Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Rojava ve Uluslararası İnsancıl Hukuk

Sevda Çelik Özbingöl Sevda Çelik Özbingöl
1 Şubat 2026
Yazı
0
Rojava ve Uluslararası İnsancıl Hukuk
0
SHARES
4
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Kuzey ve Doğu Suriye’de gelişen özerk yönetim pratiği, sahadaki fiilî koşullar içinde barışçıl, çoğulcu ve bugün de tanıklık ettiğimiz üzere çatışmayı reddeden, barışçıl, hak temelli bir yönetsel deneyim olarak şekillenmiştir. Bu deneyimin kriminalize edilmesi, uluslararası hukukun self-determinasyon ve sivillerin korunması ilkeleriyle açıkça çelişmektedir

Rojava, dört parçalı Kürt coğrafyasının batısı, Kuzey ve Doğu Suriye olarak da adlandırılan bölge, insancıl hukuk, mücadele ve dayanışma pratikleriyle uluslararası kamuoyunun gündemine girmiş özgün bir toplumsal ve siyasal deneyim alanıdır.

Rojava modeli ve yaşam pratiği; Kürtler, Araplar, Êzidîler, Süryaniler, Aleviler başta olmak üzere bölgenin tüm etnik ve inançsal bileşenlerine birlikte yaşama, çoğulculuk ve demokratik katılım temelinde bir yönetim modeli sunmuştur.[1]

Kadın özgürlükçü yaklaşımı, yerel demokrasi pratikleri ve radikal dinci yapılara karşı geliştirilen toplumsal direnç ve özsavunma mekanizmalarıyla Rojava, gerici yapıların güç kazandığı bir tarihsel kesitte Ortadoğu coğrafyasında demokratik bir alternatif olarak öne çıkmıştır. Yaklaşık on bir yıllık bu deneyim sürecinde, demokratik ve hukuki metinler oluşturulmuş; kadınların siyasal temsiline, anadilde eğitime ve yerel adalet mekanizmalarına dayanan demokratik kurumsal bir yapı inşa edilmiştir.

Bununla birlikte Rojava ve çevresi, uluslararası hukuk bakımından halen uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışma (NIAC) koşulları altında bulunmaktadır. Bu durum, bölge halkı açısından Uluslararası İnsancıl Hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku kapsamında ağır ve süreklilik arz eden ihlalleri beraberinde getirmektedir. Son dönemde tanıklık edilen uygulamalar, geçmişte de örnekleri görülen anti-demokratik pratikler, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bağlamında ciddi risk başlıklarını ortaya koymaktadır.[2]

IŞİD’den HTŞ’ye: Süreklilik Gösteren Tehdit

Yoğun saldırılar altında düşmesi beklenirken geliştirilen toplumsal direniş sayesinde, 26 Ocak 2015’te Rojava’nın IŞİD saldırılarından kurtuluşu ilan edilmiştir.[3] Ancak bugün bölge; Heyet Tahrir el-Şam (“HTŞ”) adı altında varlığını sürdüren, devlet formunda yeniden yapılandırılmaya çalışılan cihadist ve çok bileşenli silahlı aktörler nedeniyle yeniden ağır ve yaygın insan hakları ihlalleriyle karşı karşıyadır.

Bu tehdit; Aleviler, Dürziler ve özellikle 6 Ocak itibarıyla Halep’te Kürt nüfusun yoğun yaşadığı mahallelere yönelik saldırılarla somutlaşmıştır. Çok bileşenli silahlı yapıların, resmî devlet söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılması, sivillerin korunmasına ilişkin evrensel normların ve uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerinin fiilen askıya alınması anlamına gelmektedir.

Kadınların, çocukların, azınlık ve inanç gruplarının hedef alındığı; zorla yerinden etme, demografik baskı, sivil ölümleri ve kazanılmış demokratik yaşam haklarının sistematik biçimde ortadan kaldırılması uluslararası insancıl hukukta ve uluslararası teamül hukuku açısından açıkça yasaklı ihlaller olmasına rağmen, halen yaygın ve süreklilik gösteren bir biçimde devam etmektedir.[4]

Basına Yansıyan Somut İhlal Örnekleri ve Tanıklıklar

Son dönemde kamuoyuna ve insan hakları örgütlerine yansıyan olaylar, ihlallerin münferit değil yaygın ve sistematik nitelik taşıdığını göstermektedir.

  • Bir kadın direnişçinin cansız bedeninin bir binadan atılarak teşhir edilmesi, insan onurunun ihlali, ölülere saygı yükümlülüğünün ihlali ve savaş suçu kapsamında değerlendirilmelidir.
  • Bir başka direnişçi Kürt kadının saç örgüsünün kesilerek teşhir edilmesi, kadın bedeninin savaş aracı hâline getirildiğini ve “Cinsiyete dayalı aşağılayıcı muamelenin” sistematik biçimde uygulandığını ortaya koymaktadır.
  • Kobanê’nin ablukaya alınması, su ve elektriğin kesilmesi sonucu kısa aralıklarla çocuk ölümlerinin yaşanması, “Kolektif cezalandırma ve hayatta kalma için zorunlu nesnelerin hedef alınması yasağının” ihlalidir.
  • Basına yansıyan canlı telefon görüşmesinde saldırıya uğradığını bildiren bir kadın ve ailesiyle bağlantının tamamen kesilmesi, “zorla kaybetme riskini” gündeme getirmektedir.
  • Kobanê’ye geçmeye çalışan avukat Süleyman İsmail’in HTŞ kontrolündeki bölgede öldürülmesi, “Korunan kişilerin hedef alınması ve hukukçuların özel korunma statüsünün ihlali” anlamına gelmektedir.

Medyanın şahitliğinde son bir aylık süreçte yaşanan bu olaylar, sivillerin bilerek ve isteyerek hedef alındığını ve saldırıların askeri zorunlulukla açıklanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.

“Devlet Bütünlüğü” Söylemi ve Hukuki Sınırlar

Hiçbir “devlet meşruiyeti” ya da “devlet bütünlüğü” söylemi, sivillere yönelik bu ve benzeri suçların işlenmesini haklı gösteremez. Uluslararası hukuk ve yerleşik yargı içtihadı, egemenlik ilkesinin mutlak olmadığını; savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar söz konusu olduğunda bu ilkenin sınırlandığını açık biçimde ortaya koymaktadır.[5] Uluslararası hukukta devlet bütünlüğü ilkesi savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bakımından mutlak bir koruma hiçbir zaman için sağlamaz. Sivillere karşı işlenen suçlar bakımından egemenlik iddiasının ileri sürülemeyeceği uluslararası yargı içtihadı ve yerleşik teamül hukuku ile sabittir.

Kuzey ve Doğu Suriye’de gelişen özerk yönetim pratiği, sahadaki fiilî koşullar içinde barışçıl, çoğulcu ve bugün de tanıklık ettiğimiz üzere çatışmayı reddeden, barışçıl, hak temelli bir yönetsel deneyim olarak şekillenmiştir. Bu deneyimin kriminalize edilmesi, uluslararası hukukun self-determinasyon ve sivillerin korunması ilkeleriyle açıkça çelişmektedir.[6]

Burada anlatılan ihlallerin siyasi tartışma gerektiren bir yönü olmakla beraber, Uluslararası Ceza Hukuku’nun da doğrudan konusunu oluşturmaktadır. Mevcut durum ve ihlaller karşısında uygulanabilir hukuk olarak da Uluslararası İnsancıl Hukuk ve Teamül Hukuku çerçevesinde değerlendirilmelidir. Mevzubahis çerçeve tahtında (i) 1949 Cenevre Sözleşmeleri – Ortak Madde 3 (uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda sivillerin korunması)[7], (ii) Uluslararası Teamül Hukuku (ICRC Teamül Hukuku Kuralları)[8] ve (iii) Roma Statüsü, md. 7 ve 8 (insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları)[9] sayılabilir.

Bu uluslararası normlar, taraf olunma gibi bir ön koşula bağlanmadan; devletleri, fiilî otoriteleri, özerk yönetimleri ve devlet dışı silahlı aktörlerin hiçbirini bağışık tutmadan tamamını bağlamaktadır.

HTŞ ve Geçici Suriye Hükümeti Bağlamında Hukuki Sorumluluk

Suriye Geçici Hükümeti ile hareket eden HTŞ, El-Kaide bağlantılı geçmişe sahip, BM Güvenlik Konseyi yaptırım listelerinde yer alan[10] bir devlet dışı silahlı aktördür.

Her ne kadar “devlet formu” altında sunulmaya çalışılsa da bu yapılar ve bileşenleri eliyle işlenen suçlar açısından uluslararası hukuk bakımından Cenevre Sözleşmeleri Ortak Madde 3 ve uluslararası teamül hukuku ile bağlıdır. Sivillere yönelik kasıtlı saldırılar, zorla yerinden etmeler, kadınlara ve azınlıklara yönelik sistematik şiddet; tanıklıklar, deliller ve uluslararası raporlarla sabit olduğu üzere başkaca delillere dahi gerek kalmaksızın savaş suçu teşkil etmektedir.[11]

Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar

Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) ve diğer bağımsız izleme kuruluşlarının verileri, HTŞ’nin sivillere yönelik saldırılarının yaygın ve sistematik nitelik kazandığını ortaya koymaktadır.[12] Bu durum, Roma Statüsü 7. maddesi uyarınca insanlığa karşı suç değerlendirmesini gündeme getirmektedir. Sivillerin hedef alınması, zorla yerinden edilmesi ve temel yaşam kaynaklarından yoksun bırakılması bu suçların tipik unsurlarıdır.[13]

Kadınlar, Çocuklar ve Azınlıklara Yönelik Özel İhlaller

Kadın bedeninin savaş aracı hâline getirilmesi, çocuk ölümleri ve azınlık gruplara yönelik demografik baskılar; işkence yasağı, insan onurunun korunması ve ayrım gözetmeme ilkesi kapsamında uluslararası insancıl hukukta mutlak yasak altındadır.[14]

Tüm bu temel başlıklar beraber değerlendirildiğinde, bize sadece bir kısmı yansıyan (raporlamalar ve tanıklıklarla) siyasi tartışma yönü mutlak şekilde var olan bu fiiller ve saldırılar Uluslararası Ceza Hukuku’nun doğrudan konusudur. Hiçbir güvenlik gerekçesi ya da “bütünlük” söylemi; savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları hukuken meşru kılmaz/ kılamaz. Bu suçlar zamanaşımına tabi değildir ve taraf olunmasa dahi devletleri, örgütlü yapıları ve bireyleri bağlar. Sivillere yönelik işlenen tüm bu suçlar zamanaşımına tabi olmadığı gibi, failler açısından da bireysel cezai sorumluluk da oluşturmaktadır.

Bugün görünmez kılınmaya çalışılan bu ihlaller; tanıklıklar, raporlar ve delillerle ispatlanabilir niteliktedir ve yargılanabilir suçlardır. Binlerce sivilin karşı karşıya bırakıldığı ve doğrudan etkilendiği bu kıyım ve demokratik yıkım, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal vicdan açısından da kollektif bir sorumluluk doğurmaktadır.

Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası teamül hukuku uyarınca; devletler ve devlet dışı silahlı yapılar sivillerin korunmasından eşit derecede sorumludurlar. Bu temelde Rojava’da bugün yaşananlar, Uluslararası hukukun evrensel bağlayıcılığının ve insan hakları söylemlerinin tüm herkes açısından sınandığı tarihsel bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Son Not:


[1] Office of the High Commissioner for Human Rights. (t.y.). Independent International Commission of Inquiry on the Syrian Arab Republic. Erişim adresi: https://www.ohchr.org/en/hr-bodies/hrc/iici-syria

[2] International Committee of the Red Cross. (t.y.). Non-international armed conflicts. Erişim adresi: https://www.icrc.org/en/document/non-international-armed-conflicts

[3] United Nations Security Council. (t.y.). Threats to international peace and security caused by ISIS. Erişim adresi: https://www.un.org/securitycouncil/content/isis-dae%27esh-al-qaida-and-associated-individuals-groups-undertakings-and-entities

[4] Office of the High Commissioner for Human Rights. (t.y.). Protection of civilians in armed conflict. Erişim adresi: https://www.ohchr.org/en/protection-of-civilians-in-armed-conflict

[5] International Court of Justice. (1986). Military and paramilitary activities in and against Nicaragua (Nicaragua v. United States of America), Merits Judgment. Erişim adresi: https://www.icj-cij.org/case/70

[6] United Nations. (1945). Charter of the United Nations. Erişim adresi: https://www.un.org/en/about-us/un-charter/full-text

[7] International Committee of the Red Cross. (t.y.). Geneva Conventions of 12 August 1949: Common Article 3. Erişim adresi: https://ihl-databases.icrc.org/en/ihl-treaties/gc-1949/article-3

[8] International Committee of the Red Cross. (2005). Customary international humanitarian law. Erişim adresi: https://ihl-databases.icrc.org/customary-ihl/eng/docs/home

[9] International Criminal Court. (1998). Rome Statute of the International Criminal Court. Erişim adresi: https://www.icc-cpi.int/sites/default/files/RS-Eng.pdf

[10] United Nations Security Council. (t.y.). ISIL (Da’esh) and Al-Qaida sanctions list. Erişim adresi: https://www.un.org/securitycouncil/sanctions/1267

[11] International Criminal Court. (2011). Elements of crimes. Erişim adresi: https://www.icc-cpi.int/sites/default/files/Publications/Elements-of-Crimes.pdf

[12] Syrian Network for Human Rights. (t.y.). Syrian Network for Human Rights. Erişim adresi: https://snhr.org/

[13] International Criminal Court, Office of the Prosecutor. (t.y.). Policy papers. Erişim adresi: https://www.icc-cpi.int/about/otp/policies

[14] Office of the High Commissioner for Human Rights. (1979). Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination against Women (CEDAW). Erişim adresi: https://www.ohchr.org/en/instruments-mechanisms/instruments/convention-elimination-all-forms-discrimination-against-women

Etiketler: BarışFeminizmKadın haklarıKobanêKürt kadın mücadelesiKürt kadınlarRojava DevrimiSavaşSayı 153
Önceki İçerik

Rojava’da Barış, Dünya’da Barış…

Sonraki İçerik

Kobanê ve Kadınların Büyülü Gerçekçiliği

Sonraki İçerik
Kürtlerin Demokratik Ulusunda Israr: Kürt Kalarak Kürt Olmayı Aşmak

Kürtlerin Demokratik Ulusunda Israr: Kürt Kalarak Kürt Olmayı Aşmak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.