Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Savaşın Panzehri Olarak Devlet-Toplum Müzakeresi: Demokratik Entegrasyon

Suzan Akipa Suzan Akipa
25 Ocak 2026
Yazı
0
Kastik Katilin Yapısal Krizine Karşı Örgütlü Kadın Mücadelesi
0
SHARES
63
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Öcalan, Kürt varlığının tartışmasız biçimde kazanıldığını, bu varlığın ideolojik-örgütsel bilince kavuştuğunu, özgürlüğe kapı aralandığını, fakat özgürlüğün henüz tam olarak sağlanamadığını; toplumsal bir özgürlük ve sahici bir kurtuluşun ise demokratik ulus kurumlaşması temelinde toplumun kendini dinamik bir şekilde sürekli inşasına dayandırmaktadır

Toplumun karşısına konumlanarak varlığını, iradesini ve taleplerini yok saydığı bir denklemde devlet nasıl dönüştürülebilir? Toplumun devlet ile demokratik temelde müzakeresine dayanan “demokratik entegrasyon”, bu soruya yanıt üretmek için bize olanak sunmaktadır. Bu nedenle de “demokratik entegrasyon”, “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin sonuca ulaşması açısından Abdullah Öcalan’ın tanımladığı üç kilit kavramdan biridir. Diğer ikisi ise “barış” ve “demokratik toplum” kavramlarıdır (İmralı Heyeti, Kamuoyu Açıklaması, 29 Ağustos 2025).

Bu üç kavram, bir bütünün olmazsa olmaz birer parçası gibi, ancak birlikte var olabildikleri oranda bütün tamamlanabilir. Nitekim kavramlar arasında gerilimden azade, bütünlüklü bir ilişki söz konusudur; yani herhangi bir kavram, eş zamanlı olarak diğerinin tamamlayıcısıdır.

Birleşme, bütünleşme anlamına gelen entegrasyon kavramı, içerik olarak esasında nötrdür. Tek başına ne demokratik ya da özgürlükçü ne de iktidarcı ya da sömürücüdür. Kavrama işlerlik kazandıran, içeriğini dolduran, karakterini oluşturan ve murat edilen sonuçları belirleyen temel bazı unsurlar vardır: Entegrasyonu hedefleyen öznenin devrimci-dönüştürücü gücü, hedefi, yöntemi gibi. İşte tam da böylesi bir düzlemde “demokratik entegrasyonun” esasını anlamak, tartışmak; bu temelde amacı belirleyip amaca denk bir mücadele hattı ve mücadele yöntemi inşa etmek ve en önemlisi de gerekliliklerini bu yolla belirlemek önemlidir.

İnkârdan Varlığa, Varlıktan Özgürlüğe

Cumhuriyetin kurucu unsuru olmasına rağmen, aynı Cumhuriyet tarafından bir bütün olarak inkâr edilen Kürtlerin son yarım asırlık mücadelesi, fiziksel ve kültürel düzeyde bir varlık-yokluk mücadelesi niteliği taşımış; Kürt varlığı, yarım asırlık bu mücadele aracılığıyla mümkün kılınmıştır.

Öcalan, Kürt varlığının tartışmasız biçimde kazanıldığını, bu varlığın ideolojik-örgütsel bilince kavuştuğunu, özgürlüğe kapı aralandığını, fakat özgürlüğün henüz tam olarak sağlanamadığını; toplumsal bir özgürlük ve sahici bir kurtuluşun ise demokratik ulus kurumlaşması temelinde toplumun kendini dinamik bir şekilde sürekli inşasına dayandırmaktadır (Abdullah Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, 2025).

Bu anlamda Kürt varlığının kazanılması ve bilince kavuşması sürecinde devrimci ve kurucu bir rolü olan Öcalan’ın geliştirdiği demokratik ulus perspektifi ile örülecek toplumsal gerçeklik, entegrasyonun demokratik nitelik taşıyıp taşımadığını belirleyen temel unsur olarak ortaya çıkmaktadır.

Nedir, Ne Değildir?

Demokratik entegrasyon en kestirmeden, farklı kimlik veya grupların, kendilerine has bu farklılıkların siyasal ve hukuki zeminde tanındığı, ama aynı zamanda bu farklı kimlik veya grupların eşitliğinin de sağlandığı bir bütün olarak tanımlanabilir.

Belki de bunun en şiirsel tanımı, Nazım Hikmet’in “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” ifadesidir. Fakat buradaki kardeşliğin, bir asırdır süregelen Türk, Sünni ve erkek kimliğinin inkâr ve asimilasyona dayalı kardeşlik anlayışı olmadığı açıktır. Bu kardeşlik, ulus-devlet sınırlarının aşağısında ve yukarısında yer alan Kürtlere uygulanan farklı politikalar da değildir.

Tam olarak bu sebeple Öcalan’ın dediği gibi, Türk-Kürt ilişkisinin bin yıllık iki “sütun” olarak bugüne geldiğinin tespit edilmesi önemlidir (İmralı Heyeti, Kamuoyu Açıklaması, 4 Kasım 2025). Öcalan, sütun tanımlamasıyla, Kürtlerin ve Türklerin eşit ve fakat farklı birer özne olduğunu; bu sütunların oluşturacağı bütünlüğün ancak bu iki sütun sayesinde ve bu iki sütunun diğer halklarla kurduğu eşitlik temelinde ayakta kalabileceğini ifade ederek kardeşliği tarihsel, siyasal ve hukuki bir zemine oturtmaktadır.

Demokratik Entegrasyon Üzerine

Demokratik entegrasyon, esasında bir tarafın devlet, diğer tarafın demokratik toplum olduğu bir ilişkiselliği öngörüyor. Bu ilişkisel olma hâli içinde toplum ve onun mücadelesi, devletin içine yerleşip de kendini tasfiye etmeyecektir. Tam tersine toplum, devletle temas etme anlarında ve alanlarında, devleti toplum lehine dönüştürecek ve toplumun hareket kabiliyetini genişletecektir. Böylece devlet, demokratik bir karakter kazanabilecek; küçülerek topluma alan açılacak, “daha az devlet, daha çok toplum”un hâkim kılınması mümkün olabilecektir.

Demokratik entegrasyon, devleti ve toplumu hem birbirine bağlayan hem de karşı karşıya getiren bu bağların, devlet aleyhine ve toplum lehine demokrasiden yana pozisyon alması noktasında sergilenen ve bir basınca dönüşen toplumsal direniştir. Bu anlamda, demokratik entegrasyon hem devletin dünkü, bugünkü ve yarınki yapısını hem de bu devlet karşısında toplumsal mücadelenin alacağı şekli (Kaan A. Korkmaz & Kemal Taylan Abatan) yeniden düşünen, dönüştüren, eyleyen bir kavrayış biçimidir.

Bu kavrayış biçimi ise demokratik siyasetle şekillenir. Devletin bu yeni yapısı karşısında toplumsal mücadelenin açacağı manevra alanlarının toplum lehine yine toplum tarafından doldurulması, demokratik siyasetle mümkün olur. Dolayısıyla, entegrasyona sıfatını kazandıran temel unsur, siyasal mücadelenin ufkudur. Böylesi siyasal bir mücadele, devletin müdahalesi karşısında toplumun öz savunması da olabilmektedir.  

Ne yapılmalı?

Kuşkusuz demokratik entegrasyon, devletin mevcut yapısını değiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Kuruluşundan itibaren tekçi, milliyetçi, cinsiyetçi ve dinci kodların bir sonucu olarak; kırım, kıyım, inkâr ve asimilasyon dışında, Kürt halkı ve kadınlar başta olmak üzere halklar, inançlar ve topluluklar lehine başkaca bir birikim ortaya koymadan günümüze ulaşan devletin demokrasi ve özgürlük yönünde adım atması, demokratik entegrasyonla mümkün olabilecektir.

Bu adımların kalıcı, sistematik ve kurumsal olması açısından elbette gerek yasal gerek anayasal gerekse de uluslararası sözleşmesel düzeyde ilerici değişiklikler gerekecektir. Zira, bahsi geçen tekçi, milliyetçi, cinsiyetçi ve dinci kodları değiştirmeyi hedeflemeyen bir hukuk, meşru ve demokratik toplum hukuku olmayacaktır. Dolayısıyla demokratik entegrasyon, eski kodlardan arındırılmış yeni ve kurucu bir hukuk gerektirmektedir. Demokratik entegrasyon hukukunda, bireysel hak ve özgürlükler ile kolektif hak ve özgürlükler, birbirinden kopmaz niteliktedir.

Bu yeni düzen, farklı grup ve kimliklerin kolektif varlığının hukuk kapsamına alınmasıdır.  Kürt örneği özelinde ele alırsak, demokratik entegrasyon; hem evrensel insan hakları kapsamında Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin kullanımının hem de Kürt halkının kolektif varlığı, hakları ve temsilinin, diğer bir deyişle bir bütün olarak Kürt olgusunun -deyim yerindeyse hem ağacın hem ormanın varlığının- bütüncül bir yaklaşımla hukuk içine alınmasıdır. Bu; Kürdün hukukunun yok sayıldığı, Kürtlerin hukuk dışında tutulduğu bir zeminden, demokratik entegrasyon yasalarının ve hukukunun adım adım inşa edilerek çıkılmasıdır. Nitekim bugün Rojava’ya yapılan saldırılar ve yürütülen savaş; Kürt kadınlar başta olmak üzere Kürt halkının büyük bedellerle elde ettiği kazanımlarına karşı yüzyıllık devlet aklının inkâr etme, hukuk dışına itme, statüsüz bırakma ve demokratik entegrasyonu engellenme politikaların ısrarı ve güncel halidir.

Bununla birlikte, Meclis çatısı altında kurulan komisyonun bütün bu ilkeler bağlamında çalışma yürütmesi ve bu temelde meclise rapor sunması, “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin hukuki boyutunun inşa edilmesine ivme kazandıracaktır.

Bu değerlendirmelerle birlikte; toplum-siyaset-entegrasyon üçgeninde, bir yanılgıya dikkat çekmek önemlidir. Toplumun kaderi, tek başına demokratik entegrasyona bağlı değildir. (Kaan A. Korkmaz & Kemal Taylan Abatan). Tek başına hukuk da toplumun yegâne garantörü değildir. Esas olanın toplumsal ve siyasal güç olduğu bilinciyle hukuku, devletin müdahalesini minimalize edecek bir bariyer ve demokrasiyi ilerletecek bir kaldıraç olarak görmek önemlidir. Diğer bir esas ise toplumun, demokratik siyaset üretme kapasitesini koruyarak ve bunu örgütleyerek devleti değişime-dönüşüme zorlamasıdır. Zira toplum; bu kapasiteden uzaklaşır ve bir an ayağı takılıp da hantallık tuzağına düşerse, entegrasyonun demokrasi aleyhine değişmesine kapı aralanacaktır.   

Sonuç Yerine

Demokratik entegrasyonu, yazının en başında, eşitlik ve özgürlüğün sağlandığı bir bütün olarak tariflemiştim. Bu bütünün inşa edilmesi ve giderek güçlendirilmesi için bizzat devletle görüşmeler yapan Öcalan, bunun ancak devletle yapılan demokratik müzakere yöntemiyle sağlanacağını vurgulamaktadır. (Abdullah Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, 2025).

Müzakere, tam da hedeflediği gibi eşit ve özgür koşullarda yapıldığı oranda, demokratik olma vasfına layık olacaktır. Bundandır ki, demokratik toplum adına müzakerelere katılan Öcalan’ın eşit ve fiziki özgürlük şartlarının sağlanması, demokratik entegrasyonun en öncelikli gerekliliği olarak görünmek durumundadır.

Eğer, entegrasyonun demokratik olması için yeni ve kurucu bir hukukun gerekliliğine vurgu yapıyorsak -ki bu dönemin en temel vurgusudur- 27 yıldır tamamen hukuk dışı bir ada hapishanesinde tutulmasına rağmen, teorik ve pratik gücü ile -her zaman yaptığı gibi- bugün de “Barış ve Demokratik Toplum” sürecini başlatan ve bunu sürdürmek için çaba gösteren Öcalan’ın hukuk kapısından içeri girmesi, bu kapıyı demokratik toplum için de ardına kadar açık tutacak en büyük kilit olacaktır.

Etiketler: DemokrasiDemokratik BarışDemokratik EntegrasyonEntegrasyonMücadeleÖzgürlük Demokratik UlusSavaşSayı 152
Önceki İçerik

Her Bedende Direniş, Her Tutamda Özgürlük

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.