tecavüze uğrayan, köle pazarlarında satılan, dilediğini yapabilme haddi gösterilen “mal” olarak görülürken, bu zihniyetin güncel karşılığı ise fuhuş politikasında saklı. Kadın bedenini “metalaştıran” kapitalizm ile, kadın bedenini “namus” normuna bürüyen feodalizm arasında sıkışan kadına ulus-devlet anlayışının tanımladığı “annelik” misyonu da eklenince çoklu kimlik yüklenen kadına dayatılan tek şey kölelik. Kadın bu “erkek” kıskacı altında tutulmaya devam ederken, bugün dünyada yankı bulan “jin, jiyan, azadî” felsefesiyle buluşmasının engellenmesi için egemenler tarafından çarpık özgürlük anlayışıyla da yüz yüze bırakılıyor.  

Özelde Kürdistanlı kadınları fuhuşa sürükleyen üniformalı failler, çağın modern metodu olan duygusal ilişki (çarpık aşk) yöntemiyle “kuş” avlar gibi kadınları ağa düşürmeye çalışıyor. Özel savaş politikaları kapsamında Kürdistanlı genç kadınları duygusal anlamda düşürmek amacıyla Kürdistan kentlerine gönderilen “manken tip” üniformalılar, savaş ganimeti olarak gördükleri kadınla kurduğu duygusal bağ sonucunda kadını düşürmeye çalışır. Elîh’te uzman çavuş Musa Orhan tarafından tecavüze maruz kalması sonucu intihara sürüklenen İpek Er örneği, özel savaşın kadınlar üzerindeki en ağır ve en net örneği.

Özetle, özel savaşın en belirgin uygulaması olan uyuşturucu ve fuhuş politikaları norm dışı devletin demokratik ilkeler, hukuki mekanizmalar ve en önemlisi toplumsal ahlakı devre dışı bırakmasının sonucu ortaya çıkarken, bunun temel çözümü ise dünyayı sarsan kadın devrimine yön veren “JİN, JİYAN, AZADİ” ilkesinde…   

Etiketler: FeminizmKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiKürt kadınlarMücadeleÖzel savaş politikalarıSavaşSayı 150
Önceki İçerik

Hakikatçi Kadın Basıncılığı, Özel Savaşa Karşı Toplumun Öz Savunma Aracıdır

Sonraki İçerik

Özel Savaş Medyası: ‘Engerekler ve Çıyanlar’

Sonraki İçerik
Bir Özel Savaş Politikası: Topluma Karşı Medya-Devlet İttifakı

Bir Özel Savaş Politikası: Topluma Karşı Medya-Devlet İttifakı

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.